Tüm kumar türlerinin dijital ortama taşınması ve 7/24 zahmetsiz ulaşılabilmesi, bağımlılığı da patlattı. Sadece oynayanların değil, ailelerinin de iflasına yol açan kumar, Türkiye’de de bir halk sağlığı soruna dönüştü. Devlet hiçbir önlem almazken, bağımlılar intihar ediyor ya da mafya babalarından medet umuyor.

Son 12 ayda dünya yetişkin nüfusunun yaklaşık yarısı (46,2) en az bir kez kumar oynadı. Bunların yüzde 8,7’si riskli kumar, yüzde 1,4’ü problemli kumar. Devasa bir endüstriden söz ediyoruz. 2025’te 575 milyar dolar değerindeki bu endüstrinin yılda yüzde 6,4 büyümesi bekleniyor. Kumara ulaşmak için akıllı telefon, tablet ya da bilgisayar yetiyor. Kumarhanelerde oynana oyunlardan slot makinelerine, bahis ve at yarışlarına kadar tüm kumar türleri dijital ortama taşındı.
‘Oynama’ demek yetmiyor!
Kumar oynatan onbinlerce site var. Bunlara para transferi kolay. Üstelik gelenlerin ‘ayağı alışsın‘ diye krediler, armağanlar veriliyor, oyunda tutmak için şeytanın aklına gelmeyecek ‘numaralar’ ve manipülasyonlar yapılıyor. Oyun tasarımları, ‘yakın kazanç’ duygusu ve değişken ödül sistemiyle beynin ödül devrelerini sürekli tetikliyor.
Uzman psikolog Kinyas Tekin, kumarın artık teknoloji ve davranış biliminin iç içe geçtiği bir ürün ekosistemi olduğunu söyledi: “Artış yalnız bireysel tercih değil. Erişim, pazarlama taktikleri, ödeme altyapısı ve denetimin yetersizliği, sosyoekonomik faktörler de etkili. Tam da bu yüzden, çözümü sadece kişiye ‘yapma’ demekle sınırlamaya çalışmak, etkisiz ve yetersiz kalır.”
Tekin, ekonomik stres dönemlerinde insanların daha fazla ‘tek hamlede toparlama’ düşüncesine kaydığını da sözlerine ekledi: “Bu da kayıp kovalamayı artırıyor.”

Videolu intiharın model olmasından endişe ediliyor
Son zamanlarda kumar bağımlılarının mafya babalarından borçlarının kapanması için yardım istedikleri video görüntüleri ve arkasından intiharları kamuoyuna yansıyor.
Tekin sahada gördükleri pek çok intiharın arkasında kumarın olduğunu bildiklerini ifade etti. Kumar bağımlılığına bağlı gelişen umutsuzluk, çaresizlik, utanç ve diğer psikolojik rahatsızlıklar, intihar riskini artırıyor.
Tekin intiharların bir davranış biçimini model haline getirmesinden endişe ediyor: “Videolar, borçların başkaları tarafından ödenmesi, ‘Ailem kurtulacak’ düşüncesi; bunların hepsi kitlesel bir intiharı tetikleyebilir ya da insanların benzer yöntemleri denemesine yol açabilir.
Dünyada da bunun örnekleri var. İnsanlar bir davranış biçimini ‘kurtuluş yolu’ olarak benimseyebiliyor. Kumar, insanların sağlıklı ve mantıklı düşünme yetilerini bozduğu için bu tür davranışları taklit etme eğilimi artabiliyor.”
Kumar oynayanların yüzde 70–80’inde intihar düşüncesi olduğu biliniyor. İntihar girişimi ise yüzde 50’sinden fazlasında görülüyor. Bu oran, diğer bağımlılıklarda bu kadar yüksek değil. Diğer bağımlılıklarda da intihar riski genele göre yüksek olsa da kumarda intihar düşüncesi, girişimleri ve tamamlanmış intiharlar çok daha fazla.
Kamu otoritesi sorunu ‘görmüyor’
Tekin bu noktaya gelenler için hukuki ve kamusal desteğin çok önemli olduğunu hatırlattı: “Ürkütücü olan şu ki, insanlar tıbbi bir hastalık içinde, bir mafya figüründen destek istemek zorunda kalabiliyor.
Neden hukuki sistemler, kumar bağımlısı olan insanları kapsayan bir borç yapılandırması ya da zorunlu tedavi mekanizması geliştirmiyor?
Hukuk sistemi, ‘Bu kişi kumar bağımlılığı nedeniyle borçlandı. Bu borçlar devlet güvencesi altında yapılandırılacak ve kişi gelirine göre ödeme planına alınacak. Aynı zamanda zorunlu tedavi görecek’ demiyor.
Bankaların bu kişilere kredi ve kredi kartı vermesini engelleyen, senet imzalamalarını geçersiz sayan bir koruma sistemi de yok.”
Bağımlı ve ailesi nereye gitsin?
Sayıları her geçen gün artan kumar bağımlılarının tedavi için kamu kurumları hazır değil. Yeşilay’ın kurduğu Psikiyatrik Eğitim, Destek, Araştırma ve Müdahale Merkezi PEDAM’larda ayaktan hizmet veriliyor. Hastaların yatarak tedavi edilebileceği, acil şekilde kumar bağımlılığına özel bir hizmet sunabilecek merkez sayısı çok az.
Bağımlılık tedavisi sunan merkezlerde kumara özel bir tedavi ünitesi yok. Kumar bağımlılarının alkol ya da madde bağımlılarıyla aynı ortama yatırılıyor. Tekin bunu doğru bulmuyor: “Telefon erişimi, oyunlar ve tetikleyiciler hâlâ devrede kalıyor.
Herkes özel terapi alamaz. İflas etmiş aileler için de kamusal hizmetlerin olması gerekir.
Sağlık sistemi de hukuk sistemi de henüz kumar bağımlılığını kapsayan bütüncül bir yapı kurmuş değil.
İntihar düşüncesi, kişinin istemese bile, savcılık kararı ve psikiyatri onayıyla yatırılarak tedavi edilmesini gerektiren ciddi bir tablo.”
Türkiye’de hiçbir koruma sistemi yok
Bazı ülkeler vatandaşlarını kumar tuzağından korumak için çeşitli önlemler alıyor. Tekin güçlü denetim sistemi kuran ülkelere örnek olarak Hollandayı gösterdi: “Ülkede sadece belirli sayıda lisanslı kumar sitesi var. Gelirinizin üzerinde oynarsanız sistem sizi otomatik olarak engelliyor. Ne dijital ne de fiziksel kumar oynayabiliyorsunuz. Bu bağımlılık gelişmeden koruyan bir sistem.
Bizde hiçbir koruma sistemi yok. Kumar platformları ve dijital para aynı anda cebinizde. Pandemiyle birlikte dijital araçların kullanımı arttı, sosyoekonomik koşullar ağırlaştı ve insanlar kumarı bir ‘çıkış yolu’ olarak görmeye başladı. Borsa, kripto gibi alanlar da bu algıyı besledi.”
Tekin çevrimiçi kumar platformlarına erişimin kısıtlanması, reklam ve teşviklerin denetlenmesi ve ‘loot box’ (sürpriz ödül veren sanal kutu) gibi kumar benzeri oyun mekanizmalarına yönelik yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Ayrıca kumar reklamlarının, promosyonlarının ve spor veya kültürel faaliyet sponsorluklarının tamamen sona erdirilmesi, bu tür içeriklerin çocuk ve gençlere yönelik pazarlamasının engellenmesinin de etkili olacağını söyledi.
Çocuklar oynuyor
Kumarın telefonlarla oynanabilmesi oyuncu yaşını da düşürdü. Masum gibi görünen bahis türleriyle birlikte çocuklar 13-15 yaşında kumarla tanışıyor. Çalışmaya başlayınca yani 20’li yaşlardan itibaren kumar davranışı sorun olmaya başlıyor.

Tekin, kumar sorunlarının en fazla 23-35 yaş arasında yaşandığını belirtti:
“Ekonomik olarak kendilerini finanse edebildikleri dönemde kumara yatırılan para da artıyor ve bu noktada sorun belirginleşiyor.
‘Kumar oynama bozukluğu’ tanısı alınabilecek aşamaya geliniyor. Finansal kaynak bulmak işin en kolay yol bankalar. Kredi kartları, ek hesaplar, kredi çekmeler…“
Yukarıdaki kaynakları tüketenler bu kez en yakın çevresinden borçlanma başlıyor. Sonra eşyalarını satmaya yöneliyor; telefonu, bilgisayarını vs. Daha ileri aşamalarda arabasını ya da evini satmaya kadar gidebiliyor. En sonunda ise tefecilere-mafyaya gidiyorlar.
Bu borçlanma sürecinde hastalığın doğası da devreye giriyor. Kişi ne kadar harcadığını ve bunun sonuçlarının ne olacağını değerlendiremez hâle geliyor.
Tefecilerin eline kolay düşülüyor
Tekin Türkiye’de kumarın çok büyük bir kısmının tefecilerin elinde olduğunu düşünüyor: “Bunlar site üzerinden hesap ve kasa açıyor. Böylece kumar oynayan tefeciye borçlanıyor. Çoğu zaman hiçbir şekilde ödeyemeyeceği kadar borçlandırıp sonra da parayı tahsil etmeye çalışıyorlar.”
Kokain bilinen en uyarıcı maddelerden biri. Kumar bağımlığı, kokainden bile daha fazla uyarıyor ve dopamin salgılatıyor. Beyin bu kadar dopamin aldığında ve bir miktar da para kazandığında, tekrar tekrar istemeye başlıyor. Kumar doğası gereği önce veriyor, sonra alıyor. Kayıplar arttıkça beyin bu kayıpları telafi etmeye çalışıyor.
“İşte kısır döngü ve bağımlılık burada başlar” diyen Tekin şöyle devam etti: “Kumar, beraberinde insanların bilişsel fonksiyonlarını, yani beynin işlevlerini de etkiliyor. Dolayısıyla karar verme süreçleri bozuluyor.
Kişi yalan söylemeye başlıyor. Hatta çoğu zaman ihtiyacı olmasa bile kumar insana yalan söyletiyor. Tedaviye başlansa da yalan söyleme eğilimi ve davranışı devam edebiliyor.
Bu kumar tedavisini daha zorlu bir parkura sokuyor. Çünkü kişi ailesiyle birlikte ‘Süreci yönetelim, borçları yapılandıralım’ noktasına gelse bile, bir şekilde kayıplarının peşine yeniden düşmeye devam edebiliyor ve tekrar tekrar kumar oynuyor.
Süreç uzadıkça yalnızca kişinin değil, ailenin de finansal kaynakları tükeniyor. Hatta birçok aile ferdinde tükenmişliğe bağlı depresyon ve kaygı bozuklukları görülebiliyor.”