Günümüz siyasal düzenlerinin en belirgin zaaflarından biri, sabırla kurulan süreçlere duyulan inancın aşınmasıdır. Uzun vadeli müzakere ve gücü sınırlayan kurumsal düzenekler, kriz anlarında karşılık bulmakta zorlanır. Bunun yerine hız, kesinlik ve netlik talebi öne çıkar. Karmaşık toplumsal sorunlar, tek bir iradenin kısa sürede çözebileceği meseleler gibi sunulur.
İşte bu zeminde, alternatif fetişizmi olarak adlandırılabilecek zihinsel bir kısayol ortaya çıkar. Mevcut düzeni reddetme iradesi vardır, fakat bu reddiyeyi taşıyacak sahici bir gelecek tasarımı yoktur. Aradaki boşluk, güçlü isimler ve geçmiş imgelerle doldurulur. Bu yönelim, siyasal hayal gücünü genişletmez; aksine daraltır. Kurtarıcı anlatısı, yeni bir düzen vadetmez, yalnızca geçici bir ferahlık hissi üretir.
İran’da son dönemde yaşananlar da bu çerçevede okunmalı. Sokaklara taşan itiraz, yalnızca mevcut rejime yönelmiş bir öfkeyi değil, geleceğe dair söz kurmakta zorlanan bir toplumsal hâli de yansıtıyor. Protestolar sırasında geçmişe ait isimlerin ve sembollerin yeniden dolaşıma girmesi, siyasî bir programdan çok, bu zihinsel tıkanmanın işareti.
Geçmiş figürlere ya da güçlü isimlere yaslanmak, iktidarı reddetmenin ötesine geçmez. Yeni bir toplumsal ve siyasal dil doğurmaz. Asıl mesele, gücün hangi zeminde kurulduğu, nerede sınırlandığı ve kime hesap verdiğidir. Alternatif fetişizmi bu yüzleşmeyi sürekli erteler ve toplumu geçmiş imgelerle meşgul eder.