Tip 1 diyabetli çocuklar şarlatanların hedefinde

Şarlatanların istismar ettiği hastalar arasında tip 1 diyabetli çocuklar ve ergenler ile aileleri de bulunuyor.

Türkiye’de her yıl iki bin çocuk Tip 1 diyabet tanısı alıyor
Türkiye’de her yıl iki bin çocuk Tip 1 diyabet tanısı alıyor. Fotoğraf: AA

Ketojenik ve glutensiz diyetlerden ozon tedavisine, hacamattan bitkisel ürünlere, içeriği ‘sır’ olarak sunulan formüllerden kök hücre nakillerine, fonksiyonel tıptan zihinsel iyileşmelere, şifalı sulardan akupunktura kadar bilimsel olarak etkisiz yöntemler, ketoasidoz, uzuv kaybı, koma ve hatta ölümle sonuçlanabilecek ağır tablolara yol açabiliyor.

Tip 1 diyabet, pankreasın çok az ya da hiç insülin üretmemesinden kaynaklanan otoimmün bir hastalık. Tip 1 diyabette kür olmasa da insülin kullanımı, doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle başarıyla yönetmek mümkün.

Bu hastaların dışarıdan insülin almadan yaşamlarını sürdürmeleriyse mümkün değil. Ancak aileler, kulaktan dolma bilgiler ve sosyal medyada karşılarına çıkan iddiaların da etkisiyle zaman zaman “kesin tedavi” vaat eden şarlatanların tuzağına düşebiliyor.

Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabeti Derneği, diyabet şarlatanlıklarıyla ilgili hukuk mücadelesini sürdürüyor. Derneğin girişimiyle, bir diyetisyen ve bir hekime idari para cezası da verildi.

Çocuklar tehlikeye atılıyor

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Çayır ile hasta ve yakınlarının bu tuzaklara nasıl düşürüldüğünü konuştuk.

Çayır, diyabet tedavisinde mucizelere yer olmadığını vurguladı: “Şarlatanların vaat ettiği hızlı çözümler çoğunlukla ticari amaçlı. Çocuklarımızın sağlığını tehlikeye atıyor. Her türlü tedavi değişikliği mutlaka çocuk endokrinoloji uzmanları, çocuk diyabet ekipleri tarafından yapılmalı.”

Türkiye’de şarlatanların en sık başvurduğu yöntemler; insülin bıraktırma, ketojenik veya çok düşük karbonhidrat ve insülin bıraktırma diyetleri, kök hücre tedavisi, fonksiyonel tıp, bitkisel tedaviler ve ozon tedavisi, erişkin kliniklerinde tanı değiştirilmesi ve tip 2 tedavi ilaçlarının başlanması, hacamat ve benzeri uygulamalar, biyoenerji, frekans, elektromanyetizma gibi cihazlar.

Ayrıca yaban eriği marmelatı, salatalık suyu, çörek otu, kenevir yağı, hatalı bağışıklık hücrelerini ortadan kaldırmak için kulak arkası ve omurgadan kan aldırma, açlık diyeti (otoantikorları aç bırakma), bağırsak temizliği, nefes egzersizleri ile zihinden diyabete sebep olan hatalı genleri silme gibi şarlatanlıklar da uluorta sürüyor.

Şarlatan hekimler de var

Tip 1 diyabetle ilgili şarlatanların bir kısmı hekim, diyetisyen, psikolog veya başka sağlık çalışanı olabiliyor. Diplomaları hastaları ve yakınlarına güven uyandırıp, yanıltabiliyor.

Çayır, tip 1 diyabetin iyileştirilmesi konusunda kesin çözüm sunulamadığı için çaresizliğin sömürüldüğünü söyledi: “Şarlatanlık muhtemelen insanlık tarihi kadar eski. İnsanların şarlatanlara yönelmesinin ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik birçok nedeni var.

“Doğa her şeyi iyileştirir, ilaçlar zehirdir” inancı bu arayışta etkili. Hacamat gibi dinle bağlantılı tedaviler de deneniyor.

Sosyal medya şarlatanlar için reklam platformu. İnsanlar ümit ediyor. “O gitmiş, ben de bir kez gideyim, ne olacak?”, “Ne kaybederim?” diye de düşünülüyor bazen.

Ancak hiç tahayyül edemeyeceğimiz noktalara kadar gidiyor.”

‘Balayı dönemi’nde bir süre insülin üretimi sürüyor

Tip 1 diyabet, pankreastaki insülin üreten beta hücrelerinin yüzde 80’inin harap olmasıyla ortaya çıkıyor. Tanı alan hastalara insülin tedavisi başlanınca vücudun stresi ortadan kalkıyor. Geride kalan az sayıdaki beta hücresi, dışarıdan verilen insülinin de yardımıyla bir süre daha üretime devam ediyor. Hasta hastaneden çıktığında şekeri bir süre düşmeye devam ediyor. Hekimler insülin dozunu azaltıyor. Günde bir-iki ünite insülin hastaya yetebiliyor. Hekimler bu döneme ‘balayı dönemi’ diyorlar.

Balayı hastadan hastaya değişiyor. Bir hafta da sürebiliyor, çok ender iki yıl da, ama beta hücresi tükenince mutlaka bitiyor. Hasta yakınlarının zaten yeni tanı aldıkları bu dönemde en sık başka tedavi arayışlarına girdiklerini belirten Çayır, “Hastanın insülini zaten düştüğü için denedikleri yöntemin başarılı olduğunu sanıyorlar. Ancak balayı dönemi bittiğinde işe yaramadığı görülüyor” dedi.

‘Kötülük sırasında en üstteler

Şarlatanların uyguladığı tedavilerin bilimsel kanıtlara dayanmadığını vurgulayan Çayır, yöntemlerini öyküler, reklamlar ve psikolojik manipülasyonlarla pazarladıklarını söyledi. Çayır, şarlatanların bunu bilerek ve çıkar amaçlı yaptığını belirtti ve ekledi: “Bu nedenle yerleri, kötülük sıralamasında en üstte.”

Çayır, şarlatanların bazı ortak özellikleri bulunduğunu anlattı. Şarlatan kanıtlamaya çalışmaz, ikna etmeye çalışır. İnançlara hitap eder. Güvencesi kişisel beyanatlar ve hikâyeler. Sundukları “literatür” vatandaşa yönelik. Dayandıkları araştırmaların standardı, hassasiyeti, validasyonu yok. Başarısızlığı göz ardı ederler. Detayları gizler ve mistik bir hava verirler. İleri sürdükleri iddialarını hiçbir surette terk etmezler, değiştirmezler.

Çaresizlikten besleniyorlar

Bu sahte bilimin ikna için kullandığı iddialar benzer: Yöntemi dünyaca ünlü ama çok tanınmayan bir hekim bulmuştur. Tüm dünya kullanıyordur. Uygulayıcılar kurs ve sertifikalar almıştır. Yöntemin adı karmaşık ama kulağa çok bilimsel gelir. Her derde devadır. İyi olsanız da kullanmanızı gerektirecek nedenler vardır. Kilometrelerce öteden iyileştirir. Vücudu ısıtır, sarsar vb. “Normal” hekimler bunu bilmez. Sonuç almak için kesinlikle tam inanmak ve zamanla düzeleceğini bilmek gerekir. Özel satış merkezlerinden ya da postayla alınır. Resmî sağlık otoriteleri onay vermemiştir.

Çayır, şarlatanların genellikle yöntemlerinin nasıl çalıştığını tam olarak açıklayamasa da belirsizliklerden beslendiğini ifade etti: “Şarlatanlar kesin tedavisi (kür) olmayan, savunmasız diyebileceğimiz insanları seçiyorlar. ‘Her gün dört kez enjeksiyon (insülin) yapıyorsun. Bunu kullansan ne kaybedersin?’ deniyor. Ayrıca interneti, sosyal medyayı çok sık kullanıp birbirleriyle iletişime geçiyorlar.

Düzelmezse hasta söylediklerine inanmamıştır, söyleneni yapmamıştır. Daha kötü bir sonuç ortaya çıktığında ise geç kalınmıştır.”

Eşek, deve idrarında ‘çare’ aranıyor

Çayır ayrıca şarlatanların çok kere, “İlaç firmaları gerçek tedavinin bulunmasını istemiyor” ya da “Aslında tip 1 diyabetin çözümü bulundu ama öyle büyük bir pazar var ki çıkarmıyorlar” iddialarını ortaya attıklarını belirtti: “Yurt dışında aklınıza gelebilecek her bitkinin hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaları mevcut. Şarlatanlar, ‘Bakın, Çin’de yapılan bir çalışmada sıçanlar üzerinde bunun etkisi gösterilmiş. Biz bunu insanlarda da denedik, fayda ediyor’ diyorlar.

Her türlü bitkinin, kapsül ya da toz hâline getirilerek diyabetli çocuklara verildiğini gördük. Eşek, deve idrarı içirenlere de rastladık.”

Doğal ama zararlı olabilir

Çayır ailelere şu uyarılarda bulundu:

* ”Her derde deva” iddialarına şüpheyle yaklaşılmalı,

* Tanıklıklar ve anekdotlar bilimsel kanıt değil,

* “Yüzyıllardır kullanılıyor” argümanı tek başına yetmez,

* ”Bilim her şeyi bilmiyor” suistimalin kapısını aralayabilir,

* Doğal ama zararlı olabilir.

Çocuklarda diyabetin üç işareti: Kilo kaybı, sık idrar, susuzluk

Türkiye’de her yıl 2 bin çocuk Tip 1 diyabet tanısı alıyor