Sağlığın sırrı bağırsaklarda mı gizli?

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde 85’i bağırsakta yaşıyor. Sağlıklı bağırsak içeriği yani mikrobiyota, güçlü bağışıklık sistemi anlamına geliyor. Sağlıklı ve uzun yaşamanın sırrı, bağırsaklarda gizli olabilir.

Bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca canlı mikroorganizma topluluğuna ‘bağırsak mikrobiyotası’ deniyor. Bu mikrocanlıların sayısı, vücut hücrelerinin toplamından 10 kat fazla. Tıptaki gelişmeler, dışkı ve mukozadan alınan örneklerden mikrobiyotaların çalışılmasına olanak sağlıyor.

İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Tarkan Karakan Antalya’daki 40. Ulusal Gastroenteroloji Haftası 11. Ulusal Gastroenteroloji Cerrahisi Kongresi’nde mikrobiyotayı anlattı.

Bağırsak mikrobiyotasının aslında yeni keşfedilen ‘sanal’ bir organ olduğunu söyleyen Karakan, “En az karaciğer, böbrek kadar önemli. Gelecekte sağlıklı-uzun bir yaşam için, birçok hastalığın tanı ve tedavisinde muhtemelen bağırsak mikrobiyotası ve probiyotikleri daha çok duyacağız” dedi.

Beyin ile bağırsak arasında bir bağlantı bulunduğunu anlatan Karakan, “Bağırsaklarda beyindeki sayıya yakın sinir hücresi var. Bu nedenle bağırsaklara ‘ikinci beyin’ de denebilir. Çok önemli bir konu. Buna ‘bağırsak-beyin aksı bağlantısı’ deniyor” diye konuştu.

Bağırsak içeriği sağlıklıysa, bağışıklık sistemi güçlü

Fotoğraf: Reuters

Trilyonlarca mikroorganizma ile bağışıklık sistemi hücrelerinin bağırsaklarımızda yan yana olduğunu belirten Karakan, şöyle devam etti: “Eğer bağırsak içeriğimiz sağlıklıysa bağışıklık sistemimiz de sağlıklı olur. Bağırsak mikrobiyotamızla, bağışıklık sistemimizin bu yakın ilişkisi nedeniyle birçok hastalıkla bağlantı kuruluyor. Hipokratın dediği gibi bütün hastalıklar bağırsakta başlar. Bunlar arasında alerjik hastalıklar, çölyak, Tip1 ve 2 diyabet, obezite, metabolik sendrom, iltihabi bağırsak hastığı, irritabl barsak sendromu, otizm, depresyon, ruhsal bozukluklar, romatoid artrit gibi otoimmün (bağışıklık sistemi) hastalıkları sayılabilir.”

Kanserle ilgili çalışmaların bir parçası da mikrobiyota. Normal bağırsak mikrobiyom içeriğinin değişmesine ‘disbiyoz’ deniyor. Sağlığımız için yararlı olan bakteri kolonilerinden biri veya bazıları bir takım çevresel etkilerle değişebilir. Birçok çalışma bakteriyel disbiyozun bağırsak kanseriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Karakan gelecekte kanser tedavisinde mikrobiyotanın ve gastroenterelogların da rol alacağını düşünüyorKalın bağırsak (kolon ve rektum) kanserleri, dünyada görülme sıklığı artan kanserlerden. Obezite, diyet tercihleri, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara gibi çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları kalın bağırsak kanserlerine zemin hazırlayabiliyor. Bağırsak mikrobiyotası, beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarıyla şekilleniyor.

Gereksiz, yaygın antibiyotiklerin kullanımı yararlı bakterileri de yok ediyor

Fotoğraf: Reuters

Karakan Türkiye’de beslenme alışkanlıklarının çok kötü yönde değiştiğini vurguladı: “Bu sindirim sistemi hastalıkları ve mikrobiyota açısından da çok önemli. İşlenmiş, ucuz ama yüksek kalorili gıdalar bunlar. Sağlıklı yemek alışkanlığı gelişmemiş ülkelerde ve ne yazık ki Türkiye’de tüketimi çok yaygın. Bu da obezite, diyabet ve mikrobiyotamızı bozmak hatta fonksiyonel ve iltihabı bağırsak hastalıklarını dolaylı yoldan artırmak anlamına geliyor. Mikrobiyotanın obeziteyle ilişkisi üzerine çalışmalar yürütülüyor.”

Bağırsak mikrobiyotasını etkileyen birçok faktör var. Bunlar bazıları mide asiti gibi kendimize ait. Diyet, probiyotikler, prebiyotikler, antibiyotikler, anti-asit, NSAİİ ilaçlar (steroid dışı yangı önleyici ilaçlar) gibi çevresel faktörler de etkili. Karakan bunların arasında antibiyotiklerin ayrı bir yer tuttuğunu söyledi: “Antibiyotiklerin yaygın kullanılmasıyla birçok hastalıkta artış meydana geldi. Obezite, alerjik hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları, otizm bunlar arasında sayılabilir. Antibiyotiklerin bağırsak mikrobiyotası üzerine etkisi özellikle çocukluk döneminde tahrip edici olabiliyor. Çalışmalarda geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı sonrası verrucomicrobia denilen ve normalde insan mikrobiyotasında ender bulunan bakteri gruplarının çoğaldığı görüldü. Bunun uzun dönem sonuçları henüz bilinmiyor. Yine Avrupa’da yapılan bir çalışmada, antibiyotik kullanımı sonrası bazı hastalarda 3 yıla kadar bağırsak mikrobiyotası eski haline gelmiyor.”

Obezite riskini kat kat artırıyor

Fotoğraf: Reuters

İskandinav ülkelerinde yapılan ve uzun süreli bir takip çalışmasına göre antibiyotik alan bebeklerde sonradan iltihaplı bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, Crohn hastalığı) gelişme riski yüzde 84 artıyor. Özellikle bir yaşından önce antibiyotik alanlarda beş kat artış saptanmış. 5-15 yaş arasında antibiyotik kullandıysa 1.5 kat riski artırıyor. Her bir antibiyotik kürü yüzde altı risk artışı yapıyor.

Bebeklik döneminde antibiyotiklere maruz kalmak bağırsak bakteri yapısını kalıcı etkileyerek erişkin yaşta obez olma riskini iki-üç kat artırıyor. Antibiyotik almaya mecbur olunduğu durumda bağırsak mikrobiyotamızı korumak için ne yapabiliriz?

Karahan bu soruya karşılık, “Ne yazık ki bu sorunun cevabı henüz net değil. Ama küçük çaplı çalışmalarda antibiyotikle birlikte probiyotik alırsak bağırsağımızdaki hasarı kısmen engellemek mümkün. En azından şimdilik yapabileceklerimizin en iyisi gibi duruyor” dedi.

Yoğurt probiyotik mi?

Fotoğraf: Unsplash

Mikrobiyotayla birlikte probiyotik, prebiyotik de konuşuluyor. Karakan’ın verdiği bilgiye göre ‘probiyotik’ yanlış kullanılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre probiyotik bakteriler insan kökenli, bağırsakta canlılığını koruyabilen, tutunabilen ve çoğalabilen, mide asidine dayanıklı mikrocanlılar. En önemlisi ise bilimsel çalışmalarla insan sağlığına yararlı olduğu ispat edilmiş, güvenli bakteriler.

Karakan şunları söyledi: “Yani fermente gıdalarda bulunan her bakteri ne yazık ki probiyotik değil. Bunun en güzel örneği yoğurt. Türkiye yoğurdu en çok tüketen ülkelerden biri ve probiyotik denilince insanların aklına yoğurt geliyor. Bu bir açıdan doğru diğer açıdan yanlış. Yanlış olan, yoğurt içindeki bakteriler mide asitini geçemez ve bağırsaklara çok az bir kısmı ulaşır. Ancak diğer açıdan yoğurt bir süt ürünü olarak bağırsaklarda laktobasilleri arttırır (prebiyotik etki).”

Turşu mevzuu

Turşu, şalgam, boza, ayran, tarhana gibi mayalı besinlerde ise probiyotik var mı? Karahan bu soruya şu karşılığı verdi:

“Evet var ancak bunların mide asitinden etkilenmeden bağırsaklara ulaşması ve orada tutunup çoğalması biraz zor. Düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak mikrobiyotasına katkı sağlayabilir ancak bu tedavi değil daha çok korunma amaçlı bir sağlıklı beslenme tarzı. Diğer bir konu bu ürünlerde yüksek oranda tuz bulunuyor. Bu açıdan dikkatli olunmalı.”