Hangi ürüne baksanız üreticisi isyan ediyor. Çiftçi ürününe gübre veremez hale geldi. Tarım ürünlerinin fiyatı yüzde 10-20 arasında artarken Azotlu gübrede yüzde 70-80, fosforluda ise yüzde 30-40 artış oldu. Sadece mazot fiyatına değil naylonu, kasası, torbası, bağı ne kullanılıyorsa bütün petrokimya ürünlerinin fiyatına yetişmek mümkün değil. Gideri gelirinden çok köylünün üretime devam etmesi mümkün değil. Girdilerin yüksek, desteklerin az olduğu, tarım üretiminin ithalatla terbiye edildiği bu koşullarda işlenmeyen tarım alanı bulmak zor olmayacaktır.
Ülkede çiftçilerin bankalara olan borçlarının toplamı 1.4 trilyon liraya ulaştı. Çiftçi borçlanarak üretim yapıyor. Çiftçilerin sadece traktörü, makine ekipmanı, hayvanı ya da evi değil Antalya’da olduğu gibi daha olgunlaşmamış 36 ton domatesi de çiftçinin borcuna karşılık haczediliyor. Emek verip, borçlanıp masraf eden köylü değil aracılar, ihracatçılar ve gıda şirketleri kazanıyor. Üreten değil alıp satan kazanıyor. Köylü kazanamıyor, şehirde yaşayan ucuza alamıyor ama aracısı, tüccarı deste deste para kazanıyor.
Tarımın sorunu iki yıl üst üste işlenmeyen araziyi başkasına kiralamak değildir. Tarlaların boş kalmasına sebep olan politikaları değiştirmek gerekir. Çiftçinin istekle üretim yapabilmesi için tarım destekleri artırılmalıdır. İthalata değil üretime destek verilmelidir. Girdi maliyetlerinin düşürülmesi için başta mazot olmak üzere tarım girdilerinde ÖTV-KDV kaldırılmalıdır. Tarım ürünlerinde fiyatı, üreten köylüler belirlemeli, taban fiyat altında fiyat dayatması yasaklanmalıdır. Sulama suyu ve sulamada kullanılan elektrik ucuzlatılmalıdır.