ARDA EKŞİGİL
Rivayete göre Erdoğan bağımsız yargı eliyle siyasi rakibini saf dışı bırakacak hamlenin yapıldığı günün gecesinde, koltuğunun sağlama alınmasının verdiği ferahlıkla ekran başına geçmiş, Saraçhane’de çaresizce toplanan kalabalıkları izlemeye koyulmuştu. Arada geçen kısa sürede ne yaşandığını bilmiyoruz. Fakat söylentiler doğruysa, gecenin sonunda öfkeden kumandasını yere fırlatıp kırmıştı.
Erdoğan’ın hiddeti takip eden günlerde katlanarak arttı. Bilmediğimiz şey değildi, sırtını dayadığı çoğunluk duvarının çatırdadığını hissettiğinde yüzünde toplanırdı öfke – Hatay depreminden sonra suratımızda patlayan o karanlık ifadeyi hatırlayın…
Bağımsız yargının yoğun mesaisi sonucu cezaevlerine doldurularak bertaraf edilen gençliğin sokaklardan arındırılması soğutamadı yüreğini. Kan beynine sıçramıştı, cami avlularında kurulan çilingir sofraları görünüyordu gözüne. Belki de ilk kez anlaşılamamanın, sesini duyuramamanın kahrını çekiyordu.
Kendi ifadesiyle ‘hiçbir kuralın, değerin, ahlaki sınırın olmadığı’ sosyal medya hesaplarına başvurdu mecburen. Malum ya, bağımsız yargının 23 yıllık asr-ı saadet devrinde iktidar arazisinde denk gelmediği turplar, muhalefetin tarlasından çıkıvermişti. Yazık ki Erdoğan, kendisine reva görülen – fakat haşa dengi olmayan- siyasi rakibinin aleni yolsuzluklarını görmeyi reddeden efsunlanmış kitlelere acı hakikati bizzat tebliğ etmek durumunda kalmıştı.
Bağımsız medya yine hakkın yanında saf tutuyor, muhalefetin tüm hezeyanlarına karşın 31 yıl önce yapılan diploma sahtekarlığının hesabını soruyordu inatçı bir titizlikle. Tweet atıyor ve sabrediyordu Erdoğan. Her gece, dolup taşan meydanların bir daha dolmamak üzere terk edileceğini umarak geçiyordu ekran başına. Kalabalıklara şaşıyordu çünkü keramet sahibi bir lider olarak, tedbirini almıştı aslında. Henüz bağımsız yargı kararını vermeden o kolluk kuvvetlerini yığmış, barikatları çekmiş, ulaşımı ve dolaşımı kesmiş, tesisatları sıkmıştı iyice. Fakat bir kaçak vardı. Nerede olduğu tespit edilemiyordu bir türlü. İnsanlar su sızıntısı gibi birikiyordu caddelerde, sokaklarda, kaldırımlarda.
Erdoğan bir süredir er meydanına alkış ve haykırışlar eşliğinde çıkmaya alışmıştı. Elleri kolları bağlanmış, ağzı bezle tıkanmış, dizleri üstüne çöktürülmüş rakiplerini ihtişamlı zaferlerle saf dışı bırakmanın, seyircinin nihayetsiz takdiri ve hayranlığını tekrar tekrar kazanmanın bahtiyarlığı sıradanlaşmıştı onun için. O kadar ki dövüşün azıcık orantısız kaçtığını ima eden utangaç fısıltıları dahi duymaya tahammülü kalmamıştı. İzleyiciden hem gördüğünü anlamamasını, hem de rakibinin acziyetini, güçsüzlüğünü, asla -iktidar- olamayacak oluşunu iliklerine kadar hissetmesini talep ediyordu. Bol keseden atılan yiğitlik ve mertlik naraları eşliğinde, bağımsız yargı ve medyanın dekorunu inşa ettiği bir Ali Cengiz koreografisiyle sonlanıyordu seçim programları.
Kaygan asfaltta tüm kırmızı ışıkları yakıp slalom yapmaya alışmış Kumandan, önü ilk defa tıkanınca, bocaladı evvela. Koşturduğu at dizginlenince, içerledi. Ayakkabısına giren çakıl taşını çıkartmaya kalktığında kopan orantısız feryat, o pek tanıdık öfkesini tetikledi. Buz kesmiş iftar salonlarından karşısına put gibi dikilmiş partili kullarının ürkek yüzlerine bakmaya tenezzül dahi etmeden prompter’a kilitlenmiş, meydanlara önce sitem etmiş, sesini git gide yükseltmişti. Mutlak zaferini hazmedememe cüretini gösteren insan birikintilerini son kez uyarıyordu. Yarın gece televizyonunun karşısına geçtiğinde güreş minderini alıştığı gibi, bomboş bulmalıydı.
Fakat ilginçtir, itaat emrine uyulmadı. Kumandan’ın eskiden gürül gürül gürleyen sesindeki kırıklık, kefene bürünmüş fedailerinin bakışlarındaki mahcubiyet, meydanları cesaretlendirmişti. Mangalda kül bırakmayan liderin estirdiği yiğitlik kasırgasının dindiği, esen ılık ilkbahar rüzgarından anlaşılıyordu. Kuşkusuz, keyfini kaçıran oy pusulalarını başarıyla iptal ettiren bağımsız yargı, siyasal rakiplerini amansız operasyonlarla rehin alarak gerekli mıntıka temizliğini yapıyordu hala.
Bu son hamle de boğazından geçiverseydi milletin, hayatın dikensiz bir gül bahçesine dönüşmesi işten bile değildi. Fakat yedi cihana kafa tutan yegane istinat duvarımız kaçak dövüş entarisini giymeye, simsiyah kuşağını beline dolamaya mecbur kalmıştı işte. Adaletin heybesine yerleştirdiği son hormonlu turpun sokaklara serpilmiş umut kırıntılarını süpüreceğini umarak televizyonu açtı yine.
Gelin görün ki meydanları basan suyun seviyesi giderek artıyordu. Üstelik, Kumandan’ın kumandası da çalışmıyordu artık.