İnanç ekseninde bu kadar kalın ve keskin çizgilerle bölünmüş olan bir toplumda, bu bölüklerin ayrışma gerekçelerini pekiştirmek, onlar arasındaki mesafeyi korumak, yakınlaşmalarını, birbirlerini anlamalarını engellemek için epey kullanışlı bir taktikti;
28 Şubat Davası, hep darbe, demokrasi, şeriat vesaire kavramlar üzerinden ve ideolojik alanda konuşturuldu. Halbuki, ortada bir mahkeme vardı. Bir yargılama yapıldı. Kitlesel duyulara hitap edebilecek mecralarda, hukuka dair tek satır tartışılmadı.
Her kesimin uzlaşabileceği, “hukuk devleti”ni savunuyorsak uzlaşması da gerekli olan yegane zemin “usul”dü; gelin görün ki, usul bu sürecin en dikkat çekilmeyeniydi.