Paris şehrinin sembolünün üstünde latince “Fluctuat nec mergitur”, yani “Dalgalarla hırpalandı ama batmadı” yazar. Fransız halkı bugün demokrasisinin batmamasını umuyor.
‘Devlet ve Islah’ türünden iki buz gibi kavram birbirine bu kadar yaklaştığında başınıza neler geleceğini hissediyorsunuz aslında. Bu memleketin evladı olup, Bartın Irmağı’na uzanacak zarif ellerin ıslah derken ‘bir şeyleri (de)’ imha edeceğini tahmin etmemek kolay değil.
Pratik bir sonuç elde edilebilmesi açısından Murat Sevinç’in çağrısının yasama organına yöneltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Anayasanın yasakladığı bir eylemi önlemek herkesten önce yasama organının görevidir. Meclis’te görev yapanlar, “Elimizden bir şey gelmez; Türkiye’de yargı bağımsızlığa var” gibi kimsenin inanmadığı bir bahanenin ardına sığınmasın
Şimdi akıllardaki soru, kraliyetin sadık hayranlarının da sabrı taşıyor mu yoksa her şeye rağmen dünyanın bu ünlü ailesi hala gönüllerin tahtında saltanatını sürdürebilecek mi?
Kolay yoldan zenginleşmeyi bir ideal olarak pazarlayan yasa dışı alemin bu yolla seçtiği kurbanları kazana atmak kolay. Altını harladığımız kazanın derecesini bile onların belirlediğini ne zaman fark edeceğiz? Odunu elimize tutuşturanın yüzüne bakmayı akıl etmenin zamanı gelmedi mi?
Dün yapılan Hollanda seçimleri herkes için sürpriz oldu. Aşırı sağcı Wilders beklentilerin de üzerine çıkarak 35 koltuk kazandı ve birinci parti oldu. 'Yeni başbakan olabilir' denilen Dilan Yeşilgöz'ün partisiyse üçüncü sırada. Tabii 'Wilders kesin başbakan oldu' veya 'Yeşilgöz şansını kaybetti' demek için daha çok erken.
Terörizmin ahlaki zafiyeti karşısında dehşete kapılanlar terörün faillerini ‘deli’ diye nitelemeye yatkın. Tabii öyle diyecekler, çünkü vahşetin arkasında bir mantık, bir gerekçe bulunabileceğini düşünmek faillere ‘insanlık kazandırıyor.’ Ancak ne kadar kötücül olursa olsun bir amaçla hareket etmek rasyonelliğe işaret.