Erdoğan seçim hakimiyetini sürdürdükçe yalnız içeride ‘kazanan hepsini alır’ siyaseti yürütmekle yetinmemektedir; içerideki seçim zaferlerinin kendisine dış siyasette de her şeyi yapma hakkı verdiğine inanmakta, ama kendi iradesi dışındaki dünya halleri buna izin vermemektedir.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Erdoğan’ın dış siyaseti bir yol ayrımına gelmiş durumdadır. Ya aklın emrettiğini yaparak dış siyaset çizgisini yenileyecek, ya da (İslami ideoloji etkisinin ağırlık taşıdığı siyasi) arzularının emrettiği yolda devam edecektir.
Akılcı çizgi, Türkiye’nin Batıda AB’nin demokratik ve ekonomik ölçüleriyle yakınsamasını, Orta Doğu’da ise 2009 öncesindeki ‘Herkesle görüşüp iş yapan’ konumunu geri kazanmasını öngörüyor.
Bu tablo, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Erdoğan dış siyasetinin en stratejik sorunudur.