Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Başbakan ile konuşmanın vakti geldi” sözlerinden sonra, artık yeni bir seçim sürecinin başladığını söyleyebiliriz. Şimdi merak edilen birinci konu Türkiye’de de bir “Putin–Medvedev” olayı yaşayacak mıyız, yaşamayacak mıyız? Karakterler de uyuyor aslına bakarsanız, “Putin–Erdoğan”, “Medvedev–Gül”!
Yerel seçim sonuçlarının belli olmasından sonra AKP liderinin, birinci turda bile seçilebileceğini hesapladığına kuşku yok. Ama bu ona yeter mi, sınırlı yetkiye sahip bir cumhurbaşkanı olarak Köşk’te oturmaya ve dizginleri Gül’ün eline bırakmaya tahammül edebilir mi? Bu konudaki asıl soru bence bu.
Sivil anayasa çalışmalarını, “başkanlık sistemi, o olmadı yarı başkanlık, o da olmazsa partili cumhurbaşkanı” talepleriyle sabote eden Başbakan’ın, yetkisi sınırlı bir cumhurbaşkanlığını içine sindirmesi mümkün değil. Her konuya tek başına karar verme isteği, tek adam yönetimi kurma hevesini ihmal etmeyelim.
Siyasi falcılık olacak belki ama Başbakan’ın, bu yönde bir değişikliği kendince garanti altına almadan bu işe kalkışmayacağını düşünüyorum. Bunu yapabilmesinin yolu da belli: Partisinin içine hâkim olacak, milletvekillerini yine bizzat kendisi seçecek, Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunluk elde ederse ya da buna uygun bir ittifak kurabilirse, “başkan” ya da “yarı başkan” olacak.