Melis Alphan: 'Kolay yoldan ekonomik büyüme' için doğal zenginlikler hiçe sayılıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Başta doğal varlıklar olmak üzere kamusal zenginliklerin özelleştirilmesi kapitalist sermaye birikiminin yaşamsal önemdeki araçlarından biri. AKP 2000’lerin başından beri gerçekleştirdiğini öne sürdüğü ekonomik büyümenin kaynağını büyük ölçüde bu kolay yolla sağladı. İnşaat, turizm, madencilik, ulaşım, enerji gibi doğal varlık ve süreç temelli yatırımların öne çıkarılması sürecinde verimli tarım arazilerinin yanı sıra ‘devlet ormanı’ sayılan araziler ile meralar, kıyılar, yaylalar, ekonomik getirisi yüksek bozkırlar, akarsular, biyolojik çeşitlilik, korunan alanlar gibi kamusal varlıkların, dahası doğal süreç ve oluşumların ticarileştirilip özelleştirilmesine yönelik akıl almaz düzenleme ve uygulamalar yapıldı.

Siyasal iktidar bu kolaylığı öylesine benimsedi ki, özel hukuksal düzenlemelerle koruma altına alınmış doğal, tarihsel ve kültürel zenginlikleri bile sermaye birikimine açtı. En son, Enerji Bakanlığı’nın “Zorunlu olmadıkça koruma alanlarının sınırları genişletilmemeli” açıklaması da bu gerçeği ortaya koyuyor.

AKP kamu çalışanlarının ideolojisini büyük ölçüde dönüştürdü. Artık kamu yöneticilerinin iki temel görevi var.  Birincisi, İslami değer yargıları ve kuralların yaşamın her alanında düzenleyici olmasını sağlamak. İkincisi, kapıkulu konumundaki kamu çalışanlarının öncelikle yandaş egemen sınıfların egemenliğini pekiştirecek yönetsel, teknik ve hukuksal düzenleme ile uygulamaları yapması. Öyle ki, insan hakları gibi evrensel temelleri olan doğal varlık ve süreçlerin sürdürülmesi, kamusal yararı artıracak biçimde yönetilmesi artık kamu yönetiminin gereği olmaktan çıktı. Tabii ki hukuksal savaşım gerekli, savsaklanmamalı. Ama ‘kiminle dans edildiği’ de unutulmamalı.

Melis Alphan’ın yazısı