Oyunbozan sinemacı Godard

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. Ayhan Tinin / Sanat da var / Sinema

insanatinart@gmail.com

Yeni Dalga akımının ikonik ismi yönetmen Jean Luc Godard, yaşama bilinçli olarak veda etti.

İkinci dünya savaşının sonunda insanlık değişirken sinemayla tanışan oyun bozan sinemacı tam da kendine, sinemasal hayatına uyan bir final ile filmi bitirmiş.

Ölüm de başına gelen bir şey değil kendi seçtiği bir son olmuş.

Bu haliyle 1960 yılında çektiği ‘Serseri Aşıklar’ filmindeki Michel’in öyküsü gibi…

1895 yılında Paris’de bir café’de doğan sinemayla aynı topraklarda doğmuştu. Orta sınıf bir ailenin, göze batmayan çocuğuydu… Harika bir çocukluk ya da parlak bir öğrencilik geçirmemişti.

Fransa ve İsviçre arasında sürekli yer değiştirmelerle geçen hayatı, anne babasının ayrılmasıyla yerleşik düzenini iyice kaybetmişti.

Bu dağınıklık içinde önce tiyatroya, sonra edebiyata ve romana, sonra da sinemaya yöneldi.

Modernitenin doğumunun, kentlerin kimlik değiştirmesinin, İkinci  Dünya savaşında iyiliğini kaybeden insanlığın, sokaklarda yerçekimsiz gelişen yeni ve savrulmuş bir yaşam biçiminin, 68’Mayıs’ını hazırlayan nihilist, sosyalist ve özgürlükçü düşünceler bahçesinin bu yapı sökümcüsü için doğru yer gerçekten de sinemaydı…

Sinemayı yazarak ve konuşarak, Cahiers du Cinema dergisinin çevresinde odaklanan autor/yönetmen grubuyla sinema dünyasına karıştı.

Sonradan ‘Yeni Dalgacılar’ olarak tanımlanacak bu yönetmenler, Fransız sinemasının kültürünü ve dilini dünyaya kabul ettireceklerdi.

Kartların yeniden dağıtıldığı; nazizim ve atom bombası sonrası dünyada klasik her öğreti ve anlatı değerini kaybetmişti. Kötülüğün dilini ve kaosun yeni düzenini anlatacak bir söylem biçimine ihtiyaç vardı.

François Truffaut, Eric Rohmer, Jacques Rivette, Jacques Demy, Claude Chabrol, Alain Resnais, Jean- Luc Godard İtalyan yeni gerçekçilik akımından da etkilenerek, ‘Yeni Dalgacılar’ grubunu oluşturdular.

Aşkların ve ilişkilerin de değiştiği zamanlardı.

Modernitenin, aklı önceleyen bakış açısının kusursuz geştaltı yaşamın gerçeğine yenik düşmüştü. Neden sonuç ilişkilerinin düz yapısı, insanın davranışlarının altında yatan güdülenmeyi anlatmaya ve anlamlandırmaya yetersiz kalıyordu.

Alışılmış anlamları bozan, klasik sinemayı sorgulayan bir sinema için doğum sancıları kendini göstermeye başlamıştı.

Godard önce Hans-Lucas takma adıyla La Gazette du Cinema’da yazmaya başladı. Sonra devamı geldi. Yaklaşık dört yıl sonra, gelecekte Fransız Sineması’nın bir başka devi olacak Jean Paul Belmando’ya da yepyeni bir yol açacak filmi ‘A Bout de Souffle’, kurgusuyla, deneysel kamera kullanımıyla devrimci bir sinemanın yolunu açtı.

‘Yeni Dalgacılar’ın söylemi çok netti; “Herkes film çekebilir.”

Eleştiri yazdığı günlerdeki anlayışını, kendisiyle 1985 yılında yapılan bir söyleşide anlatan Godard “Herkes bir filmi ya da bir sinemacıyı kötülediğinde ben kendi kendime, bu konuda ben iyi şeyleri söylemeliyim diyordum” diyerek oyun bozuculuğunu tescilliyordu.

“Sinemada iyi olan bir şey, bir hiçten yola çıkabilme olanağıdır. Hiç kimsenin okumadığı senaryoları insanlar niye yazar anlamıyorum.” Sinema endüstrisine dair birçok ön kabulü ters yüz ederek herkesi yeniden düşünmeye çağırıyordu.

“Yeteri kadar öge bir araya geldiyse filmi kurgu sırasında yeniden yaratırım” derken; sinemanın senaryo ya da hikâyenin değil yönetmenin yaratımı olduğunun altını çiziyordu.

“Her öykü herkesindir ve insanlar bütün öykülerde buluşabilirler. Öyle olmasa kimse kitap satın almaz, kimse sinemaya gitmez, Şehrazat masallar anlatmaz herkes kalkıp giderdi. O öykünün nasıl gösterildiği değerlidir.”

Belgesel ile kurmaca arasında kendine özgü yeni bir sinema dilini, bulvarların ve caddelerin insanlarının var oluş sorunlarıyla anlatan “Yeni biçimlerle eski şiirler yazmalıyım” diye dertlenen benzeri olmayan bir sinema insanı ‘yardımlı intihar’a başvurarak, bu dünyayı terk etti.

‘Yeni Dalga’ gibi, bilinçli seçimiydi.