AYŞEGÜL KASAP
aysegulkasap@diken.com.tr
@aysegul_kasap
Temmuz, Mert, Ozan… Anayasal haklarını kullanırken gözaltına alınan ve tutuklanan yüzlerce gençten sadece üçü…
Dertleri ne parti ne de siyasetçiler. Saraçhane’ye hakları ve gelecekleri için gittiler. Bugüne ve yarına dair kaygılarını duyurmak için…
Temmuz, ‘Türkiye’nin yaşanılabilir bir yer olmaması düşüncesiyle’ gitti.
Mert, ‘Maaşı yetmediği için iki büklüm indirim isteyen emekliler için oradaydı… hasta annesinin hastane masraflarını devlet karşılamadı diye…’
Ozan ‘ülkedeki hukuksuzluklara karşı anayasal hakkını kullanmak için…’

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından İBB binasının bulunduğu Saraçhane başta olmak üzere birçok yerde eylemler yapılmış, yüzlerce kişi gözaltına alınmıştı.
İstanbul başsavcılığı, 8 Nisan’da İstanbul’daki eylemlerle ilgili toplam ayrı 20 soruşturma yürütüldüğünü, 829 kişiden 819’una kamu davası açıldığını duyurmuştu. Başsavcılık açıklamasına göre 278’i tutukluydu.
Temmuz’un hikayesi
Musa Akyol, Temmuz’un babası. Temmuz, Yeditepe Üniversitesi’nde okuyor. 23 Mart Pazar akşamı arkadaşlarıyla beraber Saraçhane’ye gitti. Temmuz’un ablası yurt dışında. Bulunduğu ülkede gece saat 1’de kardeşini arıyor ama ulaşamayor. Türkiye saatiyle gece 3. Endişeyle babasına mesaj atıyor.
Sonrasını şöyle anlatıyor Musa bey:
“Sabah olunca mesajı gördüm. Avukatlarla iletişime geçip bilgi almaya çalıştım. Akşam üzeri Gayrettepe’de olduğunu öğrendik. Gözaltına alındıktan sonra yaklaşık 20 saat sonra haber alabildim. İki üç gün bulamayan arkadaşlar var. Biz onlara göre daha erken ulaşabildik.“
Temmuz yedi saat gözaltında ters kelepçe bekletilmiş. Yemek yiyememiş. Yatacak yer olmadığı için koridorlarda yatmış. Gözaltındayken fiziki şiddete uğramamış.

‘Tombaladan çeker gibi gözaltına aldılar’
Musa bey oğlunu bayramın ikinci günü açık görüşte görmüş:
“Temmuz, ‘Gözaltına alınırken hepimiz şiddete maruz kaldık’ dedi. Polisler başına baskı uygularken gözlüğü de kayboldu. Almak istemiş, küfrederek almasını izin vermemişler. Oradaki gençlerden biri ‘Babam vefat etti, annem tek başına nolur bırakın’ deyince küfrederek şiddet uygulamışlar. Temmuz’un kaşı biraz açılmış. Doktora darp edildiğini söylemiş.
Bu çocuklar hukuksuz bir şey yapmadı. Benim çocuğum tam alandan ayrılırken alınıyor arkadaşlarıyla beraber. ‘Daha erken ayrılalım, kalabalığa kalmayalım, Yeditepe uzak, ertesi gün ders var’ diyorlar. Bu esnada gözlerine gaz sıkılarak oradan alınıyorlar. Nihayetinde çocuklar anayasal haklarını kullandılar.
O gün orada Saraçhane’de 1 milyon kişi varsa, 1 milyon kişi ne yaptıysa onu yaptı çocuklar. Maalesef tombaladan çeker gibi, ‘Birileri gözaltına alınacak’ dendi. Bizimkiler torbadan çıkmış çocuklar aslında. Yoksa herhangi bir saldırı, taş atma, taşkınlık, hiçbir şeyi yok. Avukatlar kamera görüntülerinde de yok diyor.“
‘Gençler’in hissettiği endişe…’
Musa bey Silivri’deki ilk günlerinde çok tedirgin olduğunu söyledi:
“Bizim çocuk cinayet koğuşunda kaldı Silivri’de iki gün. Koğuştakiler iyi davrandı buna ama davranmayabilirlerdi. Suçluların içine atılmış. Beş kişi iyi davrandı ama diğerleri kötüdür. Bir baba olarak nasıl bir yere düşecek diye korktum. İkinci gününde normal koğuşlara alındı. İçimiz rahat etti.”
Babası Temmuz’un Saraçhane’ye gitme motivasyonunuysa şöyle anlatıyo:
“Temmuz CHP’li değil. Oraya asıl gitme amaçları ‘Neden İmamoğlu’nu gözaltına alıyorsunuz’dan ziyade, gençlerin hissettiği endişe. Nasıl bir Türkiye’de yaşayacaklarının belirsizliği. Motivasyon daha çok oydu. Türkiye’nin yaşanılabilir bir yer olmaması düşüncesiyle gittiler. En azından benim oğlum öyle gitti. O konuda duyarlıydı.”
‘Acıyı yaşarken gurur da yaşıyoruz’
Musa beyi, en çok gençlerin dayanışması etkilemiş.
“Apolitik diyorduk biz bu kuşağa… Çocuklar Twitter’dan etiket açmışlar ‘Temmuz için adalet’ diye… 1 milyondan fazla etkileşim almış. O çocukları da politize etti bu olay. Kendi arkadaşları, yaşıtları birbirlerine sahip çıktılar. Bizim çıkmamızdan öte birbirine bu şekilde destek olmaları o kadar değerli ki… Bu dayanışmaları belki gelecek yılların siyasetini belirleyecek. O açıdan bu çok anlamlı geliyor. Gözaltına alınıp tutuklanıp bedel ödedi benim çocuğum ama benim için de bir gurur kaynağı aynı zamanda. Sahip çıkıyor kendi sorunlarına. O acıyı da yaşarken böyle bir gurur da yaşıyoruz.”
Ozan’ın hikayesi
Bergüzar Karabuğa, Ozan’ın annesi. Ozan bir gemide aşçı.

Ozan işten çıkınca arkadaşlarıyla saat 10 gibi gitmiş Saraçhane’ye.
Annesi o geceyi ve devamını ağlayarak anlattı:
“11.30’dan itibaren oğluma ulaşamadım. Sabaha kadar hiçbir yerden bilgi alamadım. Sabah 4.30 gibi Vatan’da olacağını söylediler. Dört gün oğlum orada tutuldu. Dört günü unutamıyorum. Arkasından apartopar tutuklama kararı verildi. Oradan Metris’e, oradan Silivri’ye. Süreç bizim için zordu. Benim oğlum vatanını çok seven bir çocuk. Dosyasında bile orada olmasının dışında bir şey yok. Bu suç değil, anayasal hak.
Polise daha yakın olmak onları gözaltına almak anlamına gelmemeliydi. Çocuklara zor kullanıp, ters kelepçe taktılar. Bizim çocuklarımız onlar.
Ozan’ın en çok üzüldüğü ve bana dediği şey şu oldu: ‘Anneciğim o öğrenci çocukları vermemek için çok mücadele ettim. Sırf gözaltına alınma nedenim çocukların önünde durmaya çalışmam.’“
Bergüzar hanımın iki çocuğu var. Bir oğlu bir de kızı. Kızı üniversiteye hazırlanıyor. Kendisi de çalışıyor.
“Hiçbir şey yapamıyorum. Sesimi duyuramadım. Bu çocukların mücadelesi parti değil ki, haksızlığa hukuksuzluğa karşı gittiler oraya. Sesimi duyuramadığım için de çok üzgünüm. Benim gibi bir sürü anneler var bu durumda. Bizim bu çektiklerimizi kim nasıl ödeyecek? Çok yıprandım. İşe gelmem gerekiyor, çalışmam gerekiyor. Benim bir kızım var üniversiteye hazırlanıyor. Süreç yorucu bir süreç.”
Oğluna kıyafet getirmiş ama almamışlar. Altı gün aynı kıyafet ve çamaşırlarla kalmışlar.
‘Oğlumla gurur duyuyorum’
Ozan’ın annesi yetkililer şöyle seslendi:
“Bu çocuklarımızın hiçbir suçu günahı yok. Yasal haklarını kullandı. Bir an önce serbest bırakılmalı. Kiminin işi var, kiminin okulu var. Benim oğlum umudum. Ben ona bakıyorum o bana bakıyor. Benim çocuğum vatanını çok seven sayan biri. Çocuklarımız çıksın. Biz vatan haini değiliz. Vatanını milletini seven insanlarız. Güzel evlatlar yetiştirdik. Ben oğlumla gurur duyuyorum. Bunu yetkililer de bilsin. Ve çıkıp gelmesini istiyorum.
Çok üzgünüm. Ne yapabilirim bilmiyorum. Suçlular elini kolunu sallayarak gezerken benim çocuğumun ne işi var orada?”
Mert’in hikayesi
Asu Akay, Mert’in annesi. Mert Beykoz Üniversitesi’nde okuyor. 23 Mart Pazar günü gitmiş Saraçhane’ye.

Asu hanım da oğlundan uzun süre haber alamayan annelerden… Gözaltı bilgisi geldikten sonra Kadıköy’den taksiye binip Vatan’a gidiyor. Saat sabah 3.
“Dört tane karakol gezdim. Çocukları gördüm dayak yemiş, ters kelepçeler var. Kendi çocuğumu görmekten korktum bir an. Ya benim çocuğumda da bir şey varsa… Elim ayağım kesildi o an. Herkes kendi çıkarı doğrultusunda demagoji yapıyor ama kimse o anne, babaların ve çocukların gerçekten ne yaşadığını konuşmuyor.”
Avukatlar da doğru düzgün bilgi alamamış uzun bir süre. Her gün Çağlayan Adliyesi ile Silivri Cezaevi arasında mekik dokumuşlar.
‘Üç dakika içinde karar verdiler’
Asu hanım kanser. Ailelerle birlikte çocuklarını görmek için kapıda beklemiş. Bir hafta arabada koltukta yatmış.
“Yıpratıcı bir süreç. Droneler tepede uçuyor. Kimin ne yaptığını bilmiyor olabilirler mi? O çocukların neden yargılandığı delillerele beraber ispatlayıp çıkarsınlar.
Üç dakika içinde karar verdiler. Neye göre üç dakka içinde karar verdiler. Üç dakika ya. Varsa bir şey konuşsunlar. Tutanak bile yok. Avukatıma dedim ki benim çocuğumu suçu herhangi bir delili varsa ortaya çıkarsınlar. Yok, delil de yok ellerinde. Çocuğumun kolunda Apple Watch var. Saat 9.30’da meydana gitmişler, saat 6’da olan görüntüyü çocuklara sunuyorlar. Bu nasıl bir adaletsizlik.”
‘Annesinin hastane masraflarını devlet karşılamadı diye gitti‘
Mert, okurken aynı zamanda çalışıyor da. İki kardeşi daha var. Biri 18 yaşında, o da hem çalışıp hem okuyor. Diğeriyse 13 yaşında.
Annesi Mert’in o gün Saraçhane’ye neden gittiğini şöyle anlatıyor;
“Benim çocuğum artık yaşamaktan yoruldu. Yoksa herhangi bir parti üyesi değil. Herhangi parti adına gitmedi. Geçim darlığı, haksızlığa uğrayan insanlar var. Benim çocuğum geçim sıkıntısı çeken yaşlılara saygı duyan, iş yerinde bir şey satarken maaşı yetmediği için iki büklüm olup ‘İndirim yapar mısın oğlum’ diyen emekliler için gitti oraya. Hasta annesinin hastane masraflarını devlet karşılamadı diye gitti. Yoksa Özel çağırdı diye gitmedi. Kimse oraya onun için gitmedi.”
Annesi o akşam ne olduğunu sorunca Mert şu yanıtı vermiş:
“Yolda 50-60 yaşındaki insalar bayıldı anne üstünden atlayıp gidemezdim. Hatta polis abiler yardım etti ayağa kaldırdık. Sonra bir baktım üstüme üstüme geliyorlar. Direnmedim alın beni dedim.”
Asu hanım şöyle devam etti:
“Her insan iyi değildir, her iş kolunda iyiler de vardır kötüler de.. O çocuklara vuran polisler de yargılansın. Benim çocuğuma bir polis yardım ediyor, diğer polis tutukluyorsa burada bir çelişki var.”
*Editör notu: Bu haberi yazarken Mert, 102 gençle birlikte tahliye edildi.