AKP şüpheye yer bırakmayacak şekilde seçimi kazandı, ama bu azalmaya bakınca, “kazanma” kelimesinin dikkatli kullanılması gerektiği de ortaya çıkıyor. Girdiği ilk seçimden (2002) birinci parti olarak çıkan ve tek başına iktidar olan AKP, bu döneminde izlediği politikalarla oy oranını sürekli artırdı ve 2011’de kendi rekorunu kırdı. Bundan sonra Tayyip Erdoğan’ın dilini, üslûbunu ve politikalarını değiştirdiğini gördük. 2002-2011 döneminde AKP’yi desteklemiş olanlarımız da, bu değişiklik karşısında demokrasi safında muhalefet etmeye karar verdik.
Ama mutlak rakamlardaki bu oynama, bunun üç beş köşe yazarının kendi pozisyonuna ilişkin kararı olmaktan ibaret bir şey olmadığını gösteriyor sanırım. 2011’de Erdoğan’a ve partisine oy vermiş iki milyon insan bu seçimde aynı şeyi yapmaktan vazgeçmişse, bu, önemli bir gelişmedir. Balkondan bağırmaya devam eden Erdoğan bu gelişmeyi değerlendirir mi, değerlendirirse nasıl değerlendirir, bilemem. Görünen, Erdoğan’ın 2011 sonrasında benimsediği genel tutumdan vazgeçmeyeceği izlenimini veriyor. Zaten şu üç yıl içinde yaptığı ve söylediği şeylerden sonra, başka bir davranış kalıbına geçmesi inandırıcı olamaz.
Gezi’den beri toplum gergin. Gerilim dozu yüksek. Yakın vadede bunun değişeceğini sanmıyorum. Bir değişiklik olacaksa gerilimin daha da yükselmesi yönünde olacaktır. Her şeye rağmen, demokrasinin önü kapalı değil. Asıl dik yokuş, Tayyip Erdoğan’ın ve onun temsil ettiği kavgacı zihniyetin önünde yükseliyor.