Uğur Gürses: Gelişen ülkelere akan sermaye yerel düzeyde politikacılarda illüzyon yarattı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

(…) siyasetçiler hataları seçmen gözünde “yıkamak” için farklı hikayeler anlatmaya devam ediyor. Gezi Parkı protestoları öncesinde faizlerin neden o kadar çok düştüğünü anlatmadan, neden faizlerin çıktığına dair tanı konuluyor; “Türkiye’nin gelişme trendine girmesinin engellenmek istenmesi”.

Gezi öncesinde Nisan 2013’te, son 12 aylık cari açık 51 milyar dolar iken yani bugünkü seviyesinde iken, ülkeye giren finansman 96 milyar dolar idi. Bunun da 52 milyar doları portföy yatırımlarından oluşuyordu. Neredeyse cari açığın iki katı finansman girişi hangi ülkede olsa faizler epeyce düşer. Doğrusu, kendi politikalarımızın sonucu değil, 2009 sonrasında gelişmiş ülkelerce bolca basılan ve nereye gideceğini bilemeyen paralar yüzünden bu düşük faize gelinmişti.

Peki sonra neden çıktı? 2013 Mayıs ayında, o dönemin Fed başkanı Ben Bernanke’nin artık tahvil alımlarını kısmaya başlayacaklarının sinyalini vermesinden sonra, “taper tantrum” olarak tarihe geçen piyasa çalkantısı yaşandı. Gezi ve devamında bozulan siyasi tablo bu konuşmanın ertesine düşüyor. Sonrasındaki 5 yıllık süreç ise siyasi krizler silsilesi biçiminde ilerledi.

Gelişmiş ülkelerde krizden çıkmak için bolca basılan ve bizim gibi gelişen ülkelere akan sermaye girişlerinin yerel düzeyde politikacılarda illüzyon ve konfor yarattığı çok açık; gerçeklerden uzaklaşarak “hataları biriktirme lüksüne” kapı açan. Girdiğimiz yeni süreç bu; bu lüks içinde, kaçtığımız gerçeklerin sonuçlarıyla sık sık yüzleşme.

Uğur Gürses’in yazısı