AYŞEGÜL KASAP
aysegulkasap@diken.com.tr
@aysegul_kasap
Geçen yıl kabusumuz olan müsilaj bu yıl da havaların ısınmasıyla beraber yeniden ortaya çıktı. Görünen o ki hayatımızda olmaya devam edecek. Çünkü müsilaja neden olan etkenler kaldırılmadı. Bırakın ortadan kaldırılmasını müsilajı tetikleyecek uygulamalar devam ediyor. Bunlardan biri de Ergene Derin Deniz Deşarjı adlı proje.
Projeyi yürüten şirket, Türkiye’nin en kirli nehrindeki atıkları alarak Marmara Denizi’ne boşaltıyor. Ama Marmara bir iç deniz olduğu için alıcı ortam değil. Bu nedenle boşaltılan endüstriyel atıklar denizin içine hapsoluyor.
Avukat Tunç Lokum ve beraberinde 20 yurttaş felaketlere davetiye çıkaran bu uygulamayı durdurabilmek için dava açtı.
Anayasaya aykırı bir işlem yapıldığını belirten Lokum şunları söyledi: “Bizzat davalı şirketin ana sözleşmesinde kuruluş amacının aslında endüstriyel atıkların gerekli arıtma standartları sağlanmaksızın ve mevzuat değişikliklerine uyum sağlanmaksızın Marmara Denizi’ne deşarj edilmesi olduğu anlaşılıyor.”

Marmara Denizi’nde dip yapısının yüzeye vurmasıyla ortaya çıkan müsilaj sorunu geçen yıl bir çevre felaketi olarak nitelendirilebilecek bir boyuta ulaşmıştı.
Marmara Denizi Çevresel İzleme Projesi’nin (MAREM) yürütücüsü hidrobiyolog Levent Artüz müsilajla ilgili şöyle demişti: “Marmara Denizi 1989 yılında öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir. Müsilajı kavrayabilmek için bu olgunun tarihine bakmalıyız.”
Bandırma On Yedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nin 1 litre atığı dahi kaldıracak gücünün kalmadığını söylemişti.
TBMM Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu’na davet edilen bilim insanları Marmara Denizi’nin alıcı ortam olarak kullanılmasından derhal vazgeçilmesi ve Ergene deşarjı dahil olmak üzere Marmara Denizi’ne yapılan tüm deşarjların acilen durdurulması gerektiğini söylemişti.
Bilime aykırı deşarj
2013’te Tekirdağ Ergene Derin Deşarj A.Ş. adlı bir şirket kuruldu. Bu şirketin başkanlığını Tekirdağ valiliği yapıyor. Yani kamu hizmetini özel bir şirketin yapmasının yanısıra bu özel şirketin başkanlığını da bir kamu görevlisi yapıyor.
Şirket organize sanayi bölgelerinden aldığı atık suları arıtarak Marmara Denizi’ne pompalıyor. Ama Marmara bunun için uygun değil, çünkü bir iç deniz. Yani bilimsel olarak hem seyreltme ve doğal arıtma kapasitesi hem ısısı hem de derinliği nedeniyle ‘alıcı ortam’ değil.
Bu nedenle sanayi bölgelerinden alınan atıklar Marmara Denizi’nde biyolojik ve kimyasal bir birikime neden oluyor. Bu da denizdeki yaşamın hepsini olumsuz etkiliyor.
Marmara Denizi’ndeki bu katliama dur demek isteyen 20 yurttaş avukat Tunç Lokum öncülüğünde hukuk mücadelesi başlattı ve derin deşarjın durdurulması istemiyle dava açtı.

Karadeniz ve Ege’yi de yok edecek
Sanayi bölgelerinden deşarj edilen atık suların sadece Marmara’yı değil, Karadeniz ve Ege’yi de yok etme riski de var.
Marmara zaten halihazırda sanayileşmeyle beraber son 40 yılda evsel ve endüstriyel atıklar nedeniyle kirlendi ve denizdeki canlı çeşitliliği azaldı. Denize boşaltılan günlük atık miktarı hakkında kesin veriler bilinmiyor.
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İSKİ) açıklamasına göre sadece İstanbul’da Marmara’ya boşaltılan günlük atık miktarı 3,8 milyon metreküp. Bu atıkların sadece fiziksel kısımları ayıklanıyor. Yani kimyasal ve biyolojik bir arıtma yapılmadan denize boşaltılıyor.
Derin deşarjın üzerinden bir yıl geçmeden müsilaj oldu
Derin deşarj yöntemi 1989’dan beri uygulanan bir yöntem. Haliç’i temizlemek için atıkların 60 metre derinliğe arıtılmadan deşarj edilerek Karadeniz’e gönderilmesi hedeflenmişti ama Marmara iç deniz olduğu için bu gerçekleşmemiş, nihayetinde Marmara’daki kirlilik oranın artmasına neden olmuştu.
Ergene Havzası’nı kirlilikten kurtaracak diye savunulan ilk derin deşarj 14 Kasım 2020’de yapıldı. Bu işlemin üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden Mayıs 2021’de ekosistemi tehdit eden bir müsilaj felaketi yaşandı.
Bu felaketin etkileri denizin yüzeyinde görünen kısmından daha fazla. Bu, Marmara Denizi Çevresel İzleme Projesi (MAREM) kapsamında 200 istasyon ve 450 faklı noktada ölçme ve değerlendirmelerle de kayda alındı. Özellikle Ergene deşarjının etkili olduğu Orta Marmara’da oksijen bulunmayan bölgeler oluştuğu ve canlı çeşitliliğinin yok olduğu tespit edildi.
Tehdit sadece denizle de sınırlı kalmadı. Laboratuvar sonuçlarına göre müsilajı parçalayan bakteriler grubundan vibrio grubunun baskın olduğu belirlendi. Bu bakteriler insan sağlığını doğrudan etkileyen bakteriler. Patojen hastalıklara neden oluyor, göz, kulak, yara ve ince bağırsak enfeksiyonuna neden oluyor.
‘Marmara Denizi’ne ihanet ettik’
Avukat Lokum adım adım gelen felaketle ilgili şöyle dedi: “Marmara Denizi’nin suyu hem Karadeniz hem de Akdeniz kökenli bir yapıya sahip olup kendine özgü yapısıyla çok kıymetli bir denizdi. Ancak tamamıyla bize bahşedilmiş olan bu kıymetli denizi maalesef koruyamadık, yapılanlara seyirci kalarak el birliğiyle Marmara Denizi’ne ihanet ettik, Marmara Denizi’ni yok ettik.”
Elde böyle bir tecrübenin olmasına rağmen 2010 yılında Ergene Havzası Koruma Eylem Planı adı altında derin deşarj yöntemi tekrar hayat geçirildi. Bu projeyle hedeflenen şu: Ergene nehrine boşaltılan atıkların Marmara Denizi’nin 47 metre derinliğine boşaltılması ve bu boşaltılan atığın Karadeniz’e gitmesi. Ama o atıklar Marmara’nın içinde hapsoluyor.

Türkiye’nin en kirli nehri
Ergene Nehri, 4’üncü derecede kirletilmiş bir nehir. Yani kullanılamaz seviyede ve Türkiye’nin en kirli nehirlerinden biri. Nehrin etrafında resmi verilere göre 2 bin 700 sanayi kuruluşu var. Ama avukat Lokum kayıtdışı sanayi kuruluşları olduğunu da söyledi.
Bu kuruluşlar yıllardır çeşitli toksik kimyasal maddeler içeren atıklarını Ergene’ye boşaltıyor. Uzunköprü belediyesi bunun üzerine nehirde su analizi yaptı ve sonucunda suda siyanür, azot, krom, kadmiyum, kurşun, çinko, bakır, demir gibi toksik maddeler bulundu.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer analiz raporu hakkında şöyle demişti: “Dikkat çeken başka bir veri de azot konsantrasyonlarının yüksek olduğunu görüyoruz. Bu da o bölgedeki tarımsal faaliyetlerden ve organik atıklara dayalı endüstrinin fazla olmasından kaynaklanan bir durumdur. Biliyorsunuz azot, denizlerde müsilaja sebebiyet veren nutrient maddedir. Bunların fazla olması, organik kirlilik açısından tehlikeli bir durum olduğunu gösteriyor.”
Canlı yok, kurbağa sesi bile duyulmuyor
Ergene Nehri’ne boşaltılan atıklar nedeniyle artık bir kurbağa sesi bile duyulmuyor. Nehirde bir canlı bile yaşamadığı gibi çevreye zehir de saçıyor. Nehrin çevresinde yetiştirilen tarım ürünlerinde referans değerlerin katbekat üzerinde toksik maddeler tespit ediliyor.
Anayasaya aykırı
Lokum yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunu söyledi: “Bizzat davalı şirketin ana sözleşmesinde kuruluş amacının aslında endüstriyel atıkların gerekli arıtma standartları sağlanmaksızın ve mevzuat değişikliklerine uyum sağlanmaksızın Marmara Denizi’ne deşarj edilmesi olduğu, her ne kadar ana sözleşmede ‘arıtılmış endüstriyel atık suların deşarjı’ ibaresi kullanılsa da, söz konusu arıtmanın ne tür bir arıtma olduğunun belirsiz olduğu, şirketin ana sözleşmesinin mevzuata ve emredici hükümlere aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı şirketin hiçbir arıtma parametresine uyulmaksızın Ergene Nehri’ne boşaltılan atık suları Marmara Denizi’ne boşaltması öncelikle anayasaya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere (Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme ve Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi) ve yürürlükteki diğer mevzuat hükümlerine de aykırıdır.
Mevcut yasal düzenlemeler karşısında Marmara Denizi’nin davalı şirket tarafından alıcı ortam olarak kullanılması, Marmara Denizi’ne deşarj yapılması hiçbir surette yasal olarak mümkün değildir.”