
MÜJDE YAZICI ERGİN
mujdeyazici@diken.com.tr
sanat@diken.com.tr
Ardan Özmenoğlu’nun ‘Bu İşin Sonu Yok’ başlıklı 30’uncu kişisel sergisi Anna Laudel Galeri’de açıldı. Sergide Özmenoğlu’nun post-it çalışmaları, cam heykelleri ve neon işleri yer alıyor.
Post-it’lerin Özmenoğlu’nun elinden detaylıca boyanarak birer Osmanlı padişahı veya kadın sultana dönüştüğü ‘Bu İşin Sonu Yok’ adlı sergide, etrafında hareket edildiğinde görsel anlamda boyut değiştiren cam heykeller de yer alıyor.

Türkiye’deki sanat piyasasının fazla ‘makyajlı’ olduğunu doğallığın kaçırıldığını söyleyen Özmenoğlu, bazı çağdaş sanat işlerine “Ben de yaparım” diyenlere karşı “Yapamazsın” yazan bir neon çalışma yapmış bir sanatçı. Rutin hayatta karşılaştığı her şeyden ilham aldığını söyleyen Özmenoğlu’nun sergisi 7 Mart’a kadar Anna Laudel’de görülebilir.
Kullandığın malzemenin ilginçliğinden ziyade bunlarla ne ürettiğin de aynı oranda öne çıkıyor. Kullanacağın malzemeyi mi yoksa fikri mi önce buluyorsun?
Her şey fikirle başlıyor, malzeme sonra kendini belli ediyor. Ne olacağına veya olabileceğine fikirden sonra karar veriyorum.
Küresel popüler kültüre ve Türk kültürüne ait öğeleri çalışmalarında görmek mümkün. Nasıl gözlem yapıyorsun? Hayatın hangi noktaları dikkatini çekiyor?
Bence iyi bir sanatçı iyi bir gözlemcidir. Rutin hayatta karşılaştığın her şey bir ilham benim için. Yaşamı es geçmiyorum, yaşadığım her anın bende etkisi kalıyor ve üzerinde düşünüyorum.

Her yeni güne başladığım andan itibaren karşılaştığım, beni etkileyen, farkında veya farkında olmadan duyduğum hissettiğim her şeyi eserlerim aracılığıyla paylaşıyorum.
Anna Laudel ile nasıl buluştunuz? ‘Bu İşin Sonu Yok’ kaçıncı kişisel sergin, sayısını biliyor musun?
‘Bu İşin Sonu Yok’, 30’uncu kişisel sergim. Anna Laudel ile ilk defa iki yıl önce galeride gerçekleşen ‘Past Meets Present’ adlı grup sergisinde hem tanışma hem de çalışma fırsatımız oldu. Daha sonrasında ilişkimizi hiç kesmedik.
Bu serginin diğer sergilerinden farkı nedir senin için?
Her zaman en son sergim en çok sevdiğim sergim oluyor. Her sergime yeni bir heyecanla başlıyorum. Her bir eserimi sergileyeceğim ana kadar tutkuyla üretiyorum.

‘Hayalindeki iş’ diye bir şey var mı?
Hayalimdeki işi yapıyorum. Sanatçı olmaktan başka hiçbir şey hayal etmedim. İlhamımı, sabrımı, hevesimi ve coşkumu kaybetmemeyi diliyorum. Sanat planla ilerleyen bir şey değil, benim sanatım yaratmaya olan tutkum, yaratıcılığım ve ilgimle devam ediyor. Büyük planlarım yok ama Tate Modern, MoMA New York ve Guggenheim’da sergi açmak hayallerim arasında.
Yurtdışında çok sayıda galeride işlerin sergileniyor. Avrupa’da nerelerde sergilerin oldu?
Berlin, Bosna-Hersek, Barselona, Londra, Viyana, Milano, Budapeşte, Basel, Zagreb, Bükreş, Hagen, Atina, Selanik, Cenevre, Knokke gibi şehirlerde.

Dünyada çağdaş sanat ortamı ile Türkiye’deki çağdaş sanat ortamı? Gözlemlerin neler?
Bizde fazla makyaj ve abartı olduğunu, doğallığı kaçırdığımızı düşünüyorum.
Hayal kurmak Türkiye’de daha mı zor bir sanatçı için? Daha mı kolay? Tüketiyor mu besliyor mu?
Tersten bakarsak aslında baskı, hayal gücünü ve yaratıcılığı tetikleyen bir şey. Bence Türkiye’deki sanatçıların daha çok hayali var. Mesela daha çok müze, daha çok galeri, daha çok sanatçı ve atölye ihtiyacı var. Avrupa ve Amerika’da bütün bu imkânsızlıklar bitmiş durumda. Avrupalı bir sanatçı neyin hayalini kuruyor bilmiyorum ama benimkiler bunlar.

Türk çağdaş sanatçı olarak seni en çok etkileyen olay ne oldu bütün bu kariyer sürecin boyunca?
Hepsi ayrı hikaye. Kendi adıma, üretim süreçlerimde yaşadığım tarifsiz hikayeler ve anılar, sergi kurulumları, galeri açılışları… Tek bir örnek verebilirim, fuarlardan sonra her ziyaretçinin “Bunu ben de yaparım” sözü, “Yapamazsın” adlı neon eserimin ilham kaynağıdır.