Suudi Arabistan devletinin petrol şirketi Aramco’nun futbola merakı niçin?

2026 Dünya Kupası’nı izleyen herkes Aramco’yu turnuvanın ‘enerji ortağı’ ilan eden tabelaları ve sahadaki reklam panolarını gördü.
Guardian’ın haberine göre bu fosil yakıt şirketi, dünyanın tek başına en çok kirlilik üreten kurumsal yapısı.
Aramco’nun sponsorluğu, FIFA’nın dünya genelindeki taraftarları öfkelendiren ve giderek artan ‘sportswashing (sporla aklama)’ faaliyetlerinin bir boyutu olarak görülüyor.
Fosil sermaye futbola nasıl girdi?
Modern futbol ve kirletici endüstriler arasındaki bu yakın ilişkinin, üç döneme ayrılabilecek uzun bir geçmişi var.
İlki, futbolun Britanya toplumunda işçileri disipline etme aracı olarak büyüdüğü ve ardından Britanya İmparatorluğu ve kapitalizmin bir kültürel ihracatı haline geldiği dönemdi.
1850 Fabrika Kanunu’yla işçiler, cumartesileri 14:00’ten itibaren çalışma zorunluluğundan muaf olma hakkını kazanmışlardı; hatta Britanya’da geleneksel maç başlama saatinin 15:00 olmasının nedeni de bu.
Sonrasında Avrupa endüstrisi futbolu dünya genelinde daha da uzaklara ihraç etti. Oyun Britanya’dan Fransa’nın kuzeydoğusuna, Almanya’nın kuzeybatısındaki sanayi bölgelerine ve İtalya, Portekiz, İspanya, Arjantin, Uruguay ve Brezilya’nın liman kentlerine yayıldı.
Peşinden futbolun profesyonelleştiği ve sanayi şehirlerindeki kulüplerin giderek daha fazla hakimiyet kurduğu savaş sonrası dönem geldi. Bu kulüpler genellikle otomotiv endüstrisiyle yakından bağlantılıydı. Bunun en bariz örnekleri Juventus’un Fiat’la, Wolfsburg’unsa Volkswagen’la olan ilişkisiydi.
Futbolu yöneten ekonomik düzenlemeler, bir dönem seçkin erkeklerin oynadığı sporun çok daha geniş bir tabana yayılmasını sağlıyordu.
Avrupa düzeyinde Real Madrid, Milan, Inter ve Benfica’nın erken dönemdeki hakimiyetinin ardından oyun standartlarının düştüğü ve Avrupa Kupası finallerinde İsviç’in Malmö kulübü gibi küresel cazibesi daha az, daha küçük kulüplerinin mücadele ettiği bir ‘Avrupa Sklerozu (Eurosclerosis/durgunluk)’ dönemi geçirildi.
Bu görece eşitlik, dev kulüplerin işine gelmiyordu. Bu yüzden, hem Avrupa turnuvalarının formatını değiştirmek hem de özellikle İngiltere, İtalya ve İspanya’daki kendi liglerinde pastadan daha büyük pay ve yetki almak için baskı yapmaya başladılar.
Nihayetinde, 1990’ların başında Şampiyonlar Ligi ve Premier Lig’in kurulmasıyla futbol tamamen küreselleşti.
Bu durum, sporu genellikle en cazip şehirlerdeki en büyük kulüplerin lehine olacak şekilde, fosil sermaye yatırımlarının yeni biçimlerine açtı.
1990’ların sonlarında turnuvanın genişletilmesi için baskı yapan 14 elit kulübün parçası olmayıp da sonrasında Şampiyonlar Ligi’ni kazanabilen sadece üç kulüp oldu. Bu üç kulübün tamamı da elit seviyeye petro-dolar yatırımlarının yardımıyla adım attı.
Chelsea, Rus milyarder Roman Abramoviç’le, Manchester City Birleşik Arap Emirlikleri kraliyet ailesinden Şeyh Mansur’la ve Paris Saint-Germain Katar hükümetinin bir iştiraki olan Qatar Sports Investments’la Avrupa’nın en büyük kupasına ulaşabildi.
Bu arada rekabete ayak uyduramayanlar içinse iflas çok daha yaygın bir durum haline geldi.
‘Gerekli bir kötülük’
Artık bir kulübün Avrupa’da erkek futbolunun elit seviyesine girmesi ancak bir petrol devletinden (petrostate) yatırım almasına bağlı gibi görünüyor. Bu da fosil yakıtları gitgide dünyanın en popüler sporunun hayati parçası haline dönüştüyor.
Çoğu insanın artık fosil yakıtların iklim değişikliğini tetiklediğini ve medeniyete bir tehdit oluşturduğunu anlamasına rağmen, fosil sermaye gücünü korumaya devam ediyor.
Dolayısıyla yeşil dönüşümle mücadelesinde fosil yakıt şirketlerinin kendilerini ‘gerekli bir kötülük’ haline getirmeleri gerekiyor; hatta öyle ki onlarsız futbol hayal edilemez gibi bir hal alıyor. İşte ‘sporla aklama’ tam bu noktada devreye giriyor.
Diğer taraftan FIFA’nın oynadığı rol de fosil sermayenin hakimiyetinin futbolda daha da kök salmasını hızlandırıyor.