Üçüncü ayına giren savaşa rağmen Türkiye, petrol ve gaz zengini bir ülkeymiş gibi davranmaya devam ediyor. Artan petrol fiyatları, dar gelirliyi açlıkla mücadeleyle sınarken hükümet enerji tasarrufuyla ilgili en ufak bir önlem almayı bile düşünmüyor.
Bunun arkasında plansızca kurulmuş onlarca enerji santralı var. Türkiye’nin en çok elektrik talep ettiği anda ihtiyacı olan 60 bin megavatlık talebe karşılık 125 bin megavatlık bir kurulu gücü var. Atıl durumdaki birçok santral teşviklerle ayakta tutuluyor, yağışlarla dolan barajlara rağmen, oradan ucuza elektrik almak yerine gaz ve kömür santralları çalıştırılıyor.
81 ile götürülmüş ithal doğalgaza teslim olmuş evlere ve “hub (merkez)” olacağız diye yapılmış onlarca gaz anlaşması var. Oy toplamak uğruna yapılan ve alım garantileriyle şirketleri besleyen onlarca köprü, duble yol ve otoyol aracılığıyla petrol ve otomobil lobilerine teslim edilmiş bir ulaşım politikası var.
Bu tablo Türkiye’nin neden tasarruf yapamadığının bir özeti gibi. Alım garantisi verilmiş köprüden bir aracın az geçmesi devletin şirketlere ödediği bedeli artırıyor. Elektrik tüketiminin azalması, komisyonla geçinen, çoğu yandaş dağıtım şirketlerinin karını etkiliyor. Gaz ve klima kaynaklı elektrik tüketimini yalıtımla azaltacak her ev, yine hükümetin yurttaştan alıp şirketlere dağıttığı rant paylaşımını bozuyor. O yüzden de hükümetin sloganı belli; kriz yokmuş gibi çek panpa!