

BEHZAT ŞAHİN
@behzatsahin7
İşte yaşamak isteyeceğim bir köy. 10 kadar meyhane, pub, disko, hatta dövme atölyesi bile var. Doğası desen güzel. Yakın çevresinde hatırı sayılır şarap üreticileri bulunuyor. Yürüyüş için de ideal. Hem de Trakya’da. Malûm, Trakyalılar da içkinin hakkını verir.
Burası Kırklareli Babaeski’ye bağlı Büyükmandıra köyü. Belde diye geçse de yerlileri ‘köyümüz’ demeyi tercih ediyor.
Bu ilk gelişim değil. Bizim Reha’nın (Özkanoğlu) meyve bahçeleri, cevizlikleri filan var yörede. Bazen takılırım peşine. Her geldiğimizde de Büyükmandıra meyhanelerinin birinde soluklanırız.
Reha aslında tıp doktoru. Ama hayatı sadece bir boyutuyla yaşayacak insanlardan değil. Entelektüel zekâsı kadar ticari zekâsı da yüksek. Yaklaşık 10 yıldır tarım işinde. Kofçaz’da ceviz bahçeleri, Büyükmandıra yakınlarında meyve bahçeleri var. Modern tarım yapıyor. Çevresini teşvik edip, yüzlerce dönümde üretim yapan bir kooperatif modeli oluşturdu. Bilal de (Dai) bu işe girmeye niyetlenince vesile oldu, düştük yollara. Bilal’i Sarıgazi Keyif Restaurant’a gittiğimizde tanıştırmıştım sizinle.
Arabayla İstanbul’dan Kırklareli Reha kullanırsa iki saat, Bilal kullanırsa üç-üç buçuk saat.
İlk gün Kofçaz’a gidip Kırklareli’de konakladık. Meyve bahçelerini ertesi güne bıraktık ki işimiz bittikten sonra Büyükmandıra’da rakı masasına erkenden oturalım.
Önceki gelişlerimizde tercih ettiğimiz meyhaneyi değiştirmiş Reha, haklı da. Ferda’yla geldiklerinde o güzelim, dünya iyisi Nemo’yu kabul etmemişler. Üstelik dış mekân olmasına rağmen. Türcülük göz yumulacak şey mi? Dedim ya, köyde meyhane bol, biz de Serkan’ın Yeri’ne yöneldik.

Önce biraz köyden bahsedeyim. Koleda Gecesi’ni bilir misiniz? Hani şu ‘Balkan usulü cadılar bayramı etkinliği‘ yakıştırması da yapılan. Hah, işte o etkinlik her yıl ocak ayının ilk haftası Büyükmandıra’da yapılır.

Aslında, geleneksel bir Slav adeti. Bin yıldır düzenlendiği düşünülüyor. Koleda Gecesi gençler, makyaj ve giysilerle olabildiğince korkunç görünmeye çalışıp, var olduğuna inanılan kötü ruhlara meydan okuyor. Ama şenlik havasında… Son yıllarda bu geleneğin Büyükmandıra’da canlandırılması tesadüf değil, köy nüfusunun yüzde 70’i Pomak. Pomaklar da malûm, Osmanlı döneminde kimi Sünni Müslümanlığı, kimi Aleviliği seçmiş Slav kökenli bir halk. Buna benzer bir etkinlik ‘Bocuk Gecesi‘ adıyla Keşan’ın Çamlıca köyünde de yapılır, bu bilgi de burada kalsın.
Biz masamıza dönelim…

Gittiğimizde öğleden sonraydı, akşam İstanbul’a döneceğiz. Henüz bizden başka masa yok. İş bölümümüz şöyle: Bilal araba kullanacak, Reha’yla ben de rahat rahat rakımızı içeceğiz. Dışarıdan pek adil görünmediğinin farkındayım ama iş bölümü tamamen gönüllülüğe dayanıyor. Bunda hepimizin akşamdan kalma olmasının etkisi de yok değil. Dedim ya gece Kırklareli’de kaldık, malum orası da ibadethaneleriyle ünlü değil. Bilal bu kez pas geçmeye karar verdi.

Serkan’ın Yeri’nin geniş, ferah bir salonu, önünde de gerekirse üstü kapanabilen açık yeri var. Hava güzel, açık havayı tercih ettik.
Boris bey (48) karşıladı bizi. Kendini bildi bileli meslekte imiş. Bir ara İstanbul’da çalışsa da daha çok köyünde olmayı tercih ediyor.
Serkan beyin amcası Emin Karakoç (57) mutfağın başında. 43 yıldır bu işi yapıyor. Öğrendik ki Bulgaristan’daki büyük büyük dedeleri de meyhaneci imiş. Kuşaklardır mesleğin içinde.
Bugün oğlak tandır günü. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yaptıkları için et ve sakatat çeşidi bol. Hepsinden tatmak lazım.

35’liğin yanına manca, havuç tarator, atom, manda yoğurdu ve salata söyledik. Mezeler de salata da taze ve lezzetli. Acelemiz yok, Boris beyden sıcakları tadımlık vermesini, servisi de ağırdan almasını rica ettik. Gözümüz oğlak tandırda.

Önden tadımlık köfte, pek güzel. Ardından bir halka kokoreç, kendileri sarıyormuş ama hakkını verememişler. Sıra oğlakta… Nefis. Kuzu çevirme de yapıyorlar, aklınızda bulunsun.
İşte, Serkan bey de geldi. Bazı insanlara hemen ısınırsınız ya, Serkan Karakoç da (52) benim için o insanlardan oldu. Konuşkan, sıcakkanlı, arkadaş canlısı. Bir de köyünü çok seviyor, anlatırken gözleri yaşaracak kadar.
Dedim ya, dedelerden gelen mesleği devam ettiriyor. 35 senelik bu mekânı üç yıl önce devralmış. Sakız ve kıvırcık cinsi kuzuyu köyün meralarında kendileri yetiştiriyor. Kasap dükkânları var. Balık da servis ediyorlar ama biz özden uzaklaşmayalım. Roma’da Romalı gibi…

Önceki yazıları okuyanlar bilir, meyhane meyhane gezerken hem futbol hem at yarışı uzmanı oldum! Ben tam ‘Burası ne futbol, ne at yarışı mekânı’ diye düşünürken Serkan beyin yarış atı olduğunu öğrendim:
“Atım Kocaeli’de, yanından geliyorum şimdi. Yakında doğuracak, dişi olursa eşim Özlem’in adını, erkek olursa Mandıralı Serkan koyacağım.”
Atının adı Kalevala, Fin halk destanından, onun babası Ramayana da adını Hint destanından alıyor. Bu kadim destanlar, cinsiyetine göre, Özlem ya da Mandıralı Serkan olarak devam edecek anlaşılan. Nasıl olsa bir gün, gittiğim meyhanelerin birinde izlerim Özlem’i ya da Mandıralı Serkan’ı. Kupon bile doldururum onlar için.
“Yakında iki at çiftliği var. Burada yetişen atlardan biri geçen sene Gazi’yi (Koşusu) kazandı. Genelde İngiliz atları yetişiyor. Seyisimiz de çok iyi, Kayhan Özcan. Diyarbakırlı, adamın dibi.”
Buldum ya içeriden birini, bari tüyo alayım:
“Ben ganyan oynamam. Dünyada her sporda şike olur bunda olmaz. Atların çipi var boynunda. Mümkün değil şike. Her şey jokeyde biter. Bütün jokeyleri nasıl ayarlayacaksın?”

Oynamadan yattı benim ganyan.
“Şu karşısı Koleda’nın düzenlendiği Kültür Park. Herkes birasını, şarabını alır içer orada. Duvar Bar deriz biz. Kimse kimseye karışmaz, kavga-gürültü olmaz. Ama bir kez çıkmışsa, kavga edenlerin arasına da girmeyiz, beş dakika sonra onlar kavga etmemiş gibi olur, sen kötü olursun. Kimse kapısını kilitlemez. Bir de herkes lâkabıyla anılır. Babama Lefter, amcama Didi derler.”
Kendisine lâkap takılmamış ama…
Köyünü anlatırken gözleri doluyor, “Başka yerde de ölsem, bir parçamı bile olsa buraya gömsünler. Zaten başka yerde de yaşayamam…”
Boris bey ciğeri aklımıza düşürdü ya baştan, yemesek olmaz. Olsaymış keşke. Pek kuru ve yavan geldi bize, tadına bakıp bıraktık.

Meyve ve meyveli dondurmalı tahin tatlısını ikram ettiler.
Erken başlamanın avantajı bu işte, hava kararmadı bile. Ama yolcu yolunda gerek.
Hesabımız 2 bin 320 lira. Reha nüfuzunu kullanıp bana ödetmedi. Bira 100, 35’lik yeni rakı 600, meze 80-100, salata 100 lira. Ana yemekleri kilogram hesabıyla servis ediyorlar, kuzunun kilosu 1000-1200, oğlak tandır 1000, köfte 900 liradan hesaplanıyor.

Bu böyle olmayacak, her akşamı başka bir meyhanesinde geçirecek kadar uzun tatile gelmek gerek buraya. Biri hariç. Nemo kırmızı çizgimiz. Sokaktaki arkadaşları da.