AYŞEGÜL KASAP
aysegulkasap@diken.com.tr.
@aysegul_kasap
Çevre aktivistleri Tekirdağ Ergene Derin Deşarj A.Ş.’nin Marmara Denizi’ni kirleten uygulamaları için ihtiyati tedbir kararı istedi ama mahkeme bunu reddeti.
Derin deşarjla Marmara’ya endüstriyel atık gönderiliyor. Bu hem anayasaya hem de bilime aykırı. Çünkü Marmara bir iç deniz. Bu nedenle alıcı ortam olamaz. Boşaltılan endüstriyel atıklar da denizin içine hapsoluyor.
Marmara’da artık 25 metre derinlikten sonra canlı yaşayamaz hale geldi. 2000’de 237 canlı türü bulunan denizde şu anda 43 canlı türü var.
Bu katliam insan sağlığını da tehdit ediyor. Çünkü toksik maddeler denizde yaşayan canlılarda birikiyor ve bu da deniz ürünlerini tüketen insanların vücuduna giriyor.

Tekirdağ Ergene Derin Deşarj A.Ş. 2013’te kurulmuştu. Bu şirketin başkanlığını Tekirdağ valiliği yapıyor. Yani kamu hizmetini özel bir şirketin yürütmesinin yanı sıra bu özel şirketin başkanlığını da bir kamu görevlisi yapıyor.
Şirket organize sanayi bölgelerinden aldığı atık suları arıtarak Marmara Denizi’ne pompalıyor. Ama Marmara bunun için uygun değil, çünkü bir iç deniz. Yani bilimsel olarak hem seyreltme ve doğal arıtma kapasitesi hem de ısısı ve derinliği nedeniyle ‘alıcı ortam’ değil.
Bu nedenle sanayi bölgelerinden alınan atıklar Marmara Denizi’nde biyolojik ve kimyasal bir birikime neden oluyor. Bu da hem denizdeki yaşamı hem de insan sağlığını olumsuz etkiliyor.
Mahkeme reddetti
Marmara Denizi’ndeki bu katliama dur demek isteyen 20 yurttaş avukat Tunç Lokum öncülüğünde hukuk mücadelesi başlatmıştı.
Derin deşarjın durdurulması için derhal ihtiyati tedbir kararı istenmişti. Ama mahkeme bunu reddetti.
Adım adım gelen tehdit
Sanayi bölgelerinden deşarj edilen atık suların sadece Marmara’yı değil, Karadeniz ve Ege’yi de yok etme riski var.
İlk derin deşarj 14 Kasım 2020’de yapılmıştı. Bu işlemin üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden Mayıs 2021’de ekosistemi tehdit eden müsilaj felaketi patlak vermişti.

Bilim insanlarına göre bu felaketin etkileri sadece denizin yüzeyiyle sınırlı değil. Bu, Marmara Denizi Çevresel İzleme Projesi (MAREM) kapsamında 200 istasyon ve 450 faklı noktada ölçme ve değerlendirmelerle de kayda alındı. Özellikle Ergene deşarjının etkili olduğu Marmara’nın ortasında oksijen bulunmayan bölgeler oluştuğu ve canlı çeşitliliğinin yok olduğu tespit edildi.
2000’de 237 canlı türünün yaşadığı Marmara’da şu anda 43 canlı türü var.
Tehdit sadece denizle de sınırlı değil. Laboratuvar sonuçlarına göre müsilajı parçalayan bakteriler grubundan vibrio grubu baskın. Bu bakteriler insan sağlığını doğrudan etkileyen bakteriler. Patojen hastalıklara neden oluyor, göz, kulak, yara ve ince bağırsak enfeksiyonuna neden oluyor.
Türkiye’nin en kirli nehri
Ergene Nehri, 4’üncü derecede kirletilmiş bir nehir. Yani kullanılamaz seviyede ve Türkiye’nin en kirli nehirlerinden biri. Nehrin etrafında resmi verilere göre 2 bin 700 sanayi kuruluşu var.
Bu kuruluşlar yıllardır çeşitli toksik kimyasal maddeler içeren atıklarını Ergene’ye boşaltıyor. Uzunköprü belediyesi bunun üzerine nehirde su analizi yaptı ve sonucunda suda siyanür, azot, krom, kadmiyum, kurşun, çinko, bakır, demir gibi toksik maddeler bulundu.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer analiz raporu hakkında şöyle demişti: “Dikkat çeken başka bir veri de azot konsantrasyonlarının yüksek olduğunu görüyoruz. Bu da o bölgedeki tarımsal faaliyetlerden ve organik atıklara dayalı endüstrinin fazla olmasından kaynaklanan bir durumdur. Biliyorsunuz azot, denizlerde müsilaja sebebiyet veren besin maddesidir. Bunların fazla olması, organik kirlilik açısından tehlikeli bir durum olduğunu gösteriyor.”
Canlı yok, kurbağa sesi bile duyulmuyor
Ergene Nehri’ne boşaltılan atıklar nedeniyle artık bir kurbağa sesi bile duyulmuyor. Nehirde bir canlı bile yaşamadığı gibi çevreye zehir de saçıyor. Nehrin çevresinde yetiştirilen tarım ürünlerinde referans değerlerin katbekat üzerinde toksik maddeler tespit ediliyor.