Pınar Erişen: İnsan hayatı, 50 hafta çalışıp iki hafta yaşamaktan ibaret olmamalı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Psikologlar son yıllarda “tatilde dinlenememe” olgusunun giderek yaygınlaştığını belirtiyor.

Aylarca yoğun stres altında çalışan bir beyin, deniz kenarına gider gitmez gevşeyemiyor.

Üstelik insanlar tatilde bile kendilerini dinlenmeye değil, sürekli bir şey yapmaya zorluyor.

Gezilecek yerler, çekilecek fotoğraflar, paylaşılacak videolar, yapılacak aktiviteler… Dinlenmek bile performans göstergesine dönüşüyor.

Bu yüzden birçok insan tatilden döndüğünde gerçekten dinlenmiş değil, sadece bulunduğu yeri değiştirmiş oluyor.

Son yıllarda yalnız seyahat etme eğiliminin yaygınlaşması da tesadüf değil.

İnsanlar sadece yeni şehirler görmek için değil, sürekli birilerine uyum sağlamak zorunda kalmadan birkaç gün yaşayabilmek için de tek başına yola çıkıyor.

İstedikleri saatte uyanıyor, canlarının istediği yere gidiyor, sessiz kalmak istediklerinde sessiz kalıyorlar.

Yalnız seyahat, modern hayatın bitmeyen taleplerinden kısa süreliğine uzaklaşmanın bir yolu hâline geldi.

Aslına bakarsanız sorun tatilin kendisi değil.

Sorun, insanların dinlenebilmek için bütün yılı beklemek zorunda bırakıldığı çalışma düzeni.

İnsan hayatı, elli hafta çalışıp iki hafta yaşamaktan ibaret olmamalı. Dinlenmek, nefes almak ve kendine zaman ayırmak yılın yalnızca birkaç haftasına sıkıştırıldığında tatil de gerçek anlamını kaybediyor.

İnsanlar eve dinlenmiş olarak değil, bir sonraki tatili beklemeye başlayarak dönüyor.

Bize normalmiş gibi gelen bu düzen aslında oldukça tuhaf. İnsan ömrünün büyük kısmını sevmediği bir hayatı sürdürebilmek için harcıyor, sonra da birkaç haftalık tatille bunu telafi etmeye çalışıyor.

Aslında hedef, bütün sene hayalini kuracağımız kadar güzel bir tatil değil; tatili beklemek zorunda kalmayacağımız bir hayat kurabilmek olmalı.

Pınar Erişen’in yazısı