Tek duvarı, iki köpeği, nefis mezeleri var
T

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Takımın en aylağı benim. Oraya gittiğimde, ekipteki sorumluluklarım dışında yapmam gereken hiçbir şey yok. İşi de arkada bırakıyorum, İstanbul’u da. Oysa Utku hariç, ekibin kalanı orada yaşıyor. 

Perşembe akşamdan Bodrum’da idim; yarın antrenman var, öyle de disiplinliyiz. 

Antrenmandan sonra Mustafa’nın (Özkeskin, bence yaşayan kültür mirası) Kızılağaç’taki atölyesine gittik. Utku’ya (Şimşek) yaptığı ve hâlâ kızakta duran tirhandilden artan keresteleri yakıp sucuk-ekmek-bira partisi yaptık. 

Bence yaşayan kültür mirası ilan edilmesi gereken Mustafa’nın (sağda) evinin bahçesindeki atölyesinde, Utku’nun (solda) teknesinden (arkada) artan parçaları yakıp sucuk-ekmek-bira partisi yaptık.

Geçmişte taşımacılıkta, sünger avcılığında kullanılan tirhandiller denize dayanıklı geleneksel Bodrum tekneleri. Bizim Mustafa da son ustalardan, evinin bahçesine kurduğu marangoz atölyesinde üretim yapıyor. Şimdiden adı efsanevi ustalarla birlikte anılıyor. 

Bizim kayık Hızır. 12 metrelik klasik bir tirhandil.

Hafta sonu yarış var. Brifing akşam saat 18:00’de Pi Cafe-Bistro’da. Pi, Bodrum Kaymakamlığı arkasında, sevdiğim barlardan biri. Bazı akşamlar tam benlik DJ performansı da var ki, uykusuz bırakır insanı. 

Mustafa gibi Bodrum sevdalıları bir araya gelerek 2016’dan beri Tirhandil Cup’ı düzenlemeye başladı. Altı ayaklık bu yılki trofenin ilk yarışı da geçen hafta sonuydu. Onun brifingi işte.

Rakı eşliğindeki brifing bitti ama uyumak için çok erken. Meyhane listemde de Berduş var. Bari kalan zamanı öyle değerlendireyim.

Berduş, Bodrum Sanayi’de. Gittiğimde hava çoktan kararmıştı.

Berduş’tan Ciğerci Yasin’i yazarken bahsetmiş, ancak pub diyerek geçiştirmiştim. Mekânı eşiyle birlikte işleten Yadigâr Hanım (Çankaya), nazik bir mesaj yollamış, “Aslında biz pub değil, sakatat mezeleri ağırlıklı bir meyhaneyiz” diye uyarmıştı. Hatamdan dolayı mahcup oldum, neyse ki telafisi olan bir hata. 

Berduş’ta Bodrum meyhanelerine göre sıra dışı mezeler var.

Berduş, Bodrum merkezdeki sanayi sitesinde. Eski Turgutreis caddesinin eski otogar çıkışında solda, tam köşede. Tabelasından tentesine kadar (beni de yanıltan) bir bira markasının sarı kurumsal rengiyle donanmış. Hatırlıyorum, yakın geçmişe kadar kırtasiye vardı yerinde. Açılalı zaten bir yıl olmuş. Halbuki bana oturmuş bir işletme gibi geldi. Meğer arkasında bir tarih varmış.

Meslek babadan. Murat beyin babası Ahtapot Orhan, 1970 yılında Orfoz Restaurant’ı açmış.

Berduş’a gittiğimde hava çoktan kararmıştı. Dışarıdaki masalar dolu, içeride birkaç boş masa var. Mutfağın girişindeki iki kişilik masaya oturdum, hem de etrafı keserim. 

Tatlı bir salaşlığı var. Tek duvarında büyük bir Atatürk portresi, etrafında kamyon arkası yazılarını andıran özlü sözlerin olduğu plakalar, Nazım Hikmet, Zeki Müren, Neşet Ertaş, Deniz Gezmiş, Müslüm Gürses, Yaşar Kemal, Kemal Sunal portreleri asılı. Kalan iki cephedeki tamamen açılabilen doğramalar dışarıyı içerinin devamı haline getiriyor. Dışarıdaki masalar tenteyle korunuyor.

Sipariş almaya gelen garson “Rakınızı getirdiniz mi?” diye sordu; isteyen getirebiliyormuş. Bir 35’lik için geç oldu, kadeh kadeh ilerleyeyim bari.

Bunlar benim seçimim.

Meze dolabı içkinin de servis edildiği bankonun arkasında. Hem farklı hem nefis görünüyor. Meze seçmeye gittiğimde bankodaki beyefendiye kendimi tanıtıp niyetimi söyledim. Ayıbımı yüzüme vurmadan hatırladığını söyledi. Murat bey (44), Yadigâr Hanım’ın eşiymiş. O da “Biz sakatat meyhanesiyiz” dedi mezeleri saymadan. Bayılırım sakatata. Bir de hakkını vermişlerse… 

Tek duvarımız böyle.

Murat bey Bodrum doğumlu, ama aslen Bolu Mengenli. Babası (lakabıyla) Ahtapot Orhan, 1970’te Bodrum’a gelmiş, Orfoz Restaurant’ı kurmuş. Yok, Kumbahçe’deki değil, ondan yıllar önce. Baba mesleğini sürdüren Murat bey, 2003’te Türkbükü’nde Su’yu, sonra da merkezde Eski Orfoz’u açmış ama ruhsat sorunu nedeniyle 2015’te kapatmış: 

Burayı geçen yıl, 18 Aralık’ta açtık; neredeyse bir yıl olacak. Aslında biz balıkçıyız ama her yer aynı şeyleri servis etmeye başlayınca farklı bir şeyler yapalım dedik.”

Yeni olmasına rağmen mekânın oturmuşluğunun nedeni anlaşıldı.

Ağzım iyice sulandı. (Yine) yarımşar porsiyon işkembe turşusu, dil ve beyin söğüş, portakallı kereviz ve kuru dolma söyledim. Bu gece uzayacak, daha mezelerden belli. 

Köşede konumlanmanın avantajı, dışarıda daha çok masa var.

Dedim ya mekânın iki tarafı tamamen açık diye, belli ki buraların sakinlerinden iki köpek de istediği gibi girip çıkıyor, masaları dolaşıyor. Talepkâr değiller ama, gönlünden koparsa. Siyah olanı (orijinal bir isim takıp Karabaş diyelim) bana da uğradı. Dil söğüş tercihi. Beyin ve işkembeyle arası yok, sirkeyi sevmiyoruz anlaşılan. Olsun, bana kalır onlar da. Portakallı kereviz ve kuru dolmayı teklif etmedim bile. 

Karabaş’la damak zevkimiz tam uyuşmadı. Sirkeyle arası yok.

Garson başka masaya yanlamış diğerine lâf attı, 

“Dana gibi oldun, hâlâ sinyaldesin.” 

Ne müşterilerde ne de mekân sahiplerinde en küçük bir rahatsızlık var. Aksine herkes sevgiyle yaklaşıyor. Masa komşum beyefendiler de elleriyle besliyor köpekleri. Berduş’u daha da sevdim.

Masa komşularım da hayvansever. Diğerleri gibi.

Bir hanımefendi “Merhaba Behzat bey, hoş geldiniz” diyerek doğrudan masama geldi. Yadigâr hanım imiş.  “İyi ki mesaj atmışsınız. Hem hatamı düzeltebileceğim, hem de pek memnunum burada olduğum için” diye karşıladım. Nasıl cana yakın, nasıl samimi bir insan. Aksaraylı. Doğduğu gün babası ölmüş, ondan yadigâr.

Eşinin kaldığı yerden anlatmaya devam etti:

“Baştan beri biz de müşterilerimizi seçtik. Bodrum’da yaşayanlar geliyor daha çok. Huzurlu bir yer olması önemliydi bizim için.”

Müşteri kitlesinden belli. Herkes kendi muhabbetinde. Neredeyse kadın masaları daha ağırlıklı. 

Biz burayı gidecek bir yer bulamayınca açtık. Açarken her yerdeki standart mezelerin dışında bir şeyler yapalım dedik. Aşçı bulamayınca mutfağa ben girdim.”

Çocuklarına zaman ayırmak için pazar günleri kapalılar ama maç günleri hariç. Meğer Bodrumspor Süper Lig’e çıkmış, yarın da Galatasaray buradaymış, Yadigâr hanımdan öğrendim. Pazar günü maç varsa bu kez de pazartesi günleri kapalılar. 14:00-01:00 saatlerinde servis veriyorlar.

Fonda Kardeş Türküler var, Feryal Öney ‘Hem Okudum, Hem De Yazdım’ı söylüyor. Tanju Okan’dan ‘Kadınım‘,  Ahmet Kaya’dan ‘Kum Gibi‘ geldi şimdi de. Mehmet Erdem, Ata Demirer, Yıldız Tilbe sıradakiler.

Sıra ara sıcaklarda. Rakım bitmiş. Ama bi dakka, bu ikinci mi, üçüncü mü? Boşveer: 

“Bir duble daha lütfen.”

Takdim edeyim; dil kavurma (solda), kelle kavurma.

Yine yarımşar, önce dil kavurma. Bizim Karabaş her siparişte uğradı. Evet, favorisi dil, belli oldu. Kelleye pek iltifat etmedi, damak zevklerimiz burada ayrıldı. Kokoreci de istemedi, belki içinde domates-biber olduğu içindir. Ben de ızgara kokoreçte baharat dışında katkı istemem, güveçte kavurma olduğu için bunda gideri var.

Güveçte kokoreç kavurma.

Kadın-erkek tuvaletleri yan yana. Cinsiyet sembolü olarak da Bülent Hanım’ın (Ersoy) önceki ve sonraki dönem fotoğrafları kullanılmış. Temizlik sorunu yok.

Tuvaletlerdeki kadın-erkek sinyalleri Bülent Hanım’ın iki dönemine ait fotoğraflarla verilmiş.

Yarın yarış var. Güya bu kadar kalmayacaktım ama pişman değilim. Hesabım bin 815 lira tuttu. Rakı market fiyatına, kişi başı 50 lira ‘büşon‘ yazılıyor. Bira 120, mezeler 130-150, sakatat mezeleri 200’er, ara sıcaklardan paçanga 150, dil kavurma, güveçte kokoreç, kelle 400’er, köfte 300 lira.

Yadigâr-Murat çifti, bendeniz, serviste Süleyman bey, mutfakta da Turan bey var.

Daha birkaç kapı yaparım da yarın yarış var. Yoksa gün bitmiş sayılmaz burada.

Bu arada Dünya Rakı Haftası bu yıl 29 Kasım-8 Aralık tarihlerindeymiş. 29 Kasım benim, 8 Aralık da canım arkadaşım, gönüllü editörüm Banu’nun (Tuna) doğum günü. Ben açıklayamadım bu tesadüfü, var mı başkası?