AK Parti’nin ismi geçen gazetecileri davet etmiş olması yeterli olmasa da akıllıca, şaşırtıcı ve iyi bir hamle.
Ancak bu davete verilen tepkiler yıllardır şikayet edilen akreditasyon uygulamasının gazetecilerde bir kimlik haline dönüştüğünü gösteriyor. Yani bu ‘ayrımcılık’ gazetecileri gazeteci kimliğinden çıkarıp siyasetçi kimliğine sokmuş adeta.
Ben anlamakta zorlanıyorum, biz gazetecilerin temel görevi ‘orada olmak’tır. Hatta mümkün olan her yerde olmaktır. Gazetecilik budur. Ben Ekrem İmamoğlu ile Karadeniz’e de büyük bir merakla gittim, Cuma günkü AK Parti toplantısına da. DEVA Partisi’nin ilk kongresinde de vardım, Gelecek Partisi’nin yıldönümünde de… Şayet ayarlayabilseydim Saadet’in bugünkü kongresine de gidecektim. HDP böyle bir toplantı yapsa ve beni davet etse büyük bir merakla oraya da giderim. Siyasetçiler kendi koydukları ambargolarla bunu bir konu haline getirmiş olabilirler ama biz gazeteciler kendimizi özne haline getirmeye başladıysak artık başka bir şey olduk demektir…
O nedenle son birkaç gündür yapılan tartışmaları büyük bir üzüntü ile izliyorum.
Kimse kusura bakmasın, bugünkü düzenden şikayet ediyor görünenlerin çoğu ‘yolunda’. Mevcudu statüko yapmışlar, keyifleri yerinde. İktidar değişse de bu düzen değişmesin istiyorlar.
Özellikle İsmail Saymaz, Deniz Zeyrek ve Nevşin Mengü beni şaşırttı. Kendi başlarına hareket edebilirler, mahalle gazına gelmezler sandığım isimlerdi. Demek ki öyle değilmiş. Ya da ‘mahalle’nin tazyiki görünenden de fazla.