Bodrum'da zamanın yavaş aktığı, mütevazı bir meyhane
B

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Bodrum’da yapılan yelken yarışlarına, 2008’den beri aksatmadan katılırım. Tek istisnası, İsmihan ve oğlumuz Kostak’la Yunan adalarına, İtalya’nın doğu kıyıları ve Sicilya üzerinden Malta’ya, Tunus’a yaptığımız iki yıllık seyirdi. Pandemiydi, işti güçtü derken tatlı bir anı olarak kaldı o seyrimiz.

İsmihan dümende, oğlumuz Kostak güvertede Korint’i geçerken.

Birkaç yıldır Bodrum klasiği geleneksel tekne tirhandille yarışıyorum. Tirhandil Cup Trofesi ve her ekim ayının üçüncü haftası yapılan Bodrum Cup’ı kaçırmam. Ekibimiz de fena değil hani, geçen senelerde Bodrum Cup’ı üç yıl üst üste kazandık. Regatta bayrağı ömür boyu bizde şimdi.

Fena da değiliz. Önceki senelerde Bodrum Cup’ı üç yıl üst üste kazandığımız için regatta bayrağı artık bizde.

Yarış teknemiz Hızır, 12 metrelik bir tirhandil. İsmi, Barbaros Hayrettin’in asıl adından geliyor. Sahibi, yarış arkadaşım, kardeşim, Hacı lakaplı Mustafa (Özkeskin), tirhandilin yaşayan son ustalarından. Yaptığı işe aşık. Neredeyse keserle yonta yonta yaptı Hızır’ı. İdolü Barbaros Hayrettin’in adını hem büyük oğluna hem de tekneye verdi. Bu öyle bir hayranlık ki yarış dışında gurcataya Hızır Reis’in yeşil renkli sancağını çeker, kimi de bunu şeriat bayrağıyla karıştırır. Muhtemelen o sırada biz, “Akşam nerede içsek?” diye tartışıyoruzdur.

Bizim kayık Hızır ile yarışta. 12 metre, klasik bir Bodrum tirhandili.

Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak yarışıyoruz. Ama finiş hattını geçtikten sonra, sonuç ne olursa olsun gideceğimiz meyhaneye odaklanırız. Ekibimizde Bodrum’un yerlisi de var, buraya dışarıdan gelip yerleşen de, benim gibi bir ayağı İstanbul, bir ayağı Bodrum’da olan da. Bütün bu tecrübeler birleşince de popüler olsun olmasın iyi mutfağı biliriz.

Yarış startla finiş arasında. Bittikten sonra sonuç ne olursa olsun günün en önemli sorusu, “Akşam nerede içsek?” O akşamların birinde Körfez’e mutlaka uğrarız.

Bodrum’un ilk meyhanesi Körfez Restaurant (1927) vazgeçilmezimiz. Gemibaşı’na da gideriz ara ara. Moya sevdiğimiz yerlerden, şarap kavı çok geniştir. Atgeç iyi ama merkeze biraz uzak. Adliye Sokak’taki Kiracı, Keçi, Mezemore… Eskiden Kumbahçe’deki Berk Balık’a kadar uzanırdık, epeydir ihmal etmişiz.

Bodrum Sanayi yeme içme merkezi olmaya aday.

Her yerde olduğu gibi Bodrum’da da meyhane aksı değişiyor zaman zaman. Bir ara Çarşı’daki Meyhane Sokak (adı üstünde) meyhaneleri revaçtaydı. Balıkçılar Çarşısı’na kaydı bu ilgi. Adliye Sokak ve çevresi popüler son birkaç yıldır. Körfez’in de bulunduğu Neyzen Tevfik Caddesi ise hep gözde.

Şuraya yazıyorum, önümüzdeki bir iki yıl içinde Bodrum Sanayi Sitesi yeme-içme merkezi haline gelecek. Evet, oto tamircilerinin, yedek parçacıların, tornacıların, cıvatacıların bulunduğu merkezdeki sanayi sitesinden bahsediyorum.  Bu söylediğim kehanet değil, görünen köy kılavuz istemez.

Aslında o taraflara işim düşmediği için fark etmemiştim. Hatta Turgutreis Caddesi’nden eski otogara çıkan trafik ışıklarının oradaki Berduş Pub’ı aylar önce görmüş, “İş yapıyor mu ki?” diye düşünmüştüm. Bir akşam Kosova Köftecisi’ne akşamın ikinci rakı durağını yapmak için uğradığımızda fark ettim buranın potansiyelini. 

Kosova, yedi yıldır aynı yerde. Bir yanında Berduş Pub, diğer yanında Balıkçılar Çarşısı’ndaki eski Eray Balık’ın sahibinin açtığı Yarenim var. Akşam olup da elektrikçi, kaportacı dükkanını kapatırken başka bir hayat buluyor Sanayi Sitesi bu sayede. Oldukça da hareketli. 

Ne kadar uzattım. Bu kadar laf salatası yapmasaydım asıl anlatacağım yere varmıştık bile.

Faik ile sanayideki Kosova Köftecisi’ndeydik, pek memnunuz.

Son gidişimde, akşama doğru buluştuk Faik ile. Kosova’da rakı içerken bahsetmişti Ciğerci Yasin’den. Bodrum’u sokak sokak bilirim sanırdım da Ciğerci Yasin’in yerini pek çıkaramamıştım. Yokuşbaşı’ndan inip ilk trafik ışıklarını geçtikten sonra soldaki ilk sokağın içinde. Tam adı Reisoğlu Hacı Halil Efendi Sokak. Bildiğim, ama bana göre sapa bir yer. İşte mesele de bu, işini iyi yapıyorsan sapa mapa, gelip seni bulurlar.

Ciğerci Yasin, Reisoğlu Hacı Halil Efendi Sokak’ta. Sapa olmasına rağmen müdavimi çok.

Öğleden sonra, hava nefis. Kaldırımdaki iki masadan birine çöktük Faik’le. Bir 35’lik, mezelerden de ne varsa. Bir tabakta yoğurtlama, diğerinde çekiçte zeytin ve lahana turşusu geldi. Pek lezzetli. Zeytin, Mumcular’ı geçince Dörttepe Köyü’nden. Şimdi mahalle deniyor tabii. Lahana turşusu da Yasin Usta’nın bacanağı Şenol’un kız kardeşinin elinden.

Meze az ve öz. Çekiçte zeytin, ev yapımı lahana turşusu, yoğurtlama.

Yasin usta da masamıza oturup muhabbetimize katıldı. Yasin Algın 50 yaşında. 15 yıl Milas’a öğrenci servisçiliği yapmış. Tüm o yıllar boyunca okul çıkışını beklerken, Milas Sanayi’deki ünlü ciğerci Mehmet Ali ustanın oğlu Sedat ustanın yanında bu işi layıkıyla öğrenmiş:

Yasin usta, iki yıl önce burayı açarak hayalini gerçekleştirmiş.

“Böyle bir yer açmak hayalimdi, iki yıl önce gerçekleştirdim. Eşimle birlikte işletiyoruz.”

Eşi Filiz hanım bugün çocuk baktığı için baldızı Fatoş hanım yardım ediyor. 

Tam bir aile işletmesi, dışarıdan eleman yok.

Menü basit. Saydığım mezeler, sacda ciğer ve et kavurma. Her ikisini de denedik, ciğerde en ufak bir sinir yok, iyi temizlenmiş. Etin de lezzeti yerinde.

Ana yemek de iki çeşit, et ya da ciğer kavurma. Sacda ustalıkla yapılmış.

Yandaki dükkânlar kapandıkça içeriden kaldırıma masa eklendi. Mesai saati bitiminde yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladı. Sadece bilenlerin geldiği Ciğerci Yasin’e, isteyen rakısını da getiriyor.

Zamanın yavaş aktığı, sakin bir sokaktaki mütevazı, sade bir meyhanede olmanın tadını çıkarıyoruz.

Pek sevdiğim masa arkadaşım Faik Naci, Ankaralı. Daha çok Bodrum’da, şehrin son 43 yılının tanıklarından. Sokak hayvanlarının gönüllü hamisi. Hasta bir kedinin başında veteriner gelene kadar saatlerce beklediğini bilirim. O da yelkenci. Mülkiyeli. İçi sızlıyor liyakatsizliğin devlette geçer akçe olmasına. Kökleri Enderun’a uzanan okulunun içinin boşaltılmaya çalışılmasına rağmen umutsuz değil:

“Mülkiye’nin üstünden geçiyorlar ama o hep küllerinden yeniden doğar. Anka kuşu gibi.”

Hava kararmaya başladı. Masaların tamamı doldu. Çoğu Bodrum’un yerlisi, esnafı. Burası belli bir grubun bilip sır olarak sakladığı yer sanki.

Bir duble daha söyledik cila niyetine. Kalkasımız yok ama İstanbul’a dönmem gerek. Havaalanı servisini kaçırdım, uçağı kaçırmasam bari.

Ciğerci Yasin, pazar günleri hariç hep açık. 10:30 gibi başlayan servis son masa kalkana kadar devam ediyor. 

Hesabımız 1450 lira. 35’lik 650, bira 100, mezeler 100’er, ciğer ve et kavurma 200’er lira. 

Eh, artık yolcu yolunda gerek. Neyse ki uçağı kaçırmadım.

Arif Keskiner’i, nam-ı diğer Çiçek Arif’i geçen hafta kaybettik. ‘Selvi Boylum Al Yazmalım‘, ‘Piano Piano Bacaksız’, ‘Kapıcılar Kralı‘ gibi unutulmaz filmlerin yapımcısı, yazar Çiçek Arif, aynı zamanda İstanbul’un en ikonik meyhanelerinden Çiçek Bar’ın da kurucusu ve sahibiydi. Yakınlarına, sevenlerine baş sağlığı ve sabır dilerim.