Savaş havayı da kirletiyor

Savaş yaşandığı yerde halk sağlığı felaketlerine yol açmakla kalmıyor, binlerce kilometre ötede yaşayanların da sağlığını bozuyor. Rafineriler, fabrikalar, binaların yıkılması ve yanmasıyla oluşan kirleticiler, rüzgar ve bulutlarla binlerce kilometre uzağa dahi taşınabiliyor.

Türk Toraks Derneği 29’uncu Yıllık Kongresi’ni yaptı. Kongrenin bu yılki ana teması ‘Sağlıkta eşitlik ve adalet‘ oldu. Kongrede gündeme gelen konulardan biri savaşların sağlık ve çevre üzerindeki etkisiydi.  

Savaş sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın sorunu. Ölenlerin yüzde 80’i sivil ve savunmasız. Atılan füzeler, bombalar, mermiler insanları öldürmek, yaralamak, sakatlamakla kalmıyor. Savaşlarla partikül maddeler, ağır metaller, zehirli gazlar, asbest, silika, gibi ciddi kirleticiler de havaya yayılıyor.

Türkiye’ye ulaşır mı?

Gazze, Lübnan, İran Türkiye’ye yakın coğrafyalar. Peki bu kirleticiler Türkiye’ye ulaşabilir mi?

Derneğin başkanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu bu soruya karşılık “Evet” yanıtını verdi. 2010’da İzlanda’da patlayan Eyjafjallajökull Yanardağı’nın çok geniş bir alanı etkilediğini, daha geçen hafta Sahra Çölü’nden gelen tozların İstanbul’a ulaştığını hatırlattı: “Benzer şekilde savaş bölgelerinde oluşan kirleticiler de rüzgârlar ve bulutlarla Türkiye’ye ve hatta Avrupa’ya kadar taşınabilir.

Savaşta ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Ortadoğu’daki savaşta da tek yüreğimiz yanmıyor, akciğerimiz, karaciğerimiz, midemiz de etkileniyor. Savaşın akut, orta ve uzun vadede ciddi sağlık sonuçları var.”

Çağlar Çuhadaroğlu, Mesude Demir.

Gözle görülmese bile kirleticiler saçılıyor

Türkiye’nin havasının zaten kirli olduğunu belirten Çuhadaroğlu, şöyle devam etti: “Çevremizde yaşanan savaşların bu yükü daha da artırma potansiyeli var.

Bombalar, füzeler, mermiler yalnızca doğrudan yaralanmalara, ölümlere yol açmıyor. Uzun vadeli riskleri yıkım sonrası ortaya çıkan çevresel etkiler.

Yıkılan binalar ve özellikle sanayi tesisleri, yoğun bir çevre kirliliği yaratıyor. Özellikle PM10 ve PM2.5 gibi partikül maddeler solunum yolları için ciddi tehdit oluşturuyor. Kirleticiler gözle görülmese bile solunum yoluyla vücuda giriyor. PM2.5 olarak bilinen daha küçük partiküller, akciğerlerin en uç noktalarına kadar ulaşabiliyor ve hem akut hem de uzun vadeli hasarlara neden oluyor.”

Hastalıklar alevleniyor

Çuhadaroğlu özellikle petrokimya tesisleri, rafineriler, alüminyum ve elektrik üretim tesislerinin bombalanmasıyla ortaya çıkan kirleticilerin ayrı bir risk oluşturduğunu söyledi: “Bunlar üretimlerinde kimyasallar kullanıyor. Kimyasallar hemen toksik etkiler yapıyor. Kimyasallar yandıklarında da PM 2.5 çıkıyor. PM 2.5 içinde metaller, irrite eden maddeler var.

Bu kirleticiler akciğerlerin uçlarına kadar ulaşabiliyor. KOAH veya astım gibi kronik hastalığı olanlarda durum hızla alevlenmelere neden oluyor. Akciğer gelişimleri süren çocuklar da çok etkileniyor.”

Hava kirliliği solunum yollarının savunma mekanizmasını da zayıflatıyor. Çuhadaroğlu bunun etkisini şöyle anlattı: “Normalde mukozada tutulan zararlı partiküller, yoğun maruziyet durumunda bu sistemi aşarak enfeksiyon riskini artırıyor. Bu da özellikle çocuklar ve yaşlılar için ciddi bir tehdit oluşturuyor.”

Hava kirliliğinin etkisi yalnızca solunum hastalıklarıyla sınırlı değil. Kardiyovasküler hastalıklar, nörolojik hastalıklar ve hatta demans üzerinde bile olumsuz etkileri olduğu biliniyor. Ağır metallerin kana karışarak beyin dokusunda birikmesi bu süreçte önemli rol oynuyor.

Sular, hayvanlar, bitkiler etkileniyor

Kirleticiler yağışlarla birlikte toprağa ve yeraltı sularına karışarak gıda zincirine de dahil oluyor. Bitkiler, hayvanlar da kirlilikten etkileniyor.

Türkiye’nin mevcut hava kirliliği sorunu ortada. Kirliliğinin ölçümü ve izlenmesi konusunda da sorunlar bulunuyor. Bazı ölçüm istasyonlarının yetersiz çalışması, verilerin sahadaki gerçek durumu tam yansıtmamasına neden olabiliyor.

Sonuç olarak savaşlar yalnızca yaşandıkları bölgeleri değil, geniş coğrafyaları etkileyen çok katmanlı bir sağlık ve çevre krizine yol açıyor. Çuhadaroğlu, “Kirleticilerin etkisi yıllar boyunca sürebiliyor. Bu nedenle savaşın sona ermesi yalnızca çatışmanın durması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda uzun vadeli sağlık ve çevre etkilerinin azaltılması açısından da kritik önem taşıyor” dedi.

Ağır metaller ve toksik maddeler zamanla birikerek uzun vadeli sağlık sorunlarına zemin hazırlıyor.

Barış sağlığın temel kuralı

Derneğin Savunuculuk Komitesi Yürütme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Haluk Çalışır ise “İnsan günde yaklaşık 12 bin litre hava soluyor. Hava neyi ihtiva ediyorsa (toz, kimyasal vs.) onu soluyoruz. Toz, kimyasal, bomba kalıntılarını içeriyorsa onları suluyoruz” dedi.

Haluk Çalışır.

Savaşlar halk sağlığı felaketlerine yol açar. Milyonlarca insanı öldürür, sakat bırakır, yerinden eder ve etkiler. Hekimler olarak savaş ve yarattığı bütün bu insani felaketlere karşı olduklarını ifade eden Çalışır, barışı savunduklarını söyledi: 

“Savaşla hiç ilgisi olmayan binlerce insan ölüyor. Ölenlerin yüzde 80’ni ne yazık ki sivil halktan oluşuyor. Özellikle kırılgan gruplar kadınlar, yaşlılar ve çocuklar hayatlarını kaybediyor.

Çocuklar savaş sırasında nüfusun en savunmasız kesimini oluşturur. Oysaki her çocuk ebeveynleri ile birlikte sağlıklı ortamlarda yaşama hakkına sahiptir ve evler, okullar, oyun alanları ve sağlık tesisleri çocuklar için güvenli yerler olmalı.”

Barışın sağlık için çok temel bir kural olduğunu vurgulayan Çalışır, şöyle devam etti: “Hekimlik var oluşu itibarıyla yaşatma üzerine kurulu temelini, bilimsel metodolojiden alan bir sanat. Bir ahlaki pozisyon. Savaş ve hekimliğin varoluş felsefesi birbirlerinin tamamen karşıtıdır.

Gazze’de hepimizin gözleri önünde bir soykırım yaşanıyor. İsrail hükümeti çok yoğun bir şekilde Gazze halkına, sivil insanlara, okullara sağlık tesislerine, doktorlara, sağlık çalışanlarına saldırıyor. Hiçbir ayrım gözetmeksizin yok etmeye çalışıyor. Bu hepimizin gözleri önünde oluyor. İran’da bir okulda 180 civarında çocuk bombalamada öldü. Barış olmazsa olmaz.”

IMF’den savaş ‘uyarısı’: Büyüme yavaşladı