Tom Amca'nın can sıkıntısı: Caz

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Müzik            

insanatinart@gmail.com

Yazın ikinci yarısı caz festivalleriyle geçti.

Bozcaada, Kaş, Bodrum…

Sonbahara doğru geçerken başlayan 28. İstanbul Caz Festivali ise Eylül sonuna kadar yıldız yağmuruna devam ediyor.

Festivalde Yaşam Boyu Başarı Ödülü için Tülay German uygun görüldü. Meraklısı için bakınız ‘Burçak Tarlası‘ ve Erdem Buri

Aslında mesele 1605 yılında Chesapeake Körfezine kaptan Newport’un indirdiği ilk koloni yolcularıyla başlıyor.

Kraliçe’nin emri vardı; Yeni Dünya’ya yerleşilecekti.

Zaten gelenlerin başka şansı da yoktu. Yaşlı kıtada endüstri devrimi zamanlarıydı. Topraklar dokuma fabrikalarına hammadde sağlamak için, tarımdan besiciliğe geçilerek yeşil çayırlar haline getirilirken, buharlı dokuma tezgâhları daha az işçiyle, daha çok üretmeye başlamıştı.

İlk iki koloni yeni topraklarda zar zor tutunsa da aynı limana 1619 Ağustos sonu, Eylül başı gelen White Lion gemisi 20’den fazla Afrikalı köle bırakmıştı.

Koloniler döneminin, Virginia şeker, mısır, tütün tarlalarında çalışan işçileriyle başlayan yeni ülkenin kölelik hikâyesi, 1866 yılına kadar neredeyse 12,5 milyon Afrikalı kölenin kıtaya gelişiyle sonuçlandı.

O yıl kölelere vatandaş olma izni çıktı.

Bu insanlık tarihinin öyle kara bir lekesiydi ki, 1985 yılında Papa ll. Jean Paul; Afrikalılardan beyaz Hristiyanları, köle ticaretinde üstlendikleri rolden dolayı affetmelerini istiyordu.

Tom Amca’nın Kulübesi‘nde bu haberi kimse önemsemedi.

H.B Stowe’un 1852 yılında kitap olarak basılan eseri dünyada milyonlarca satmış ve Amerika kıtasındaki kölelerin öyküsüyle herkes yüzleşmişti.

Caz tarihi, öncelikle Amerika’ya getirilen bu kölelerin, Tom Amca’ların tarihidir aslında…

Cadde diye tanımlanan Manhattan 5. ve 6. bulvarlarında yer alan soğuk, boğuk, sigara dumanlı, taş döşeli bodrum katları bu tarihin ünsüz tanıklarıdır.

Kökünü güneyde, tarlalarda çalışan kölelerin söylediği hüzünlü blues türkülerinden alan caz, iç savaş sonrası kuzeyde konser salonlarına çıkarak, bütün tonlarıyla dünya müziğine yerleşir…

Jelly Roll Morton ilk dönemin en ünlü piyanist-şarkıcılarındandır.

Ardından Ragtime dönemiyle biraz daha enstrümanlar ve ezgiler çeşitlenir. Hot Jazz dönemine hüzünden dansa ve eğlenceye doğru yolculuk eden ritmler; Lois Armstrong, Glen Miller, Lester Young ile klasiklerin caza uyarlanmasıyla başlayan sayısız açılımla devam eden sürece girer.

Bugün Chick Corea’nın bestelerinde şeker kamışı ve mısır tarlalarının izi vardır.

Bu Afro-Amerikan köklü müzik en çok doğaçlamasıyla tanınsa da caz yalnızca doğaçlamadan ibaret değildir.

İlk dönemlerindeki haliyle 1930’ların, 40’ların müzik eleştirmenlerince alt sınıfın, cahillerin ya da nota okumayı bilmeyen müzisyenlerin ürünü sayılan caz; doğaçlamalarıyla belki de geçmiş acı günlere en büyük isyan çığlığını seslendiriyor, bunu Avrupa’dan müziğine katılan saksafon, trompet ve piyano sololarıyla bastırıp neşelendiriyordu.

New Orleans’daki liman kentlerinin kozmopolitliği, blues’un Avrupalı ritimlerle tanışmasını daha da hızlandırdı.

1915’lerde Chicago’da kullanılmaya başlayan caz ismi, 1920’lerin içki yasaklarıyla yer altı kulüplerinde, sıcacık bir damar gibi büyüdü. Bu beyaz toplumun tükürdüğü, eğitimsiz ve siyah çocukların müziğiydi.

Ellerinden hayatları, özgürlükleri, çocukları, çocuklukları alınmış, müziklerini kimse alamamış ve susturamamıştı. Sanatın, müziğin gücüydü bu…

Yine de siyah çocukların bu müziğini kardeşliğe, adalete ve insan onuruna inanan beyaz çocuklar kıta içinde yaydı.

F. Scott Fitzgerald 1922’deki kitabına ‘Caz Çağı Öyküleri adını vermişti. Gerçekten 20’ler ve 30’lar caz çağı oldu.

Kısacık anlatmaya çalıştığım bu uzun hikâyeyi çocukluğumda ‘Tom Amca’nın Kulübesi‘nde dinlemiştim. Yazıyı da birlikte, doğaçlama yazdık zaten.

28. İstanbul Caz festivali devam ediyor. Caz, notalardan fazlasıdır izleyin, dinleyin…