Türkiye son bir yıldır Avrupa’nın pestisit nedeniyle geri gönderdiği sebze ve meyveleri konuşuyor.

Son beş altı yıldır tarım ve gıdadaki pestisit sorunu giderek büyüyen bir krize dönüştü.
Fakat sofradaki tehlikenin daha görünür olması Avrupa Birliği üyesi üleklerin Türkiye menşeili ürünleri geri göndermesiyle başladı.
1 Ocak ila 13 Ağustos 2025 tarihlerinde Türkiye’den Avrupa’ya gönderilen 250 gıda ürünü ve türevleri için bildirim verildi (Pestisit bulaşmış bıçak gibi bazı araç ve gereçler hariç).
Avrupa Birliği Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi’nin (RASFF) verilerine göre 1 Ocak ile 13 Ağustos 2025 tarihleri arasında Türk menşeili ürünler için en fazla bildirim veren ülkeler şunlar:
(Bildirimlerde pestisit kalıntısı taşıyan ürünlerin geldiği ülkeler ve türü hakkında bilgi veriliyor, diğer Avrupa ülkeleri uyarılıyor.)
- Almanya-68 geri bildirim
- Bulgaristan-29 geri bildirim
- Hollanda-22 geri bildirim
- İtalya 21 geri bildirim
- Fransa-17 geri bildirim
- Yunanistan-14 geri bildirim
- İspanya-Dokuz geri bildirim
- Belçika-Dokuz geri bildirim
- Hırvatistan-Yedi geri bildirim
- İsviçre-Altı geri bildirim
En çok geri gönderilen ürünler arasında başı çekenler şunlar:
- Kuru incir
- Antep Fıstığı
- Asma Yaprağı
- Biber
- Susam
- Kurutulmuş kekik
- Fındık
- Kuru kayısı
- Nar
- Limon
Aslında Avrupa’nın bildirim verdiği ürün skalası hayli geniş. 2025’in başından bugüne tahinden bal ürünlerine, gıda takviyesinden patlamış mısır ve bisküviye birçok gıda RASFF’a işlendi.
RASFF’tan 2024’te en çok bildirim alan ülke Türkiye. Türkiye’yi sırasıyla Çin, Hindistan, Polonya ve Hollanda takip ediyor.
2025’teyse bugüne kadar 24 ülke Türkiye’nin gönderdiği gıda ürünlerine bildirim verdi.
Bu yıl Türkiye’nin ürünlerini sınırdan sokmayan ülkelerin başında Bulgaristan, Almanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan var.
Ürünler neden geri gönderiliyor?
Ürünlerin geri gönderilmesinde sebze-meyvelerde ve kuru gıdalarda bulunan aflatoksin ve okratoskin gibi maddeler etkili.
Aflatoksin ve okratoksin belirli küf türlerinden üreyen mikotoksinler.
Pestisit kalıntısı veya aflatoksinle okratoksine rastlanan ürünler ya iade ediliyor ya da diğer ülkeleri uyarmak için RASFF’a işleniyor.
Bildirimlerde gıda veya su yoluyla bulaşan ve enfeksiyona neden Salmonella bakterisi de var.
Salmonellaya en çok geri gönderilen ürünlerden susam vb. gıdalarda rastlanıyor.

Greenpeace araştırması: Üç üründen birinde kanserojen pestisit var
Greenpeace Türkiye, 28 Nisan 2025’te yayınladığı ‘Pestisit ve Çocuklar’ raporunda 155 üründe pestisit kalıntısı olup olmadığını inceledi.
Kuruluş, İstanbul’daki zincir marketlerden ve çeşitli semt pazarlarından 14 farklı üründen 155 adet örnek aldı. Uluslararası ve akredite laboratuvarlarda incelenen 155 örneğin yüzde 61’inde birden fazla pestisit kalıntısı bulundu. Ürünlerin yüzde 43’ündeyse PFAS’li pestisit kalıntısı tespit edildi.
PFAS çocuk sağlığı ve gelişimini etkileyen per/polifloroalkil riskli ve tehlikeli bir pestisit türü.
Türkiye’de Bitki Koruma Veri Tabanı’na işlenen PFAS’lı pestisitlerin 75’i kullanılabilir, 12’yse yasak görünüyor. 41 PFAS’lı pestisitin kullanımına ve yasak olup olmadığına ilişkin bir veri sistemde yer almıyor.
İncelenen 155 ürünün yüzde 31,6’sında hormon bozucu, nörolojik gelişimi etkileyen ve kanserojen olduğu bilinen pestisitler görüldü.
Kuruluşun analizini yaptırdığı ürünlerin yüzde 33’ünün Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’ne uygun olmadığı belirlendi.

Araştırmada pestisit kalıntısı limit aşımına, yasaklı ya da ruhsatsız pestisit kullanımına en çok rastlanan ürünlerse şunlardı:
- Salamura yaprak yüzde 80
- Yeşil sivri biber yüzde 70
- Ispanak yüzde 60
- Kıvırcık marul yüzde 40
- Armut yüzde 40
- Üzümde yüzde 40
- Golden elma ve starking elma için yüzde 30
- Dolmalık biber yüzde 20
- Patlıcan yüzde 20
- Domates yüzde 13
- Portakal yüzde 10
- Salatalık yüzde 7
Daha çok pestisitlerin çocuk sağlığı üzerindeki etkisine eğilen araştırma anne karnında veya bebeklik ve çocuklukta pestisitlere maruz kalmanın bir nörobilişimsel bozukluk olan otizm spektruma yol açtığına işaret ediyor.
Vücut koruma sistemleri yani kan-beyin bariyeri daha zayıf olduğu için çocuklarda daha yıkıcı etkiler bırakan pestisitler yetişkinlerde de kronik hastalıklar, üreme sorunları, kanser ve nörolojik hasara neden oluyor.
Tüm bunlar göz önüne alındığında pestisitlere karşı en kırılgan grup çocuklar.
Çocukluktan başlayıp yetişkinlikte de devam eden bu hastalıklar hem kamu kaynakları hem de bireysel kaynakların sağlığa harcanmasına neden oluyor. Bu şekilde her bir birey için maliyet artıyor.

Tek bir üründe 23 pestisit kalıntısı görüldü
Kimyasal yapıları ve toksisiteleri birbirinden farklı yüzlerce pestisit olması ve bu pestisitlerin çeşitli kombinasyonlar halinde bir araya gelmesine pestisit kokteyli deniyor.
Birden fazla pestisitin bir gıdada bulunması o ürünün sağlığa zararını artırıyor.
155 ürün üzerinde yapılan araştırmaya göre incelenen gıdanın yüzde 61’inde en az iki pestisit kalıntısı görüldü.
Örneklerin yüzde 15’inde iki adet, yüzde 18’inde üç, yüzde 8’inde dört, yüzde 6’sında beş, yüzde 4’ünde altı pestisit kalıntısı tespit edildi. Yedi ila 23 pestisit kalıntısı görülen ürünler de mevcut.
Tabiri caizse tam bir kokteyl, üretici ürününü korumak için pestisitten kısmamış (!) tüketicinin canı pahasına.
Peki ya denetim?
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya göreyse en iyi gıda denetçisi vatandaşın kendisi.

Bu görüşten hareketle vatandaş gıdayı inceleyip pestisiti fark edebilir diyebilir miyiz?
Yumaklı, 9 Ocak 2025’te, Türkiye’de 41’i kamu 102’si özel laboratuvar bulunduğunu açıklamış, buralarda et ürünlerinden zeytinyağına kadar her şeyin denetlendiğini söylemişti.
Gıda Politikaları Danışmanı ve Gıda Mühendisi Mete Yolaş’sa denetimsizlik sürecinin nasıl işlediğini şu sözlerle aktarıyor:
*Bakanlığın kendine bağlı laboratuvar altyapısı var ama bu yetersiz. Sanırım sayı 40 civarı, 81 ili düşündüğümüzde oldukça yetersiz.
*Bir de bakanlığın İstanbul’a verdiği hizmetle Hakkari’de verdiği hizmet birebir aynı değil ya da Ağrı’da yapılan analizle, Antalya’da yapılan analiz, işte oradaki ekipmanlar, cihazların kalitesi vb. bunlar aralarında çok ciddi uçurumlar, farklar var.
*Bakanlığın laboratuvar altyapısı yetersiz. Bakanlık bu konuda özel laboratuvarlardan destek alıyor. Şimdi burada da tamamen ticarileşmiş bir durum var. Yetki verilen özel laboratuvarlar hem bakanlığın yetmediği, yapamadığı analizleri yapıyor hem de yurt dışına ürün gönderecek firmaların ürünlerini analiz ediyor.
*Bu büyük gıda firmalarının analiz sonuçlarının olumsuz çıkma ihtimali çok düşük. Çünkü laboratuvara para ödüyor, müşteri.
*Bir de Türkiye’deki limitlerle Avrupa’daki limitler çok farklı. Asıl sorun buradan çıkıyor.

Dönen ürünler iç pazara mı giriyor?
Son zamanlarda herkesin market reyonlarında gördüğü çoğu abur cuburun içinde antep fıstığı var. Avrupa’nın en çok geri gönderdiği ikinci ürünse antep fıstığı, peki bu tesadüf mü?
Yolaş, geri gönderilen ürünlerin akıbetini kestirmenin zor olduğunu, ama daha çok işlenmiş gıda olarak tüketicinin önüne çıkabileceğini söylüyor.

Yani geri gönderilen antep fıstıkları Dubai çikolatasına domateslerse salçaya dönüşebilir. İşlenmiş gıda üreten üreticinin dış pazara satılamamış iç pazarda kalakalmış bu ürünleri değerlendirmek için seçeneği çok.
Ayrıca dışarı satılan ürünün bir kısmının da iç pazara satılması da bir seçenek ki o zaman Türk tüketicinin pestisitli gıdaları tüketmiyor olması çok düşük bir ihtimal.
Geri gönderilen bazı ürünlerin son olarak Üçüncü Dünya ülkelerine satılmaya çalışıldığını fakat onların bile bu gıdaları geri çevirdiğine işaret eden Yolaş, hiçbir üreticinin milyonlarca liralık ürünü çöpe atmayacağını söylüyor. Böylece ürünlerin iç pazara girdiği savı daha da kuvvetleniyor.
‘Türkiye gıda ve tarım bilimini tamamen reddetmiş durumda’
Türkiye’de belli bir sayıda çalışan çalıştırmayan gıda işletmelerinin gıda mühendisi, ziraat mühendisi istihdam edemediğini, bakanlığın da yeterli denetim personeli olmadığını belirten Yolaş, son olarak şunları söylüyor:
“Türkiye gıda ve tarım bilimini tamamen reddetmiş durumda. Yani hiç bu tarafla ilgilenmiyor, hiç burada bu işi yapanlarla ilgilenmiyor. Son noktaya varınca da bu durum ortaya çıkıyor.
Bu saatten sonra AK Parti’nin gıdalar özelinde Türkiye’de değiştirebileceği hiçbir şey yok. Tamamen yeni bir yönetimin, yeni bir anlayışın gelip, burada her şeyi nitelikli, liyakatta ve bilime uygun bir şekilde uygulaması gerekiyor. Türkiye’de yapılması gereken şey bu. AK Parti bundan tamamen uzak. Kendi kurdukları sistem çökmüş durumda. Bu sistemin altından nasıl kalkacaklarını kendileri de bilmiyorlar.”
Bakanlık geri gönderilen ürünleri imha ettiğini iddia etse de sorumuza yanıt vermedi
Tarım ve Orman Bakanlığı her açıklamasında bütün ürünlerin denetlendiğini ve geri gönderilenlerinse imha edildiğini söylüyor. Fakat ulaştığımız bakanlık yetkilisi laboratuvarlarda denetimlerin nasıl yürütüldüğünü ve kaç ürünün imha edildiğini açıklamadı.
Denetim yetersiz, laboratuvar şart
Eski Ziraat Odası başkanı Özden Güngör’se Aralık 2024’te pestisit krizinin çözümüne ilişkin şu tavsiyeleri sıralamıştı:
Türkiye’de üretimin yapıldığı yerlerde bir kooperatif ve o kooperatife ait bir laboratuvarın olması lazım. Mal direkt hâle getiriliyor, halde laboratuvar var mı? Belki bir iki tane, örneğin İzmir’de var.
*Çiftçinin ürettiği domates, marul, salatalık ve biber gibi ürünlerin hâlde laboratuvarda incelenmesi ve pestisit limitinin altında olup olmadığının kontrol edilmesi gerekir. Orada bir problem çıkmazsa marketlere ve manavlara dağıtılabilir.
*Türkiye’de 650 bin gıda işletmesini bakanlık 7 bin 500 personelle denetliyor (bu sayıya masabaşı çalışanlar da dahil). Yetişemiyorlar denetimlere hatta bazen aynı yer iki kez teftiş ediliyor. (Güngör, programsızlıktan aynı yerin üst üste denetlendiğini, bazı yerlerinse hiç denetlemediğini kast ediyor.)
*Bakanlığın konunun uzmanı mühendisleri işe alması lazım.