Minik kuş çırpınırsa Laz kültürü kurtulacak
M

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

Kültürüne sahip çıkma konusunda Lazların eline kimsenin, Türklerin bile, su dökemeyeceğini herhalde siz de bilmiyordunuz.

Danıştay 10. Dairesi, Doğa Derneği’nin açtığı davada, atmacanın yakalanmasında yem olarak kullanılan kızıl sırtlı örümcek kuşunun (Lazcası ‘ğaço’) yakalanmasına izin veren düzenlemeyi uluslararası sözleşmelere aykırı bularak iptal edince Laz kültürü yokolma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu yüzden atmacacılar günlerdir toplanıp meydanlarda, salonlarda, meydan okuyor, isyan ediyor. Tabii AKP Artvin Milletvekili Faruk Çelik’e yaltaklanıp fitili vererek, Rize valisine rica ederek, belediye başkanlarının desteğini alarak…

Ğaço… Fotoğraf: Arhavi Belediyesi

Kültür deyince aklıma geldi, rastlantıya bakın ki geçen hafta Anadolu’nun tamamına yayılan maden ihaleleri açıldı, 554 saha için. Bunların arasında mesela Ardeşen’in köyleri de var, Çayeli de var… ‘Kültürümüze, doğamıza, atmacalarımızın yuvası ormanlarımıza dokunamazsınız’ diye sokaklara dökülen, isyan eden kimse görmedik.

Atmacacılar doğa için bir şey yapmaz, demek istemiyorum, bizim Vaminon‘da çok sevdiğimiz bir arkadaşımız da atmaca tutkunudur ve doğaya karşı en ufak saldırıya direnenlerin başında gelmiştir hep. Ama çoğu…

En iyisi, ben size, ğaço’nun elden gitmesiyle kültürleri yokolacak diye dövünen Lazların, tabii Laz olmayan Doğu Karadenizlilerin de değerlerine nasıl sahip çıktığını, haklarını aramak için nasıl yırtındığını birkaç örnekle hatırlatayım.

Bakın burada deniz var, epey eski bir fotoğraf, ama 1980’lerde de böyleydi.

Bir zamanlar Hopa.

Kimsesiz görünüyorsa da yazın bu sahil dolardı kadınlarla erkeklerle. Dalgalar büyüyünce neredeyse evlerin duvarını yalardı… Hopa burası, ama Doğu Karadeniz’deki bütün kıyı kasabaları böyleydi, denizle içiçeydi, en az bu kadar güzeldi.

Deniz bütün Doğu Karadenizliler için çok önemlidir. Trabzonspor’un formasındaki mavi denizi simgeler, Rizespor’un mavisi de denizdir. Lazlar da, şimdi atmacacılığı ‘kurtarmak‘ için yırtınan Doğu Karadeniz sakinleri de kopmaz bağlarla bağlıdır denize. Geçimleri, doyumları, neşeleri, oyunları denizdir.

Kültürüne el sürülmesine, zarar verilmesine ölümüne karşı olan Lazlar ve Laz olmayanlar büyük mücadeleler verdi de işte şöyle korudu denizi ve denizle bağlarını (yine Hopa, aynı sahil):

Hopa TSO.

Bir iki küçük alan hariç bütün Karadeniz kıyısı bu haldedir, deniz seyirlik bir nesneye, bir manzaraya dönüştürülmüştür.

Yukardaki iki fotoğrafı karşılaştırıp Lazların ve öbür Doğu Karadenizlilerin mimari kültürlerine nasıl sahip çıkmış olduğunu da görmüş, idrak etmişsinizdir gerçi ama bir dakka! Aşağıdaki şu iki fotoğraf, kültürümüzü ve ahlakımızı o biçim korurken ne biçim geliştiğimizi daha iyi gösteriyor (Hopa):

Bir zamanlar Hopa.
Hopa TSO.

Doğu Karadeniz’in dereleri de meşhurdur, zengindir. Dereler doğanın can damarlarıdır. Bir de özellikle bazı kasabalarda, köylerde dere kültürü pek canlıdır, mesela Arhavi’de derede yüzerler, yerler içerler, sevişirler, oynarlar, gezerler, balık tutarlar… Mesela şöyle:

DSİ Türkiye’nin bütün derelerini betonluyor. Arhavi gibi bazı yerlere yeni girişti sayılır. Betonlamak, dereyi çevresinden koparıp öldürmek demek, ama hiçkimsenin isyan ettiği yok. Ne isyan etmesi, memnunlar, çünkü dere yatağından çalıp çaylık ya da fındıklık ya da bostan ya da arsa yaptıkları yerlerin korumaya alındığına, karlı çıktıklarına seviniyorlar. DSİ’nin derelere yaptığı en iyi şey işte şu:

Fotoğraf: DSİ

Ah, taş ocağı kültürünü unuttum. Mesela Arhavi taş ocakları turizmi için bir cennettir. Belediye başkanının bile taş ocağı var. Doğamız, kültürümüz elden gidiyor diye sızlanma duymazsınız, ruhunuz rahat eder, gelin. Ünlü Çifteköprüler’e, Mençuna şelalesine giderken bile hayranlık uyandırıcı taş ocağı turizmini ne yapabilirsiniz, ‘deneyimleyebilirsiniz’. Sanmayınız ki adrenalini düşük bir maceradır bu, yükseklerden kopan bir bir kaya her an düşebilir ve sizi arabanızla beraber yamyassı edebilir. Mesela işte şu kaya sizi neden bulmasın, gelin, ‘deneyimleyin’:

Fotoğraf:  Arhavizyon.

Sonra, kültürlerinden vazgeçmek istemeyen Lazların en önemli kültürel değerlerinden biri çöpleridir. (Bu kültürel özellik Türkiye’nin dört bir yanında hakimdir.) Bu kültür değerini, yani çöpü bütün fındıklıklarda, çaylıklarda, dere kenarlarında ve içlerinde, kıyılarda görürsünüz. Diyelim ki derede mangal yaparlar, bütün o plastik ve teneke ambalajları itinayla sağa sola saçarlar. Bu kültürü yaşatmak için kimse elinden geleni ardına koymaz.

Hopa-Arhavi ve Arhavi-Fındıklı hattındaki otoyol kenarında, duvarla güzelce ayrılmış bölümde de çöpleri depolarlar, oralar adeta bir müze gibidir, yoldan geçerken bile toplu halde görebilirsiniz bu kültür değerini. Kokusunu da almak istiyorsanız arabanızın penceresini aralamanız yeter. (Allahınızı severseniz söyleyin, kaç tane kokulu kültürel değer var ki şu dünyada?) Ama koku için ideal mevsim tabii ki yazdır.

Fotoğraf: Hopa Belediyesi.

Kültür deyince Lazca var tabii, kültürün taşıyıcılarından dil yani. Lazca ölüyor, ölecek. Çocuklarınızla konuşmazsanız ölür, çarşıda pazarda Lazca konuşmazsanız, gündelik konuşmalara girmezse Lazca ölür.

Laz kültürü diye bir şey neredeyse kalmamış durumda, bazı köylerde üç beş eski ev… Yemekler var bir de. Lazistan’a gelen biri, başka bir kültürün içine girdiğini asla anlayamaz, ha İstanbul Sefaköy, ha Ardeşen. Çirkinlik timsali kentler.

Ve bu biçimsizliklerden, köksüzlüklerden rahatsız olan da çok az. Hopa’nın, Arhavi’nin havası kışları feci pistir, kömürden, kömürün en kötüsünden. Bu havada kimse, hele çocuklar asla sokağa çıkmamalıdır. “Çocuklarımızı öldürüyorsunuz, hasta ediyorsunuz” diye isyan eden tek kişiye rastlamadım. Şimdi doğalgaz geliyor, bakalım… Yıllarca bu havayı soludu çocuklar! Ama sakın ha atmacacılık zarar görmesin, yoksa kültürümüz ölür.

Doğa atmacaların, ğaçoların yaşamakta zorlanacağı kadar tahrip ediliyor, rahatsız olan çok az. Dur diyemezsek işletilecek madenler bu hayvanların yaşamasını imkansız kılacak buralarda, insanlar da köylerini tamamen terk etmek zorunda kalacak.

Fotoğraf: Arhavi Belediyesi

Önemli değil, yeter ki atmacacılık engellenmesin de kültürümüz ölmesin, yeter ki ğaço’yu elimizden kaçırmayalım, zamklayıp gözünü kapatalım da atmacaya yem edelim…

Atmacacılık Türkiye’ye, Doğu Karadeniz’e has bir şey değil. Orta Asya’dan yayıldığı düşünülüyor. Orada daha büyük yırtıcı kuşlar kullanılıyor. Yırtıcı kuşlarla avcılık bu işin adı, İngilizcede ‘falconry’ diye geçiyor (falcon: doğan), ‘hawking’ (şahincilik) de deniyor. Arap ülkelerinde önemli atmacacılık, onlar doğan kullanıyor. Bir sürü Arap ülkesinin simgesidir doğan. Unesco da ‘maddi olmayan kültür’ saymış ‘falconry’yi, muhtemelen para babası Arap ülkelerinin teşvikiyle.

Başka ülkelere de yayılmış tabii. ABD, Britanya gibi ülkelerde kuşlar ancak hayvanat bahçelerinden (genellikle yavruyken) alınarak sürdürülüyor. Doğadan doğan, şahin, atmaca yakalamak yasak…

Tabii, Unesco’nun tutumunu eleştirenler de yok değil. Ayrıca her kültür ögesi yaşamalı mıdır yani? Kültür kaskatı, değişmeyen alışkanlıklar, eylemler demeti değildir ki. Kültürümüzde kan davası vardı diye sürdürelim mi? Kadınlar mirastan pay almasın mı?

Kuşlara eziyet etmeyen hobiler bulun (kuşu sadece bağlamak bile eziyettir). Atmacayı seviyorsunuz tabii, ama eziyet ederek. Kapınızın önündeki köpeği sevin, besleyin, barınakta yarı aç yarı tok yaşayan köpekleri sevin, besleyin bari. Vurdumduymazlık, zevksizlik, gaddarlık kültürünü besleyen herşeye savaş açmalı. Gözümüzü kapatan zamk, ‘Atmacacılık engellenirse kültürümüz ölecek’ zihniyetidir.