Masalımı geri verin, Pinokyo'mu da!
M

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Edebiyat

insanatinart@gmail.com

Soğuk bir Şubat günüydü.

Çocukça bir şey yazdım” diye editör arkadaşına gönderdi yazdıklarını. “Eğer devam etmemi istiyorsan, lütfen motive edecek kadar bir para gönder…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, anam düştü eşikten, babam düştü beşikten, biri kaptı masayı, biri kaptı meşeyi, dolandılar dört bir köşeyi…

İşte böyle başlar bütün masallar.

Bizim Floransalı Carlo Colladi’nin de masalı böyle başlamıştı belki, bilmiyorum.

Çünkü 1881 Şubat’ında yazılan orijinal metinler, Floransa Ulusal Müzesi’nde.

Ve ulaştığım çevirilerin her biri, yayımlandığı ülkenin gelenekleri ve kültürüyle iç içe geçerek bozulmuş.

Ben küçükken masalları hep çocuklar için zannederdim. Çoğu kez büyükler için olduğunu yaşım ilerleyince öğrendim.

Hatta göstergebilim ve Propp’un inceleme modelleri üzerinden gidersek, ezoterik ve kadim bilgilerin sarılıp sarmalandığı anlatılardır masallar… Anlayana. Anlamak isteyene. Hakikati arayana…

Pinokyo’nun doğum günü. Tam 144 yaşında.

Tek masal yazmış bir masalcının, bir İtalyan bağımsızlık savaşçısının, eğitim reformlarından sorumlu bir siyasetçinin yegâne masalı… Dünyanın en ünlü masallarından biri; Pino (Çam Ağacı) ve Occio (Göz) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuş bir isim Pinokyo.

Carlo Colladi fakir bir ailenin çocuğu. Rahip okulunda almış ilk eğitimini, ama dünyayı saran adaletsizlikle mücadele etmek için gazeteci olmuş. İtalya’nın ilk bağımsızlık mücadelesi yıllarında Toscano bölgesinde savaşmış. Politikadan soğuyunca La Scarramuccia adıyla bir tiyatro gazetesi çıkartmış. Pinokyo’yu da elli yaşından sonra yazmış.

Masalcılar dünyaya bir annenin çocuğuna baktığı gibi bakar. O nedenle de bizim görmediklerimizi görür, farkına varmadıklarımızı anlatırlar. Tıpkı mitolojileri, destanları yazanlar gibi…

Çocukken büyümeyi istemek, büyüyünce de çocukluğu özlemek insanın doğasına ait bir yaklaşım. Acaba hangi duygusal fakirliğimiz, bizi bu iki uç arasında sarkaç gibi oradan oraya vuruyor?

Ne yazık ki masallar dilden dile çevrilirken kimi zaman sadeleştirme kimi zaman da uyarlama amacıyla cılızlaştırılıyor.

Pinokyo’yu bu dertten biraz kurtaralım.

Dünya var olduğundan bu yana bitmeyen iyi – kötü savaşını anlatır bu masal. Üstelik iyi olan da kötü olan da Pinokyo’nun kendisidir. Gepetto Usta’nın sözünü dinlemeyen, bu nedenle de başı durmaksızın belaya giren, mavi periye sürekli yalan söyleyen ve durmadan burnu uzayan Pinokyo.

Mavi Peri kim mi? Pinokyo’nun içindeki öteki ben. İnsan en kolay kendine yalan söyler çünkü ve en kolay kendine söylediği yalanları affeder. Peri de Pinokyo’yu hep bağışlar masal boyunca…

Peri aynı zamanda içimizdeki saf, katışıksız; amasız fakatsız sevgidir. Akıllıların biz salak zannetmesine neden olan saf sevgi!

İnsanın içindeki öteki (iyi) ben ile gölgesinin (kötü ben) savaşıdır; Pinokyo’nun insan olma hikayesi…

Bir de sembolik vicdanı vardır Pinokyo’nun, biz onu masalda cırcır böceği bazı yazımlarda da çekirge diye tanırız.

Özdemir Asaf, o büyük filozof şair ‘Bütün renkler hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaza verdiler’ der ya… Pinokyo da Gepetto Usta tarafından hayata hediye edildikten sonra hızla kirlenir.

Yalan söyler, yapma denileni yapar, kandırır, kötülük yapar hatta cırcır böceğini bile üstüne basıp ezer. Yani vicdanını susturur. Kötülüğün önlenmesi güç hazzına kapılan her insan gibi… En temiz olan en hızlı kirlenir.

Ortadan her kaybolduğunda ya da kötülüğe bulaştığında ardı sıra koşan babası Gepetto’nun sevgisi kurtaracaktır onu… Babasını aramak için yazımlara göre kimisinde bir yunusun, bazısında bir deniz canavarının midesine girer. Ezoterik dönüşüm; yeniden doğum alanıdır anlatılan. Oradan çıkınca peri affeder Pinokyo’yu onu insan yapar!

Hani söyleriz ya bazen ‘Bunu yapan insan olamaz’ diye.

Pinokyo çocuklar için gibi görünse de en çok büyüklere; insanın nasıl insan sayılabileceğini, insanın kendisini nasıl adım adım inşa etmesi gerektiğini anlatır.

Bunları nereden mi uyduruyorum? Ben Vladimir Propp’un yalancısıyım. Hani şu 1928’de Masalın Biçimbilimi’ni yayınlayan budunbilim profesörü…

Çocukluğumda kış geceleri karlı ve soğuk, yaz gündüzleri öğle uykusuna yatacak kadar uzun ve güneşliydi.

Kışın anneannem yazın ciciannem uyku öncesi masallar okur, hikayeler anlatırdı.

Hele yıkık inşaatın damından düşüp ayağımı kırdığım yaz… Büyük dayım, Tatvan’a gidip sürüyle masal ve hikâye kitabı almıştı. Bir buçuk ay boyunca ne maceralar yaşamıştım o kitaplarda…

Masallara inandığımız, bütün mahalle birlikte terlediğimiz yazlardı.

Büyüyünce masalların yerini yalanlar, masalcıların yerini yalancılar aldı.

Pinokyo yalancı değil, hayat acemisiydi. Okumuş yazmış yalancılarsa kötülük ustasıydı.

Bir de şimdi story-telling’ciler var hiç masal dinlemeden… Bir gülme geliyor insana!

Doğum günün kutlu olsun Pinokyo, doğru söyle yalancı mısın?