Kurumlara, bakanlıklara değil sanatı, bilimi, hakkı, hukuku yaşatacak bir atmosfere ihtiyacımız vardır. Çocukların önce hakikati okuması, ardından da okuduğunu anlamasına, üniversiteye geldiğinde dünyaya iki kelam edecek bir standarda ulaşması zarureti vardır. Herkes sanatkar olmayacak, herkes mucit olamayacak, herkes Nobel alamayacak veya herkes Silikon Vadisi’nde iş bulamayacak ama herkes bu istikametteki çabalara saygı göstermeyi öğrenecek. İyi olana, yaratıcılığa, farklılığa, zekaya ve cesarete hürmet de bir seviyedir. Her ülkenin, her toplumun sahip olamadığı bir değerdir.
Dünyaya miras bırakamayıp, ülkenin yüzünü ağırtacak bir eser üretemeyip; yani medeniyet yarışına katılamayıp sonra da bilime ve sanata tafra yapmak övünülecek bir şey değildir.
Cehaletin hayata hükmetmesi kadar tehlikeli ve sinsi bir işgal yoktur. Sanatsız, saygısız, hukuksuz, bilimsiz, ilimsiz bir hayat kadar ülke için daha tehlikeli bir hâl de yoktur.
Tarih bugünlere biraz insaf etsin istiyorsak ve bugünlerde yaşayanlara acısın diye umuyorsak cehaleti ve kalitesizliği gündelik hayattan kovmak zorundayız. Bu hâl, hâl değil, bu gidiş gidiş değildir.
Mustafa Karaalioğlu’nun yazısı