Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, El Hayat’a verdiği demecinde bir soru üzerine şunu da söylüyor: “Suriye ile ilgili öngörülerim doğru çıktığı için çok üzgünüm. Halep ya da Humus’taki yıkımın fotoğraflarını gördüğüm zaman evim yıkılmış gibi hissediyorum.”
Kuşkusuz ki Gül’ün üzüntüsünün insani bir yönü var, Halep’te, Humus’ta ya da Suriye’nin genelindeki yıkımı ve can kayıplarını görüp de normal bir insanın üzülmemesi zaten düşünülemez. Ama öyle görünüyor ki üzüntüsünün bir de “siyasi boyutu” var! Suriye’nin bugün içine düştüğü durumu görüyor, bunu öngördüğü, gelişmelerin bu yönde olacağını tahmin ettiği ama elinden bir şey gelmediği için üzülüyor. Bugün işbaşında olan “tandemin”, yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yönlendirdiği Suriye siyasetine belli ki sonuçlarını tahmin ettiği halde engel olamamış.
Suriye krizinin ilk günlerinde Esad’ın üç ay içinde devrilip gideceğinden, Şam Camisi’ne gidip namaz kılacaklarından söz edenlerin öngörülerinin boşa çıktığını biliyoruz çünkü. Gül’ün bunu öngörmüş olması, kimsenin bilmediği bazı şeyleri biliyor olmasından değil, herkesin gözünün önünde meydana gelen gelişmeleri doğru okumuş olmasından kaynaklanıyordu.
Nitekim bu maceranın bugün girdiği çıkmaz sokağı gören sadece o değildi. Bunu bir tek Erdoğan ile Davutoğlu göremedi. İdeolojik körlükleri, bugün nasıl baş edeceklerini bilmedikleri devasa bir sorunun gelip, sınırımıza kadar dayanmasına yol açtı.