İslamcıların ısrarla anlamadıkları ya da anlamak istemedikleri gerçek şudur: Son 200 yılda İslam dünyası içinde zafer diye nitelendirilebilecek, yüz akı sayılacak yegâne siyasi/stratejik olay da aslında budur. Olayı daha da değerli kılansa işgale uğramış bir ülkede, yorgun ve savaşmak istemeyen bir halkın, çok farklı görüşlere sahip ve bu görüşleri Meclis çatısı altında dile getirmekten, çatır çatır tartışmaktan kaçınmayan temsilcilerinin hedef uğruna aralarındaki farklılıkları dizginleyebilmeleridir.
Direnişin örgütlenmesi hiç de okul kitaplarında okutulan menkıbelerdeki gibi gerçekleşmemiştir. Batı’da İtalyanların yerine Yunanlıların işgali, Doğu’da işgalci İngilizlerin yerine geçen Fransızların Ermeni birlikleri getirmeleri bezginliğin ve uysallığın bir direnişe dönüşmesini sağlamıştır. Direnişi örgütleyenler, işgalciler arasındaki uyumsuzlukları, “yedi düvel”in yorgunluğunu, kasım başında 100. yıldönümü idrak edilecek Bolşevik Devrimi’nin/darbesinin yarattığı jeostratejik depremi iyi değerlendirmişlerdi.