Kalp ve damar hastalıkları uzmanı Prof. Dr. İlke Sipahi, kalp ve damar hastalarının ‘doğal çözüm‘ arayışlarının telafisi mümkün olmayan sorunlara yol açabildiğini söyledi.
Sipahi “Hastaları zararlı olabileceklerine ikna etmekte zorlanıyorum” dedi.

Bitkisel kürler, vitaminler, mineraller, çeşit çeşit takviyeler, ‘hayat tarzı‘ önerilerine her geçen gün yenileri ekleniyor. ‘Tamamlayıcı’ ya da ‘fonksiyonel’ denilen ve pek çoğunun bilimsel olarak etkinliği net ortaya konulmamış bu ürün ve yöntemler ilaç yerine koyuluyor.
Hiç de ucuz olmayan ve ciddi bir pazara dönüşen bu ürünler, ilaçlara alternatif gibi algılanıyor. Ancak ilaç gibi sıkı kuralları yok. Örneğin Türkiye’de Sağlık Bakanlığı onayı aranmıyor. Tarım ve Orman Bakanlığının onayı yeterli. İnsanlar bunlara yöneldikçe ya da yöneltildikçe, üreticiler yenilerini piyasaya sürüyor. Sadece bunları öneren doktorlar var. Hastanelerse talebi karşılamak için ‘klinikler’ açıyor.
Takviyeleri kim üretiyor?
Prof. Dr. Sipahi bu eğilimin en sık ölüm nedeni olan kalp ve damar hastalıklarından korunmayı ve tedaviyi nasıl etkilediğini konuştuk.
Sipahi hastaların damarlarındaki plakları, kolesterollerini, yüksek tansiyonlarını doğal çözümlerle tedavi etmeye çalıştıklarını söyledi: “Bu kardiyolojinin hemen hemen her alanı için geçerli. ‘Doktora gitmeyeyim, gidersem de ilaç yazmayan doktora gideyim’ diye düşünülüyor. ‘Yabancı’ bir madde kullanmadan doğal yollarla çözmeye çalışıyorlar.
Tıbbi sorunların büyük bir kısmını doğal yollarla çözebilmek mümkün değil. Söz konusu olan bilim, kanıt ve gerçek ihtiyaçlardan ziyade hastanın talebi ve sağlık sektörünün de buna verdiği karşılık olan arz. Sadece Türkiye değil, dünyada da böyle.
İlaçlara, ilaçları üreten firmalara inanılmaz bir güvensizlik var. İlaçlardan ve ilaç firmalarından nefret eden insanlar takviyelere bayılıyorlar. Takviyeleri üretenler kim? Yine benzer ilaç firmaları. Orada da bir ekonomi ve kar amacı var. ”
Zararlı etkileri yıllar sonra çıkabiliyor
Diğer yandan bir paradoks yaşanıyor. Kalp krizi, inme ya da apandisit ağrısı gibi hayatı tehdit eden durumlarda kimse tıbbın dışındaki ‘alternatif‘lere yönelmiyor. Bir an önce doktora, hastaneye ulaşmak istiyor. Modern tıbbın tüm olanaklarından yararlanmaya çalışıyor.

Kronik hastalıklardaysa davranış değişebiliyor. Örneğin beyin kanamasına, inmeye yol açabilen hipertansiyonu olanlar ‘modern tıp’la arasına mesafe koyabiliyor. Hatta hastaları almaları gereken ilaçlara bazen ‘ikna‘ etmek gerekiyor. Sipahi hastalara uzun vakit ayırarak bunu anlatmaya çalıştığını ancak bazen çok zorlandığını belirtti: “Sağlığını korumak için ‘ilaç almayayım’ diyenler bir noktada ipin ucunu kaçırıp bundan zarar görmeye başlayabiliyorlar. Bazen etkileri yıllar sonra çıkabiliyor. Sebebin bu olduğunu bile anlayamıyorlar.
Hastaları takviyelerin gereksiz olduğuna, zarar verebileceğine ikna etmekte zorlanıyorum. Takviyelerden zarar gören çok hasta var.
By-pass’lı, damarlarında beş tane stent olan ve bunlar da tıkanmış halâ kolesterol ilacı kullanmak istemeyen hastam oldu. Neden diye sorduğumda, ‘Yan etkileri var’ diyor. Yan etkileri soruyorum, ‘İçmedim ama prospektüste yazıyor’ diyor.
Öte yandan takviyelere bayılıyorlar. Bir hastam, kan sulandırıcı alırken, benden habersiz omega 3 de içiyor. İkisi etkileşiyor ve kanı aşırı sulandırıyor. Kanı o kadar sulanmıştı ki neredeyse beyin kanaması geçirecekti. Sormama rağmen söylemedi. Çünkü takviyeleri ilaçtan saymıyorlar. Bazen de söylemeyi unutuyorlar.”
Sadece takviye yazan doktorlar var
Sipahi bazı hastalıklarda doğal veya ilaç dışı yöntemlerin işe yarayabildiğini ancak bu etkinin sınırlı olduğunu ifade etti: “Kardiyoloji bağlamında düşünecek olursak sigarayı bırakmak, egzersiz, kilo vermek, tuzu azaltmak, kolesterol için diyet yapmak etkili olabiliyor. Ama birçok hastada diğer tıbbi yöntemler gündeme geliyor.
Hele ki birden fazla sorunu varsa… Kolesterolü yüksek, damarları tıkalı, kalp krizi geçirmiş, bypass ameliyatı olmuş ya da stent takılmışsa doğal yollar çoğu zaman yetersiz kalıyor.
Hastalar bunu talep ettikleri için ilaç vermeyen bir sağlık endüstrisi de çıktı ortaya. Takviyeler hayır amaçlı ürünler ve onları üreten şirketler hayır kurumları değil. Ama hastalar gerçek ilaç olmadıkları için bayılıyorlar.
Takviyeler kanıtsız ürünler. İlaçlar gibi araştırma-geliştirme sürecinden hemen hemen hiç geçmeyen, çok az kontrollü, apayrı mevzuatı olan ürünler. Reklamları, promosyonları kolaylıkla yapılıyor.
Sırf takviye yazan doktorlar var. Gidiyorsunuz 10 tane ayrı takviye yazıyorlar. Uyguladıkları basit bir tıp. Örneğin kanda D vitamini düşükse vitamini yazıyorlar. Hemen hemen her seviyeye D vitamini veriyorlar. Çoğu kişide de düşük çıkıyor zaten. Çünkü eşik değerler çok yüksek.
Çok aşırı düşük olmadıkça D vitamini vermenin sağlığa faydası gösterilmedi. Yani ne kırıkları, ne kalp hastalığını ne de kanseri azaltıyor.
Çeşitli iz (eser) elementlere bakıyorlar. Özel, bunları çalışan laboratuvarlar da var artık. Çinko, selenyum vs. hangileri düşükse onları yerine koyuyorlar. Ama hemen hemen hepsinin gerçek faydaları tartışmalı.”
İlaçlar kontrollü ürünler
İlaçlar geliştirilir ve kullanılırken birçok kontrollü aşamadan geçiyor. Bu süreçler zaman alıyor. İlaç piyasaya çıktıktan sonra da etkileri izleniyor. Klinik araştırmalarla olumsuz sonuçlar saptandığında da yayınlanıyor. Piyasadan toplatılıyor, üretimi durduruluyor. Kardiyolojide kullanılan bazı ilaçlarda da bu yaşandı.
“Ben ilaç bayraktarı değilim” diyen Sipahi şöyle devam etti: “Modern tıbbın, ilaçların bu tarz kontrol mekanizmaları var. Bunlar kuvvetli ve kendini yeniliyor. Zararlı veya yetersiz tedaviler bir müddet sonra eleniyor. Yeniler geliyor.
Yeni her zaman iyi demek değil. Onlar da gene klinik araştırmalardan geçiyor. Kabul görüyorlar veya eleniyorlar.
Alternatif yöntemler, takviyeler veya bazı yaşam tarzı önerileri için böyle kontrol mekanizmaları yok. O tarafta yer alan doktorlar, hastaneler veya işte takviye üreticisi firmalar ilaçlara, modern tıbba her yerde yüklenebiliyorlar.
Ama takviyelerin olumsuz yanlarını eleştiren bir mekanizma yok. Rakipsiz bir şekilde büyümeye devam ediyorlar.”
Etkisi kanıtlananlar zaten reçete ediliyor
Sipahi bir parantez açarak, takviyelere karşı olmadığını söyledi: “Eğer takviyenin bir kanıtı varsa zaten o da tıbbın bir parçası haline geliyor. Örneğin D vitamini, omega 3’ü kullanması gereken küçük hasta grupları var. Ruhsatlı ilaç olarak veriliyor.

Yani D vitamini genel olarak işe yaramıyor ama osteomalazi (kemik yumuşaması) veya osteoporozda (kemik erimesi) yeri var. Omega 3 trigliseriti yüksek, damar tıkanıklığı olanlara veriliyor.
Ben de böyle istisnai durumlarda reçete ediyorum ama ‘herkes Omega 3 alsın’, ‘herkes D vitamini alsın’, ‘herkes multivitamin alsın’, ‘herkes C vitamini alsın’ demek değil bu.”
Söz konusu ürünlere yoğun talebi patlatan bazı faktörler var. Dijital dünyanın “bataklık”a döndüğünü belirten Sipahi, “Herkes sosyal medyadan tavsiyelerde bulunuyor. Bunların tümü doktor değil. Yapay zekayla üretilen videolar var ve çok izleniyorlar” dedi.
Sipahi ekonomik kaygıların da bazı meslektaşlarını takviye hekimliğine ittiğini düşünüyor.