ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Kıbrıs adası açıklarında sondaj çalışmalarını durdurması için çağrıda bulundu.

Halihazırda adanın batısında hidrokarbon bulmak için sondaj yapan Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz, adanın doğusunda hidrokarbon için sondaj yapacağı Magusa körfezi açıklarına varmıştı.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Bu provokatif adım bölgede gerilimi yükseltiyor. Türk yetkililerden bu faaliyetlere son vermeleri ve tüm taraflara itidalli olmaları, bölgede gerilimi artıran hareketlerden kaçınmaları çağrısında bulunuyoruz” dedi.
Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi de ikinci sondaj gemisinin ada açıklarına gelmesini karasularının ihlali olarak niteleyip kınarken, Avrupa Birliği ise arama çalışmalarının endişe verici olduğunu bildirdi.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye’nin hidrokarbon aradığı yerlerin kendi münhasır ekonomik bölgesi olduğunu iddia ediyor. Türkiye ise Kıbrıs’ın batısında sondaj yaptığı alanın kendi sahanlığında kaldığını, doğusunda sondaj yapacağı alanda arama hakkının ise KKTC tarafından TPAO’ya verildiğini belirtiyor.
Çavuşoğlu: Garantör olmayan ülkeler söz söyleyemez
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bölgedeki sondaj faaliyetlerine yöneltilen eleştiriler hakkında “Bu konuda herhangi bir ülkenin ya da uluslararası kurumun yorum yapma hakkı yoktur. Bu konuda ne yapmak istediğine, ne yapabileceğine ancak Türkiye karar verir” dedi.
Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, “Garantör ülkeler dışındaki ülkelerin açıklamalarını tamamen yersiz buluyoruz” ifadesinde bulundu.
Anadolu Ajansı’nın haberine göre Çavuşoğlu, garantör ülkelere ve Avrupa Birliği’ne (AB), Rum tarafı tek taraflı sondaj ve sismik araştırma çalışmalarına başladığında, Rumların tek taraflı çalışma yapmasının doğru olmadığını söylediklerini hatırlattı. Çavuşoğlu, söz konusu garantör ülkeler ve AB’nin Rum tarafına bu çalışmaları yapmaması ya da durdurması gerektiğini söylemediklerini, buna karşılık Türk tarafının haklarının garanti altına alınması gerektiğini aktardıklarını belirtti.
Bakan Çavuşoğlu, 2011’de dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında bir komisyon kurulması teklifinde bulunduğunu hatırlatarak, bu ortak komisyon içerisinde müşterek çalışmalar yapıldıktan sonra sondaj ya da diğer faaliyetlerin devam etmesi gerektiğini anlattı.
KKTC’nin bu teklifinin bugüne kadar masada olduğunu ve hiçbir zaman geri çekilmediğini söyleyen Çavuşoğlu, şöyle dedi: “Biz düşüncemizi herkesle paylaşırken, hiçbir kurum, AB, BM ya da Kıbrıs ile yakından ilgilenen garantör ülkeler ve AB bu konuda adım atmamıştır.”
Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın Türkiye aleyhine bazı kararlar aldırmaya çalıştıklarının farkında olduklarını vurgulayan Çavuşoğlu, AB’nin bu konuda adım atmasının faydasız olduğuna şöyle değindi: “AB sırf dayanışma uğruna yanlış adımlar atmaya devam ederse, bu konuya bir çözüm getiremeyiz. Sorunu çözmek için yapıcı yaklaşım içinde olursak, biz zaten varız. Esneklik gösteriyoruz. Yeter ki Kıbrıs Türk halkının hakları garanti altına alınsın. Bir mekanizma kurulabilir, komisyon kurulabilir. AB üzerinden olabilir, BM üzerinden olabilir. İki taraf üzerinden olabilir. Biz hepsine varız. Kıbrıs Türk halkının burada hakkı olduğunu herkes teslim ediyor. Rumlar da teslim ediyor. (Güney Kıbrıs lideri) Anastasiadis’e sorduğum zaman ‘Evet, Kıbrıs Türk halkının hakkı var.’ Neden peki bunu garanti altına almıyorsun diye sorduğumda ‘Şimdi yapamam.’ diyor. Ne zaman yapacaksın, satmaya başladığın zaman. Şimdi yapamıyorsan satmaya başladığın zaman yapacağının garantisi nerede? Burada herhangi bir doğal gaz çıktığında, satmaya başladığında sen olacak mısın? Dolayısıyla olayın başında bu işleri bizim mutabakata bağlamamız lazım.”
Bu yüzden Türkiye sondaj çalışmalarına başlayıncaya kadar hiçbir uluslararası kurumun adım atmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, üçüncü tarafların Kıbrıs çevresindeki sondaj çalışmalarına müdahil olması durumu ile ilgili olarak şöyle konuştu: “Garantör ülkeler dışındaki ülkelerin burada söz hakkı yoktur, garantör değillerdir. Dolayısıyla konuşacaklarsa da dengeli konuşmaları gerekir. Taraf tutmamaları gerekiyor. Biz Kıbrıs meselesinin çözümünde her zaman AB’yi gözlemci olarak, bazen yan odada tuttuk. Crans-Montana’da aynı odaya dahil ettik. Kenarda bir masada oturdular. Dayanışma adına tamamen Rum yanlısı bir tutum sergiliyorlar. Dayanışmada AB standartları esas alınmalıdır.”