Üç soru üç cevap: Hizbullah, Kürtler içinde nasıl taban buldu?

ALTAN SANCAR

@altansancarr

altansancar@diken.com.tr

Son yıllarda radikal İslamcı örgüt Hizbullah davalarındaki tahliyeler ve medrese iddiaları yapıyı yeniden gündeme getirdi. Batman’da kurulan ve bir dönem etkili olan örgütün yeniden yapılanmasının mümkün olup olmadığı tartışılırken bir diğer yandan örgütün Kürtler içinde nasıl yer edindiği merak konusu oldu. Diken’e konuşan sosyologlar Bülent Küçük ve Mehmet Kurt örgütün sosyolojik açıdan dününü ve bugününü değerlendirdi. 

Gazeteci Adnan Işık cinayetinde gözaltına alınan Hizbullah militanı, polise yedi yıl önce cinayetin işlendiği bölgeyi gösteriyor. (Fotoğraf: Reuters / Van, 16 Şubat 2000.)

2011 yılından bu yana farklı tarihlerde Hizbullah davasından yargılanan ve örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen çok sayıda isim tahliye edildi. Kimi isiler uzun tutukluluk, kimi isimler ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları nedeniyle tahliye edildi. Son olarak CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, cezaevlerinde hükümlü Hizbullah davası sanığı kalmadığını söyledi.

Hizbullah’a dair soruları Doç. Dr. Bülent Küçük ve Din, Şiddet ve Aidiyet Türkiye’de Hizbullah kitabının yazarı Dr. Mehmet Kurt Diken için cevapladı. 

‘Politik kutuplaşma ortamında taban buldu’

‘Din, Şiddet ve Aidiyet Türkiye’de Hizbullah’ kitabının yazarı Dr. Mehmet Kurt’un verdiği yanıtlar şöyle: 

90’lı yıllarda Hizbullah’ın doğuşunda ve taban bulmasında rol oynayan toplumsal etmenler nelerdi? Kürtler içinde nereye dayandırmayı başardılar?

Hizbullah’ın kuruluşu 1970’lerin sonuna dayansa da 1990’larda daha geniş bir toplumsal tabana yayıldılar. 1980’ler boyunca seküler Kürt hareketleri baskı altındayken İslamcı hareketler için daha serbest bir hareket alanı vardı. Bu Hizbullah’a organize olma ve taban oluşturma konusunda kolaylık sağladı. Diğer yandan akrabalık ve aşiret bağları Hizbullah’ın bazı bölge ve şehirlerde desteğini pekiştirdi. 1990’ların şiddet ortamında bu ilişkiler daha karmaşık hale geldi.

Dr. Mehmet Kurt

1991-1996 yılları arasında Hizbullah ile PKK tabanı arasında devam eden çatışma ve infaz sürecinde 700 civarında insan öldürüldü. Bu yıllarda Hizbullah’a devletin güvenlik ve yargı güçleri tarafından tanınan tolerans ve cezasızlık Kürtler arasında yaratılmak istenen kutuplaşma ve düşmanlık siyasetinin bir uzantısıydı ve devletin böl/yönet stratejisindeki devamlılığı gösteriyordu. Dahası, siyasal şiddetin yoğunlaştığı kaotik ortamlarda insanların bir taraf seçmek zorunda kaldığı, radikalleştiği ve akrabalık/aile bağlarının politik kutuplaşmayı beslediği bir iklimde Hizbullah taban buldu. 

Hizbullah yapılanmasının Türkiye içinde değil de yalnızca ağırlıklı Kürtler arasında yayılmasının özel bir nedeni var mı? Bunu yalnızca sosyolojiyle açıklamak mümkün mü yoksa politik bir nedeni de var mı size göre?

Hizbullah Kürt İslamcı bir hareket. Nasıl PKK Türk solu içinden çıktıysa, Hizbullah’ın kurucusu Hüseyin Velioğlu’nun da formasyonu Türk İslamcılığı’na dayanıyor. Bugün yüzlerce STK ve siyasi bir parti, Hüda-Par’la temsil edilen, seçimlerde kayda değer bir oy oranına ulaşan ve neredeyse tamamına yakını Kürtlerden oluşan bir grup. 1990’larda daha evrensel İslamcı bir söylem benimsemiş olsalar da legalleşen faaliyetleriyle Hizbullah 2000’lerde yerelleşti ve daha Kurdi bir görünüm kazandı. Elbette 1990’larda da bu taban Kürtçe konuşuyor, ama muhafazakar ve taşralı bir habitusun içinde evrensel İslamcı rüyalar görüyordu.

2000’de Velioğlu’nun öldürülmesi ve on binlerce kişinin gözaltı ve cezaevine girdiği bir ortamda, Hizbullah da ‘gömlek değiştirdi.’ Bu gömlek değişiminin bir kısmı legalleşen faaliyetler iken diğer kısmı ise daha Kurdi bir tabanın mobilizasyonuydu. Böyle bir iklimde Hizbullah’ın Kürtlüğü daha görünür hale geldi, fakat Kürt meselesine dair İslamcı perspektifleri değişmedi. Bu perspektif de son yıllarda hükümetle daha yakın ilişkilere zemin sağladı. 

Size göre bu tarz bir yapı Kürtler arasında bugün de taban bulabiliyor mu? Bulabiliyor ise nedenleri nelerdir? Hizbullah bugün daha fazla mı Kurdi bir kimliğe sahip?

Her ne kadar seçimlerde ve kitlesel törenlerde kayda değer bir görünürlükleri olsa da, Hizbullah gibi yapılar Kürtler arasında geniş bir tabana yayılma şansına sahip değil. Bunun önemli nedenlerinden biri sekülerleşen Kürt toplumunun katı muhafazakâr İslamcı bir toplum tahayyülüyle barışık olmaması ve Hizbullah’ın 1990’lardaki imajı.

Hizbullah gerillası Mahmut Demir, özel harekat polisleri eşliğinde başsavcı Nuh Mete Yüksel tarafından sorguya çekiliyor. (Fotoğraf: Reuters / Adana, 30 Ocak 2000)

Diğer etkenler ise Kürtlerin özellikle son on yılda İslamcı ve Selefi radikalizmin kurbanı olmaları ve İslamcı siyasetin Kürtlerin taleplerine bir çözüm bulamaması. Her ne kadar 2016 sonrasında etki ve güçlerini arttırmış olsalar da Hizbullah’ın orta vadede sınırlı bir tabanda etkisini devam ettireceğini ama Kürt toplumunun büyük kısmı tarafından şüpheyle karşılanmaya devam edeceğini düşünüyorum.  

‘Üç siyasal ideoloji’

Doç. Dr. Bülent Küçük’ün sorularıma verdiği yanıtlar şöyle: 

90’lı yıllarda doğuşunda ve taban bulmasında rol oynayan toplumsal etmenler nelerdi? Yani kendilerini Kürt siyasetine karşı, Kürtler içinde nereye dayandırmayı başardılar?

Kürtlerin cumhuriyet projesinden dışlanmasının siyasallaştırılması 1960’dan bu yana üç siyasal ideolojide ifadesini buldu. Bunlardan bir tanesi ve belki de en güçlüsü, 1960lardan bu yana sosyalist hareketlerin eşitlik ve özgürlük ideali Kürtlere kendilerini kısmen ifade etme ve eşitlik talebinde bulunma olanağı vermesidir.

Sol evrenselliğinin eşitlikçi tahayyülün Kürtlerin simgesel/kültürel dışlanmasına ve maruz kaldıkları kötülüklere karşı kayıtsız kalmasından dolayı, Kürt solunun 70’lerden başlarından itibaren Türk solundan ayrışmasına sebebiyet verdi ve Kürtlerin -yine sınıf temelli bir toplumsal dönüşümü de kapsayan- kendi müstakil örgütlerini kurmasına itti. Özellikle 1970-1980 arasında, tıpkı Türk solunda görüldüğü gibi, çok çeşitli sol menşeili hareketlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Bu miras bugün hala toplumsal tabanı en geniş olandır. 

Doç. Dr. Bülent Küçük

İkincisi, Molla Mustafa Barzani’n Irak Kürdistan’ında verdiği statü mücadelesinden feyz alan kültürel olarak muhafazakâr siyasal olarak milliyetçi bir damardan beslenen örgütlerin/hareketlerin bulduğu toplumsal tabandır. 

Üçüncüsü şiddet aygıtlarını kullanamasın bakımından zaman zaman radikal gibi de görünse toplumsal taban bakımından en zayıf olan gelenek de İslamcı harekettir.  Bir yandan İran İslami devrimin yarattığı iklimden nemalanan İslamcı Kürt hareketi diğer yandan Kürt coğrafyasında köklü ve yaygın bir şekilde örgütlenmiş olan tarikatların ve medreselerin yarattığı kültürel ve simgesel mirasa da yaslanıyor görünüyor. 

‘Seküler Kürt siyasetine karşı devlet tarafından araçsallaştırıldı’

Kürt bölgesinin geciken modernleşmesini/kentleşmesini de hesaba katarsak İslamcı hareketin bu coğrafyada bir taban bulması çok da bir sürpriz sayılmaz. Üstüne üstlük bu konuyu ayrıntılı çalışan akademisyenlerin de tespit ettiği gibi, bu yapıların özünde bir sistem karşıtlığı söz konusu. Siyasal İslam merkezi bürokratik idareye karşı bu itirazın siyasal olarak örgütlemiş bir hali olarak görülmelidir. Sovyetlerin çökmesiyle gelecek ütopyasını yitiren solun içine girdiği yenilgi kültürüne ve melankoliye karşın, siyasal Türkiye’nin batısında olduğu gibi Kürt bölgesinde görece bir zemin buldu. Bunlar yapısal etmenler. Siyasal İslam’ın 90larda zemin bulmasının siyasal -öznel etmen ise şudur:

Bilindiği üzere, her üç siyasal geleneğinin içine devletin çeşitli ajanları sızmış olsa da en belirgin ve etkili şekilde 90’larda Hizbullah’ın bir kolunun kitlesel bir boyuta ulaşmış olan seküler Kürt siyasetine karşı, derin devlet tarafından araçsallaştırılmış olmasıdır.  Bu kadar hızlı ve sert yayılmasının mümkün kılan devletin kurumsal olarak çeşitli kaynakları bol keseden bu yapı için seferber etmesiydi. 

Sosyolojik olarak bakıldığında üç hareket geleneği de yapısal kurumsal dışlamanın çeşitli tezahürleriydi. 

‘Ana akım siyasal İslamcıların Türkçü damardan beslenmesi ayrı örgütlenmeyi zorunlu kıldı’

Hizbullah yapılanmasının Türkiye içinde değil de yalnızca ağırlıklı Kürtler arasında yayılmasının özel bir nedeni var mı? Bunu yalnızca sosyoloji ile açıklamak mümkün mü yoksa politik bir nedeni de var mı size göre?

Bu sorunun yanıtı yukarda kısaca tarif ettiğim yanıta kısmen içkindir, Hizbullah hareketi beynelmilel -boş bir evrenseli- bir talebi ifade eden bir İslami hareket olmasından ziyade Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarını da içeren bir yerden kendini -kaçınılmaz olarak- konumlanıyor. Türkiye de ana akım siyasal İslamcıların Türkçü milliyetçi bir damardan besleniyor olması ayrı ve özgün bir örgütlenmeyi zaruri kılmış görünüyor.

Sivil polis ve işçiler Hizbullah tarafından öldürülüp gömülen kayıp bir kişinin cesedini arıyor. (Fotoğraf: Reuters / Adana, 24 Ocak 2000)

Türkiye’nin başat İslamcı örgütleri Türklüklerinden feragat etmedikleri için, ümmetçi evrensellik tahayyülleri hiçbir zaman hakiki bir eşitlik mahiyetine kavuşmadı. İslamcı Kürtlerin eşitlik talepleri bu hareketlerde bir karşılık bulmadı ve hayal edilen ümmetin eşit paydaşları olarak görülmedi. Sol-emek evrenselliği veya cumhuriyetçi yurttaşlık evrenselliği nasıl ki Kürtlerin eşitlilik taleplerine farklı gerekçelerle nasıl kayıtsız kaldıysa, Türk İslamcı hareketlerin ümmetçi vaadine örtük veya açık olarak Türk milliyetçiliği şekil verdi, Türk İslamcıları da Kürtlerin mağduriyetlerine kayıtsız kaldılar. Dolaysıyla Türkiye’de solun sınıf temeli toplumsal beden tahayyülü, Kemalistlerin ulus tahayyülde ve İslamcıların ümmet anlayışlarında Türklük belirleyici oldu. Bu yapısal dışlama Kürtlerin İslamcı, sol veya muhafazakâr formlarda kendi müstakil örgütlerini kurmasına sebebiyet verdi. 

‘Siyasal İslam’ın beynelmilel ideolojik krizi bölgedeki siyasal İslamcı örgütleri derin sarsıyor gibi görünüyor’

Size göre bu tarz bir yapı Kürtler arasında bugün de taban bulabiliyor mu?

Paradoksal olarak modern toplumsal sınıfların en cılız olduğu bir coğrafyada ikamet eden ve kültürel olarak da görece daha mütedeyyin muhafazakâr olan Kürt nüfusu demokratik sivil siyasette Türkiye’de en seküler ve demokratik talepleri dillendiriyor. Demokratik talepleri dillendirmesi beklenen batıdaki seküler kentli nüfusun siyasal talepleri ise Kürtlerin ileri taleplerini oldukça geriden takip ediyor. 

Kürtlerin seküler-demokratik siyaseti ve çeşitli meslek örgütleri ve derneklerden müteşekkil sivil toplum örgütleri hem bölgede hem de büyük şehirlerin varoşlarındaki demokratik yaşam alanlarında köklü bir mücadele mirası biriktirdi. Her ne kadar son birkaç yıl içerinde bu alanlar sivil faillerinden arındırılarak boşaltılsa da rejimle iltisaklı veya görece özerk İslamcı yapılar bu boşluğu dolduracak bir kapasiteye erişemedi, çünkü bu yapıların ortaya koyabilecekleri demokratik ve özgürlükçü bir gelecek vaatleri söz konusu değil. Elbette var olmaya devam edecekler ama daha geniş ve güçlü olabilmeleri için ortaya bir gelecek projesi koymaları gerekir. 

Daha büyük resme baktığımızda, bölgede kendilerine kalıcı ve geniş bir toplumsal taban yaratamadıkları için ne eski cumhuriyet rejimi ve ne de yeni otoriter şirket rejimi yüz yüze kaldıkları derin meşruiyet krizini aşabildiler; her iki rejimin gelecek tahayyülleri de peşi sıra akamete uğradılar. Siyasal İslam’ın beynelmilel ideolojik krizi bölgedeki siyasal İslamcı örgütleri derinden sarsıyor gibi görünüyor. Üstüne üstlük kendilerine musallat olmuş 90’ların kanlı karanlık hafızası da hala olduğu yerde duruyor. Bu yapısal sebeplerden dolayı siyasal İslamcıların Kürt bölgelerinde toplumsal alanda genişlemesi kısa vadede mümkün görünmüyor. Bunun yerine, Türkiyelileşme meselesine daha mesafeli duran milliyetçi siyasal yapılar daha güçlü bir moral üstünlük kazanmışa benziyorlar.