Soma faciası herkesin hassasiyetini arttırdı. Haberciler ve yazarlar, kutuplaşmada bulundukları yere göre düşüncelerini yazıyorlar; Başbakan da hemen her söylenene cevap veriyor.
Aslında bir tartışma içinde değiliz; kimin ne söyleyeceği, nerede durduğu belli! Hatta haberi kimin göreceğini, kimin görmeyeceğini, nasıl vereceğini biliyoruz. Olayları gazetelerden okumak ve ekranlardan izlemek düşük verimli bir çalışma! Doğruyu öğrenmek için birden fazla yerden okumalı ve üçüncüsüyle karşılaştırmalısınız! Hiçbir konuya yakınlığımız veya uzaklığımız, şefkatimiz veya hıncımız değişmiyor; kendimize güven içinde, “Acaba” demeden günlerimiz geçiyor.
…. İşte son haftanın lafı: “Onlar buna müstahaktı” (Onlar bunu kendileri hak etmişlerdi). Başbakan buna cevabına şöyle başlamış: “Bu, alçaklıktır…”
… “Onlar müstahaktır!” sözü bence düşünce özgürlüğü dışına taşmış değildir. Bir kişi, bir kişiyi veya toplumun bir kesimini, “Belirli bir sonucu hak etmişlerdi” kanısında olabilir, bunu yazabilir veya söyleyebilir! Bazıları katılır, bazıları katılmaz ama bunu düşünenler suçlanmamalıdır. Olayımızda, “Hak etmişlerdi” denilenin sonucu düşünülürse, “Müstahaktırlar” demek ‘suç’ değil ‘ayıptır’; bazılarına göre de ‘günah’ olabilir ama ‘düşünce özgürlüğüne aykırı’ sayılmamalıdır.
İki taraf da tartışma sırasında birbirinin düşüncesini sınırlamaktadır, iki taraf da karşı düşüncenin söylenmesini kabul edememekte, muhatabını suçlamaktadır.
… Son tartışmada, Başbakanımızdan, en çok okunan yazarımıza kadar birçok yurttaşımızın düşünce özgürlüğüne saygılı olmadığını gördük. Suçu ‘ayıplayarak’, ayıbı ‘suçlayarak’ koşuyoruz. Günahı ‘suç’ sanan devlet adamlarımız gibi, ayıbı ‘suç’ sanan yazarlarımız bu toplumu yönlendiriyor. Böyle bir toplumun ceza kanununda, düşünce özgürlüğü evrensel kurallar içinde tanımlanabilir mi?