Şeref Oğuz: Emperyalizmin Trump sürümünde artık bu kamuflaja ihtiyacı kalmadığı görülüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Belli bir güce sahip olan devletin, başka devletler, milletler ve (ihtiyaç duyduğu) topraklar üzerinde onların rızası olmadan egemenlik kurma gayesindeki emperyalizm; şimdi vahşetiyle bir kez daha var oldu.

Bu başlığı danıştığım yazar dostum Mete Belovacıklı; “Emperyalizm zaten vahşidir” diye itiraz etti. Haklıydı ancak 20’nci Yüzyıl’da, vahşiliğini kamufle etmiş, küresel kurallar, etik kodlar ve sözde sürdürülebilirlik adımlarıyla ‘vahşetini’ ön planda tutmaktan vazgeçmiş, ‘terbiyeli’ hale gelmişti.

Fakat emperyalizmin Trump sürümünde artık bu kamuflaja ihtiyacı kalmadığı görülüyor. Nasıl ki güç kirliliğine bürünmüş totaliter yöneticilerin, kendi ülkesinde anayasa ve demokrasiyi umursamadığı gibi küresel haydut Amerika’nın da emperyalizm vahşetini sergilemeden çekinmediğini görüyoruz…

Vahşet, savaşın doğasında var. Sözün bittiği veya bahane üretmeye gerek duyulmadığı zamanlarda insanoğlu daima savaş enstrümanını kullanagelmiştir. Dünya tarihine bakınca bu 55 asırlık sürede sadece 6 gün çatışma yaşanmamış. Vahşet ‘arada uysallaşsa da’ daima varlığını sürdürmüştür.

Hele ki dönüşümün hızlandığı, yeni pazar ihtiyacının tavan yaptığı, güçlü ile güçsüzün arasındaki farklar arttığında, muktedirlerin, diğerlerden talepleri kabara gelmiştir. Misal “Grönland bana lâzım” diyebilir, “Venezuela’nın petrolü benim” sanrısı yaşayabilir, “Şu boğazları çok sevdim” diyebilirler.

Dünya savaşına doğru mu?

Elbette… Ama ne zaman çıkacağı ve nasıl şekilleneceği konusu net değil. Nitekim hâlihazırda dünyada yoğun savaşlar yaşanıyor; kur savaşı, koruma savaşı, sanal savaş, değerli elementler savaşı gibi…

Bu iş nereye varır?

Vahşetin sonu daima hüsran olmuştur. Ancak yine de vahşeti denemiştir insanoğlu. Hal böyle olunca Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin ne derece hayati olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Şeref Oğuz’un yazısı