İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Gecelik borç verme faizi politika faizi yerine geçti. Merkez Bankası (MB), bu ilüzyonu eskiden de uygulardı” dedi.

MB rezervleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) odaklı soruşturmalar kapsamında gözaltıların başladığı 19 Mart’ta liranın ani değer kaybına karşılık piyasaya döviz sürülmesiyle gerilemeye başlamıştı.
MB’nin dünkü açıklamasında 21 Mart itibarıyla MB brüt döviz rezervinin 9 milyar 741 milyon dolar azalışla 88 milyar 328 milyon dolara indiği belirtildi.
Mahfi Eğilmez gelişmeleri internet sitesinde değerlendirdi:
* Açık bir şekilde görülüyor ki henüz hiçbir protesto ortada yokken yalnızca diploma iptali ve ardından gelen gözaltı ile piyasalar bozulmaya başlamıştı.
* Burada neden – sonuç ilişkisini bir kez daha açık biçimde ortaya koyalım: Finansal piyasalardaki çöküşün nedeni protestolar, gösteriler değil, İmamoğlu’nun diplomasının iptali, gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasıdır. Protestolar ve gösteriler, neden değil sonuçtur.
* MB’nin bugüne kadar piyasaya 30 milyar dolara yakın döviz sattığı tahmin ediliyor. Kuşkusuz bu satışlar MB’nin rezervlerinde ciddi kayıplara yol açtı. Kamu kurumları borsadaki değer düşüşünü durdurabilmek için milyarlarca liralık hisse senedi alımı yaptılar.
* MB, politika faizinin temelini oluşturan haftalık repo ihalesi yoluyla borç verme işlemini askıya alarak yerine gecelik borç verme uygulamasını devreye soktu ve bunu yaparken de faizi yüzde 44’ten 46’ya çıkardı. Böylece gecelik borç verme faizi politika faizi yerine geçti.
* MB’nin politika faizini artırmayıp gecelik borç verme faizini onun yerine yükseltmesinin nedeni hem siyasetçiye hem de dünyaya politika faizinin yüzde 42,5’te kaldığı izlenimi vermekti. Mesela sürekli güncellenen bu iki sitede MB faizi yüzde 42,5 görünüyor. MB, bu illüzyonu eskiden de uygulardı.
* Kurun yükselmesi birkaç sonuç doğuracaktır. Her şeyden önce avro kurunun yükselmesi ihracatın ve turizm gelirlerinin ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerine ve Avrupalı turistlere dayanması nedeniyle olumlu sonuç yaratır. Buna karşılık ithalatımız ve dış borçlarımız ağırlıklı olarak dolara dayalı olduğu için dolar kurunun yükselmesi aleyhte sonuçlara yol açar.
* Kurdaki yükselmenin bir başka olumsuz yanı enflasyonla mücadele uygulamasının temel dayanağı olan sıcak para girişi ve yerli yatırımcıların dolar bozdurması eğilimini düşürmesidir. Döviz bozdurulması kurun sabitleşme eğilimine girerek enflasyonu düşürme mekanizması yaratırken şimdi iş tersine dönmektedir. Kur geçişkenliği nedeniyle yükselen kur enflasyonu da yükseltir.
* CDS risk priminin yükselmesi Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini yükseltecektir. Gösterge faizin yükselmesi Hazine’nin iç borçlanma maliyetini yükseltecektir.
* MB’nin gecelik borçlanma faizini yükseltmesi sonucunda bankaların da mevduat faizlerini yükseltmesi bankaların maliyetini artıracak bu da ister istemez kredi faiz oranlarının dolayısıyla firmaların finansman maliyetlerinin artmasına yol açacaktır. Bütün bu saydıklarımızın da enflasyonu artırıcı etkiler yaratması kaçınılmazdır.
Ne olmuştu?
İBB odaklı soruşturmaların başladığı 19 Mart’ta dolar 41 lirayı, gram altınsa 4 bin 11 lirayı görerek rekor kırdı. 106 kişi için gözaltı kararı çıkarken borsa aynı gün yatırımcısını düşüşten korumak için iki kez devre kesti.
Bloomberg’in haberinde o dönem Türkiye’de bankaların Türk Lirası’nı korumak için 8 milyar dolar sattığı belirtildi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 25 Mart’ta şunları söyledi:
- Mahkeme kararı sonrasında varlık fiyatlarında ciddi volatilite görülmüş, döviz talebi artmıştır.
- Döviz talebinin yüzde 60’ının yabancı yatırımcı, yüzde 30’unun yerli şirketler ve yüzde 10’unun bireylerden kaynaklandığını görüyoruz.
- Pazartesi döviz talebi yabancı yatırımcılardan kaynaklanmıştır.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da 26 Mart’ta “Rezervlerde belli bir kayıp oldu. MB de gerekli bazı proaktif olarak birtakım aksiyonlar aldı” dedi.