Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu sadece yürütmenin tepesindeki tek seçilmiş organ olması ve aynı zamanda -bize göre Anayasaya aykırı olarak- iktidar partisinin genel başkanı olmasından ileri gelmemektedir. Bunların ötesinde, tüm üst bürokrasinin ve denetleme/düzenleme/regülasyon kurumlarının (SPK, BDDK, DDK, BİST, vd.) tek seçici organı olmasından da kaynaklanmaktadır.
Örneğin borsa manipülasyonlarını önlemekle yükümlü SPK gibi bir kurumun başkanını ve yönetimini belirleyen bir cumhurbaşkanı, salt aşırı yetkili olmak bakımından eleştirilemez. Borsa İstanbul (BİST) örneğin, TVF bünyesindedir ve TVF’nin yönetim kurulu başkanı da 2018’den bu yana cumhurbaşkanıdır!
Demek ki, bugünkü ortamda cumhurbaşkanını hiç olmazsa TVF yönetim kurulu başkanlığından istifaya davet etmeyen bir siyasi eleştiri anlamlı bile değildir. Anlaşılması güç olan şey, Meclis muhalefetinin bu istifa çağrısını ülkenin birinci gündemi yapmaktan uzak durmasıdır! (Aslında AKP içinden bile TVF-CB ilişkisinin sonlandırılması çağrısı yapılabilmeliydi).
BİST’in TVF çatısı altına alınması tuhaflığının (dünyada bir örneği yok!) sona erdirilmesi bir başka taleptir. CB’ye bu kadar geniş atama ve düzenleme yetkilerinin kamu yönetimi sistemini bütünüyle yozlaştırdığının konu edilmesi de öyle.
Denetimden hiç haz etmeyen bir iktidarın, bütün yasama dönemlerinde kurumsal denetim düzeneklerini tasfiye etmek veya etkisizleştirmek veya bağımsızlıklarını yok etmek için yapmadığını bırakmadığını, bu arada BİST’i de kapsayan TVF’nin (fon ve alt-fonlarının ve şirketlerinin) kamusal denetim dışında tutulduğunu tam da şimdi gündeme getirebilmek gerekir.