Kürtlerin arasında birlik yok çünkü kendilerine ait bir ülkeleri yok
K

Frederike Geerdink
Frederike Geerdink
Hollandalı gazeteci. 25 yıldır meslekte. 15 yıl Hollanda’da çalıştıktan sonra 2006’da Türkiye’ye yerleşti. Özellikle Kürt sorunu, insan hakları, azınlıklar ve kadın meseleleri üzerine yazıyor. Ağustos 2012’den bu yana Diyarbakır’da yaşıyor. www.kurdismatters.com ve www.journalistinturkey.com adlı blogları var. Başta Hollanda ulusal haber ajansı olmak üzere birçok mecraya haber ve yazı yazıyor. Uludere katliamını irdelediği kitabı ‘De jongens zijn dood’ adıyla Hollanda’da yayınlandı. Not: Kendisi ayrıca Amberin Zaman’ı ‘utandıran’ gazetecidir.

 

FrederikeFREDERIKE GEERDINK

f.geerdink@gmail.com

Doğu Timor, 2003 ilkbaharı…

O günlere kadar Endonezya’nın parçasıydı bu ülke (Endonezya da eskiden Hollanda’nın sömürgesiydi. Doğu Timor ise Endonezya’nın değil, Portekiz’in sömürgesiydi). Bir yıldır kendi başına ayakta duruyor.

O sırada dünya üzerindeki en yeni ülkeydi; Doğu Timor’a gidip izlenimlerimi yazabilmek için hemen uçağa atlamıştım. Şimdilerde bu seyahatimi düşünüyorum hep. Çünkü bugünlerde insanlar, Kürtlerin Irak bölündükten sonra kendi ülkelerini kurma fırsatını değerlendirmelerinden bahsediyor. Doğu Timor da kendi ulusunu kuruyordu o sırada.

Uzun bir mücadele

Doğu Timor minicik bir ülke; 150 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle aşağı yukarı Diyarbakır büyüklüğünde. Engebeli bir coğrafyası olduğundan, burada hep birden çok lisan konuşuluyormuş. Birbirinden sadece iki köy uzaklıkta yaşayan insanlar zar zor iletişim kurabilmiş çünkü yüzyıllar boyunca seyahat etmek çok zormuş.

Ülkedeki bütünlük eksikliğinden faydalanan işgalciler ve sömürgeci güçler, yani Portekiz ve Endonezya, asırlar boyunca Doğu Timor kimliğinin oluşmasına geçit vermemiş. Sonunda – uzun hikaye, google’dan bakabilirsiniz – halk 20 Mayıs 2002’de bağımsızlığını kazanmayı başarmış.

Doğu Timor’a gittiğimde bir arkadaşıma rastladım. Uluslararası bir SKT için çalışıyordu ve orada yerel bir grupla bir gençlik dergisi çıkarıyordu. Derginin amacı birlik ve bütünlük sahibi bir ülke kurulmasına katkıda bulunmaktı. Doğu Timor’un genç nesli ilk defa kendi toprakları, kendi perspektiflerinden tarihleri, ulusal kahramanları hakkında bilgi ediniyordu; hayatlarında ilk kez bir ulusun parçası olma hissini tadıyorlardı. Hatta bu dergi Doğu Timor’un birçok farklı diyalekte sahip ulusal lisanı Tetun’un standartlaşmasına bile katkıda bulunuyordu.

Bir gerçeğin güzel bir örneği

Doğu Timor, bir gerçeğin güzel bir örneği: Uluslar ancak kendilerine ait toprakları olduğunda gelişebilir. Sizce İtalya, şu anda üzerinde oturduğu topraklara İtalya denmeden evvel bütünlük içerisinde yaşayan bir ulus muydu?

Peki ya Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmadan önce bütünlük içerisinde yaşayan bir Türk ulusu var mıydı? Hayır. Atatürk sadece bir ülke kurmadı, aynı zamanda bir ulusu şekillendirdi. Türk olmak ne demek? Gerekli tüm unsurlar bir araya getirildi: Ulusal marş, bayrak, ordu, ‘saflaştırılmış’ bir ulusal dil, yeni bir alfabe, laik bir Sünni İslam devleti, ulusal kahramanlar ve milli bayramlar… Hatta ‘Türk’ adı altında bir etnisite bile oluşturuldu.

Kürtlerin 30 yıllık uğraşı

İşte bu Kürtlerin son 30 senedir yaptığı şey. Henüz resmi bir ülkeleri olmasa bile, kendilerine ait bir ulus kurmaya çalışıyorlar. Ulusal kimlikleri Türk kimliğinden hep farklıydı ve son 30 senedir Kürt kimliğini oluşturabilmek ve kimliklerine kattıkları yeni semboller yardımıyla bir birlik sağlayabilmek için uğraşıyorlar.

Onlar 10 Kasım’da değil, liderlerinin 1999’da yakalandığı 15 Şubat tarihinde yas tutuyorlar. 19 Mayıs’ı değil, 1984’te PKK tarafından Türk ordusuna yapılan ilk saldırının günü olan 15 Ağustos’u kutluyorlar.

Hürriyet değil Azadiya Welat

Ulusal kahramanlar söz konusu olduğunda, onlar için Atatürk değil Öcalan.

Dersim’i bombalayan Sabiha Gökçen değil, Seyid Rıza.

Şehit olan Türk ordusu askerleri değil (ki Kürtler onlar için gerçekten üzülüyorlar), Kürdistan uğruna dağlarda ölen Kürt savaşçılar.

İstiklal Marşı değil, Herne Pêş (youtube’dan dinleyebilirsiniz). Kurtuluş Savaşı’nda Türklerle yan yana savaştıklarında ve Kurtuluş Savaşı sonrasında kurban edildikleri katliamlar neticesinde onların kanıyla da boyanan kırmızı Türk bayrağı değil, ortasında sarı bir güneş olan kırmızı, beyaz ve yeşil Kürt bayrağı.

Hürriyet gazetesi değil, Azadiya Welat. TRT değil, eskiden RojTV olan NûceTV. Atatürk’ün kabul ettiği alfabe değil, q, x, w, ê, î ve û harfleriyle kendi lisanlarını yazabildikleri alfabe.

Örneğin Kürtlerin gelmiş geçmiş en önemli ulusal yazar ve şairinin ismini Cegerxwîn diye yazabildikleri alfabe. (Bu arada eminim Nazım Hikmet de Kürtlerin arasında çok taktir edilen bir insan.)

‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ değil, ‘Ben Kürt’üm’ diyebilmek.

Türkiye’de yaşayan Kürtler kendi uluslarını kurabilmek için canlarını dişlerine takmışlar. Bu uğurda bir hayli yol kat ettiler. Ama bu işi bağımsızlık ya da otonomi olmadan daha ileriye götüremezler. Örneğin onlara yönelik bir eğitim sistemi…

Şunu kabul edelim: Kürtçe eğitim veren okullar olsa bile, onlara kendi tarihlerini öğretmek yerine Türk devletinin gerçeklerini dayatmanın ne anlamı var? Ya da Kürt yazarları değil, Türk edebiyatını okutmanın? Aynı şekilde ismi Türkçe’den Kürtçe’ye değiştirilen ama hala Türk odaklı mesaj veren TRT6’nın ne anlamı var?

İletişim için ortak zemin zor

İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtlerle de birlik içerisinde bir ulus kurulamıyor. Sonuçta Kürtler birbirinden farklı Kürt dilleri ve hatta alfabeleri kullandıklarından, iletişim için ortak bir zemin bulabilmeleri zor. Coğrafyalarının gerçeklerine paralel olarak, değişik ülkelerde yaşayan Kürtlerin karşıt görüşleri olabiliyor. Rakip aşiretler var.

Çoğu zaman Kürtlerin aralarındaki farklılıklar yüzünden tek bir çatı altında toplanmalarının imksanız olduğunu duyuyorum. Peki ya ortak bir ülkeleri olsaydı?

Bir düşünün. Kendileri için eğitim sistemi geliştirebilirler, birkaç resmi dil kullanabilirler, NûceTV gibi bu dillerde yayın yapan haber kanalları olabilir, BM’de temsil edilebilirler, bir milli marşıları, Dünya Şampiyonası’na katılan milli futbol takımları ve şehir meydanlarında ulusal kahramanlarının heykelleri olabilirdi.

Sonuçta ‘Kürtlerin arasında birlik olmadığı için kendilerine ait bir ülkeleri yok’ gerçeğini tersine çevirelim ve bütün bir ulus olabilmenin gerçeği ile kıyaslayalım. Aslında durum tam aksine: Kürtlerin arasında birlik yok çünkü kendilerine ait bir ülkeleri yok.