Deniz Göktaş'la korkuya uyanırken
D

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Tamam. Ormanları ve yolları kaybettik. Binlerce kilometre bölünmüş yol yapıldı ağaçların arasından. Sokakta yaşayanların ömrüne değen bir şey olmadı ama bütün tarlalarda evler yükseldi, başı göğe değen evlerin boşluğu sızladı, birinin uykusu bölündü sokakta.

Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor

Ormanları ve ırmakları kaybettik, ağaçları ve yolları kaybettik. Anılarımız silindi. Suyu kaybettik. Irmakların zift gibi aktığı, derelerin çağladığı yerde ot bitmez oldu.

Tutunacak bir dirhem umut aradık ve işsizlik paramızı kaybettik; işimizi kaybedeli çok olmuştu zaten. İşimize göz diktikleri gibi işsizliğimize de göz diktiler. 

Nef’î ve varisi

Cemal Süreya’dan söze başlayıp hüzünlü ve kırılgan bir ritimle ilerlemeye çalışırken aklıma şair Nef’î geldi. O eğilmez, gür sesli, korkusuz hicviyle Nef’î baş köşede kasırga gibi esiyor. Elbet şiirinden memnun olduğumuz Şeyhülislâm Yahya Efendi de övmüştür Nef’î şairimizi, ancak ona ‘kâfir’ de demiştir.

Şair Nef’i.

Nef’î durur mu, yapıştırmış hicvi:

Bize kâfir demiş müftî efendi[1]
Tutalım ben diyem âna müselman
Varıldıkta yarın rûz-ı cezâya
İkimiz de çıkarız anda yalan

Sarayın odunluğunda 1635 yılında kementle boğuldu Nef’î, bir çuvala konularak Sarayburnu açıklarından denize atılmıştır. IV. Murad hiciv yazmamasını istemiş ama yeri geldiğinde Vezir Bayram Paşa’nın hakkından gelmiştir şair. Hiciv yazmak ömre zarar.

Bize diyor ki, artık hafızanı yitir. Geleceğin bizim planlarımızdan daha önemli değil. Bizim hakkımızda yorum yapma. Hele ailemiz hakkında cümle kurma. Hele yaşadığımız çok odalı yer hakkında aklından geçenleri dile getirme.

Peki. Ne edek madem öyle, AVM tadındaki şehir hastanelerinden randevu almak için çırpınıp duran kalbimizin attığı yeri bir kez daha anımsamakta fayda var.

Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz, aşkımız yeniden

Umudu dürtme, umutsuzluğu yatıştırma güzel Ahmet Abim! Kardeşlik türküleri tıngır mıngırken babacan tavrıyla tiksinti veren zekâya kafa tutma. Sivas’ta yangına üzülme, Rus tayyarelerinden falan bahset, zaman aşımı müjdesi ver. Cüppeni giyip müdahil ol katillere.

Ters kelepçeli mizah

Sözü uzatma. Sorularını unut. Kahkaha sana göre değil. Evinde otur. Faturalarını öde. Yoksulluktan şikâyet etme. Oy ver. Şarkı dinleme. Sinemaya gitme. Tiyatroyu unut. Okumayı çoktan unutmuştun zaten; ama memleketin en büyük kütüphanesi bizde. En büyük adalet sarayları zaten bizde.

Bir yanıt bulduğunda kuyunun dibine gitmeye razı ol. Akşam pazarına uğra, ezilmişlerden seç meyve sebzeni.

Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki

Öyle değil mi ama, ne zaman iyi günlerin geleceğini düşünecek olsak, kırmızı bir pazartesi bulaşıyor beyaz gömleğimize. Tutuklanmış bir sendikacı ya da ertelenmiş bir greve uyanıyor sabah.

Mizah diyor, aman aman! Kahkaha neyimize, mizahı unut. Hafızandan sil mizahı. İçeridekileri düşünme. Osman Kavala 3 bin 169 gündür hapiste.

Selahattin Demirtaş sazdan başka bir şey çaldı mı bu hayatta, belki ketıl?

Tayfun Kahraman’dan uzakta büyüyor kızı. Seçilmiş olsa da dışarı bırakılmıyor Can Atalay, seçilmiş olmak bile seçilmek için yetmiyor.

Sonra aklıma Markopaşa, Malum Paşa, Hür Marko Paşa… geliyor. Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin geliyor. Malum, toplatılmadığında ve yazarları dışarıda olduğunda çıkarılabilen bir mizah gazetesinden bahsediyoruz. Sonra butlan atandı efendim Marko Paşa’ya. Belki de memleketin ilk butlanı, halk bir hevesle o sabah aldığı Marko Paşa’nın bir işe yaramadığını dakikasında anladı, bir ikinci sayısını çıkaramadı butlan Marko Paşa, çünkü okur yanılmadı.

Bütün gün Terry Eagleton, Aydın Çubukçu, Susan Sontag, Agota Kristof ya da Farabî okuyarak yanıt aramak da iş değil. Sevmiyorsan izleme, komik bulmuyorsan gülme.

Hoşuna gitmeyen her şey ve her insan için ters kelepçe. Çağırsan gelirmiş, yurt dışından bilerek dönmüş, kaçmayı aklından geçirmemiş fark etmez.

Mahkeme koridorları geliyor aklıma. Çağlayan’da adliyenin bir koridorunda Metin Akpınar ile Müjdat Gezen’in tost yedikleri sahne; aklıma geliyor ama komik gelmiyor.

Bitiyor mu? Çocukluğundan beri takip ettiğin gazeteyi açıyorsun ve karşına büyük adamlar çıkıyor gene. Zaten buyurmuş geçen gün gene demiş ki; benim çevirdiğim kitabı siz ne hakla tekrar çeviriyorsunuz. Bu çemkirmek nedir ya, ne yapalım sadece senin yazdıklarını, senin ve eşinin çevirdiklerini okuyalım. Mübarek.

Bir kuşatılmışlık hissi. Uzun zamandır hiçbirimiz işimizle uğraşamaz durumdayız. Sabah kalkıp ilk işimiz haberlere bakmak oluyor. Gündemi saati saatine takip etmesek o kadar çok şey kaçırıyoruz ki, Karadeniz’de doğalgaz bulunduğundan haberdar olmadığımız için kışları soğuktan titriyor, kombiyi kökleyemiyoruz misal. O derece mağduruz.

Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle bağış arasında

Bir arkadaşımızla buluşsak hani, uzun zamandır görüşemediğimiz biri gelse gurbetten, memleketin ahvalinden başka gündemimiz yok. Hayat pahalılığı, mühürsüz oylar, mazbata, butlan, anayasa, referandum, seçim, Gılışdaroğlu, o bıyıklı danışman falan giriyor rüyalarımıza.

Memleket bize konuşacak bir şey bırakmadı. Memlekette, memleketin geleceği dışında bir şey konuşamaz, okuyamaz, dinleyemez, yazamaz olduk.

Yıllar önce Moda Sahnesi’nde izledim Deniz Göktaş’ı; kendisiyle dalga geçebilecek kadar içimizden biri, diye düşünmüştüm. Gülüp eğlendik. O zamanlar gülmenin yasaklanmasına gelmemişti sıra demek ki.

Korkuyu mu bekliyoruz yoksa yaşadığımız bizzat korkunun kendisi mi? Masum insanları serbest bırakın artık.

Deniz Göktaş’ı serbest bırakın.

Biz kırıldık daha da kırılırız
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.

Hamiş: Yukarıda kaynak göstermediğim dizeler Cemal Süreya’ya aittir. Papirüs’ün Aralık 1966 tarihli baskısında, 7 sayısındaki şiir ‘Yarımada’ adıyla yayımlanmış. Aynı şiir Beni Öp Sonra Doğur Beni’de (en azından  bendeki yeni baskısında YKY 5. Basım, 2020, Sf. 56-57) ‘Ortadoğu‘ şiirinin 4. bölümü olarak yer almaktadır.


[1] Şemsettin Kutlu, Divan Edebiyatı Antolojisi, Remzi Kitabevi, 1. Basım 1983, Sf. 286