İstanbul Modern, ‘Ömer Uluç: Ufuk Çizgisinden Öteye‘ başlıklı sergisine Artaş Holding sponsorluğunda ev sahipliği yapıyor.
İstanbul Modern Şef Küratörü Öykü Özsoy Sağnak, mutlaka görülmesi gereken 10 önemli yapıtı Diken için derledi.
Sanatçının pratiğinde öne çıkan farklı ifade biçimlerini çeşitli temalar altında bir araya getiren sergi, üretim tarihi 1960’lardan 2010’a kadar yayılan 300’ün üzerinde yapıtın yer aldığı kapsamlı bir seçkiye yer veriyor.
Kâğıt üzerine desen ve çizimden tuval üzerine akriliğe, kolajdan heykele birçok disiplinden örnekler barındıran sergide, Uluç’un kauçuk, keçe, alüminyum, akrilik levha, PVC ve polyester gibi malzemelerle ürettiği çalışmalar da izleyiciyle buluşuyor.
Sağnak’ın sergiden ‘mutlaka görülmesi gereken 10 önemli yapıt’ derlemesi şöyle:
Her Biri
‘Armalar’ serisinden
1969-1988
Kâğıt üzerine karışık teknik
yaklaşık 33 x 22 cm
Özel Koleksiyon

Ömer Uluç, 1960’ların ortasında kendi deyimiyle bir kopuş ânı yaşar: “İngiltere’de bir otelde, kocaman kâğıtlara kendi adımı yazmaya başladım, adımın baş harfi ‘Ö’nün yuvarlak formu yavaş yavaş bir desene, bir harekete, bir olaya dönüştü. Bir an her şey silindi.” Sanat pratiğinde dönüm noktası olarak tanımladığı bu ânın ardından, Ömer Uluç bilinç akışıyla oluşturduğu sarmallardan desenler çizmeye başlar. Uluç, adeta bir günlük tutar gibi oluşturduğu bu desenlere ‘Armalar‘ adını verir.
Afrika Kraliçesi
1976
Tuval üzerine yağlıboya
150 x 85 cm
Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu

Ömer Uluç birçok şehirde yaşar. Bunların arasında Nijerya’nın Lagos kenti, sanatçı için ayrı bir önem taşır. 1974’te gittiği ve yaklaşık dört sene yaşadığı Afrika’ya aslen Birleşmiş Milletler’in bir kalkınma projesinde çalışmak üzere gider. Buraya bir mühendis olarak gelse de resim yapmaya devam eder. Resimlerinde Afrika’nın kültüründen, mitolojisinden ve özgürlüğünden etkilenen Uluç, ‘Afrika Kraliçesi‘ serisini burada yapar. İnsan boyunda, sarmal hareketlerle resmedilmiş kadın figürlerine odaklanan serinin ilk örneği ‘Afrika Kraliçesi I’dir.
Lucy
1998
Döküm polyester
85 x 40 cm
Özel Koleksiyon

Ömer Uluç’un doğa dışı varlıklar, hayvanlar ve insanlardan oluşan canlılar albümünün önemli karakterlerinden Lucy, 1998 tarihli bir heykeldir. Bu heykelle sanatçı, Doğu Afrika’da 2,5 milyon yıl önce Fransız antropolog Yves Coppelin tarafından keşfedilen, bilinci olan en eski insanın iskeletine hayat verir. Adını o dönem popüler olan The Beatles’ın ‘Lucy in the Sky with Diamonds’ şarkısından alan Lucy, bükülerek form verilmiş halatların kalıbının alınmasıyla üretilir. Sanatçının imza hareketi olan sarmalları üç boyuta taşıdığı örneklerdendir.
Karşılaşma
1987
Tuval üzerine akrilik
320 x 220 cm
Elfe Uluç Koleksiyonu

Denizaltı-Bukalemun
1987
Tuval üzerine akrilik
330 x 260 cm
Özel Koleksiyon

Sergide 1987 tarihli bugünkü adıyla İstanbul Bienali’inin birincisi 1. Uluslararası Çağdaş Sanat Sergileri’nde sergilenmiş iki yapıt yer alır. Daha sonra İstanbul Bienali adı altında devam eden bu sergilerin ilkinde, Ayasofya Hamamı’nda sergilenen bu yapıtlardan, ‘Karşılaşma‘ iki figürün karşılaştığı anı betimlerken, ‘Denizaltı-Bukalemun‘da sanatçının “Kendi Moby Dick’im” diye adlandırdığı bir denizaltı ve Afrika’da yaşarken beslediği bilinen bir bukalemun görülür. Sergilendiği yıl resmedilmiş ve her biri toplamda beş adet tuvalden oluşan bu yapıtlar sanatçının tuvalin sınırları dışına çıkmaya çalıştığı ilk denemeler olarak yorumlanabilir.
Kibele ve Kuş
1998
Pleksiglas, polyester, akrilik
140 x 85 x 85 cm
QNB Türkiye Sanat Koleksiyonu

Çalışmalarında gezindiği ve araştırdığı coğrafyalardan ilham alan sanatçı, Anadolu kökenli hikayelerden, Bizans sanat tarihine, Osmanlı minyatürlerinden popüler kültüre farklı konuları yapıtlarına taşır. Bu yapıtlardan biri olan ‘Kibele ve Kuş‘ta Uluç, Anadolu, Yunan ve Roma mitolojilerinde bereketi, doğurganlığı ve doğayı simgeleyen tanrıça Kibele ile ona eşlik eden yırtıcı kuşları kendi özgün diliyle yorumlamaktadır.
Kedi ve Nişanlısı
1998
Tuval üzerine akrilik
130 x 162 cm
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu

Sanatçının pratiği sarmal hareket ve bu hareketin hızından beslenir. Yapıtlarında bir kuş olarak başlayan bir form, birdenbire bir deniz canlısına ve sonrasında bir kediye dönüşebilir. Üstelik bu hayvanlara insani özellikler de yükleyen Uluç, insan ve hayvan arasındaki bağı görünür kılar. Onun aslanları, ayıları veya kedileri, ‘Kedi ve Nişanlısı‘ örneğinde olduğu gibi arkadaşlara, nişanlılara veya sevgililere sahiptir.
Peyzaj Heykel / Bir Selvi / Bir Kuş / Bir Keçi
1996
Halattan alüminyum döküm
220 x 250 cm
Ayşen–Hüsnü Özyeğin Koleksiyonu

Sanatçının üç boyutlu ilk heykeli 1996 tarihli ‘Peyzaj Heykel / Bir Selvi / Bir Kuş / Bir Keçi‘dir. Daha önce tuval üzerine yaptığı peyzaj çalışmalarından esinlenerek ürettiği bu yapıt, 2 metre uzunluğunda, 2,5 metre yüksekliğindedir ve tekerlekli üç platodan oluşur. Platoların altındaki tekerlekler, sanatçının tarzında her zaman merkezde olan hareket fikrini pekiştirirken halatın döner formu da bu hissi görsel olarak destekler.
Her Biri
Sağ El, Sol El Desenleri
2008
Kâğıt üzerine karışık teknik
30 x 22 cm
21 x 15 cm
Özel Koleksiyon

Her Biri
‘Sağ El, Sol El Desenleri’ serisinden
Yağmurlar
2008
Kâğıt üzerine karışık teknik
21 x 15 cm
Özel Koleksiyon

Her Biri
‘Sağ El, Sol El Desenleri’ serisinden
Yaz Anıları
2008
Kâğıt üzerine karışık teknik
21 x 15 cm
Özel Koleksiyon

Ömrünün sonlarında bir hastalığa yakalanan sanatçı, tedavi süresince üretmekten asla vazgeçmez. Kendi sınırlarını keşfettiği bu süreçte sağ kolundan ilaç alırken sol eliyle; sol kolundan ilaç alırken ise sağ eliyle çizimler yapar. ‘Sağ El, Sol El Desenleri’ adını verdiği ve sergide 52 adet desenin yer aldığı bu seri, aslen 500’den fazla çizimden oluşur. Bu desenler dönemin kırılganlığını ortaya koyarken, sanatçının güçlü pratiğini de gözler önüne serer.
Denizaltı-Kuş
1987
Tuval üzerine yağlıboya
150 x 200 cm
Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu

Ömer Uluç’un sanatçı olarak denizle kurduğu bağ son derece güçlüdür. Cumhuriyet’in ilk doktorları arasında yer alan dedesinin ofisindeki haritaların yanı sıra Vasco de Gama ve Kristof Kolomb’un hikâyeleri, İstanbul’da doğup büyüyen sanatçıyı küçük yaşlardan itibaren derinden etkiler. Deniz yoluyla pek çok şehre seyahat etmiş ve oralarda çalışma fırsatı bulmuş sanatçının denize olan ilgi ve merakı hep taze kalır. Deniz ve ögeleri onun için sürekli bir ilham kaynağına dönüşür. Özellikle denizaltılarda kişisel bir anlam bulduğunu ifade eden sanatçı, sessizce süzülen bu araçların onun için yaşamın sonluluğunu temsil ettiğini belirtir.
Her Biri
Portre I, Üzgün Gözler
2002
Pleksi üzerine serigrafi baskı
100 x 67 cm
Elfe Uluç Koleksiyonu

Ömer Uluç’un görsel dünyasını dolduran mistik yaratıklar, mitolojiden, folklörden ve bilinçaltından beslenirler. Sanatçı tarafından konan gözlerle hayat bulan bu sarmal formlar, sergide tuval üzerine, heykel veya pleksiglas üzerine baskı olarak yer alır. Pleksiglas malzemesi gereği transparan oluşuyla hayaletlerin geçirgen yüzeylerine gönderme yapar. Öte yandan da sergide tavandan asıldıkları için havada süzülüyormuş gibi görünen bu varlıklar pleksiglastaki renklerle canlanırlar.
Ömer Uluç kimdir?

1931 doğumlu Ömer Uluç, 1953’te Robert Kolej’den mezun olduktan sonra ABD’de önce mühendislik, ardından resim eğitimi alır. 1951’de Nuri İyem öncülüğünde kurulan ‘Tavanarası Ressamları’ olarak adlandırılan grupta yer alan sanatçı, 1965’te Paris ve Londra’da, 1972–1973’te ABD ve Meksika’da, 1974–1977 arasında Nijerya’da ve 1982’ten 2010 yılındaki vefatına kadar ise Paris ve İstanbul arasında yaşamını sürdürür. Çeşitli coğrafyalarda yaşaması ve seyahatlerinin de etkisiyle, keskin bir ironi ve mizah anlayışıyla insanlar, hayvanlar ve doğadışı varlıklardan oluşan bir canlılar albümü yaratan Uluç, modern sanatın keşif ve araştırma ruhunu sürekli taze tutan sanatçılardan biri olur.