Lice’de yaşlı teyzeler, bastonlu amcalar, genç kızlar kalekol inşaatlarına karşı sivil itaatsizlikte bulunuyor. Sivil halka karşı çelik başlıklı gaz bombaları kullanılıyor. Türkiye’nin saptanacak tüm bölgelerine merkezden yetki devri yapmak birincil çözüm yolu. Bölgelerin kullanacağı yetkiler arasında iç güvenlik yani polis istihdamı bölge yetkisi içinde olacak. O hâlde merkezden kalekol yapımı nereden çıkıyor. 2013’ten bu yana ormanları yok ederek 160 kalekol inşa edilmiş durumda. İktidar herhalde kalekolları bölgeye devretmeyi düşünmüyor.
2014 yılında Kürt gençleri halen dağda ve ister gönüllü ister zorlan olsun halen dağa çıkıyor. Soru halen geçerli. Neden dağa çıkıyorlar ya da çıkarılıyorlar? Kalekol politikasıyla bu süreç yürümez. Barış sürecinin en önemli boyutu dağdakilerin indirilip, topluma entegre edilmesi, KCK adli sürecinin genel bir afla noktalanması, yurtdışındakilerin ülkeye dönmelerinin ortamının yaratılması. Bütün bunların Meclis’te tartışılarak kanuni düzenlemelerle hayata geçirilmesi. Ve kuşkusuz aynı zamanda bölgelere yetki devrini sağlayan, herkes için anadiliyle her alanda yaşamak hakkını hukuki güvenceye alan bir anayasa inşasına başlanılması.
Peki, bunları yapabilmenin ortamı var mı? Başbakan Erdoğan, ötekileştirici kimlik siyaseti üzerinden buyurgan ve kışkırtıcı bir dil ile toplumsal kutuplaşmayı ve gerilimi artırıyor. Cumhurbaşkanı olmaya, 2015’e kadar de facto başkanlığa, 2015’ten sonra anayasayı değiştirip başkanlık sistemine geçmeye kilitlenmiş durumda. Kürtlere demokrasi çıtasını bir türlü yukarı çıkaramayan muhalefeti gösterip bunlarla olmaz, siz benimle uzlaşmak zorundasınız derken, Kürtler de biz olmadan bu isteklerini gerçekleştiremezsin diyor. Kürtler kalekol inşaatı devam ederken Erdoğan’a güvenebilir mi?