Müslüman dünyanın bilimden teknolojiye ve kültürel gelişmelere kadar pek çok alanda, gelişmiş dünyanın gerisinde kaldığı ve aradaki mesafenin giderek açıldığı bir gerçek.
Doğal olarak bu açığın kapatılabilmesi için, Türkiye dahil bütün Müslüman ülkelerin ciddi bir iç muhasebe yaparak eğitimden dış politikaya, ekonomiden hukuka kadar her alanda daha rasyonel hamlelere ve değişime ihtiyaçları olduğu muhakkak.
Ama ne hikmetse Müslüman dünyanın ve özellikle de Türkiye’nin siyasetçileri, düşünce insanları, Müslümanların bilimde, sanatta, hukukta, eğitimde ve özgürlüklerde neden bir gelişme gösteremediğini sorgulamak yerine, hala ‘dış düşman’ kovalamaktan bir türlü kurtulamıyorlar.
Varsayalım ki bugün ‘dış güç’ dediğimiz yapılar, işi gücü bırakmış ve bütün güçleriyle Müslüman ülkelerin önünü kesmek için yoğun bir gayret içindeler. Bir kere adı her neyse o güçlerin hiçbiri bir ülkeyi tek başına başarısızlığa mahkum edemez. Eğer bir ülke başarısızsa, bu başarısızlığın köklerini bizzat yine o ülkenin kendi iç dinamikleri içinde aramak gerekir. Dolayısıyla Türkiye dahil, Müslüman ülkeler öncelikle kendi yapıp ettiklerini sorgulamak durumundadırlar.