Türkiye’nin Crans-Montana’dan sonra ileri sürdüğü iki-devletli çözüm formülünün en küçük bir destek bulması söz konusu değildir. Zaten bu, rasyonel bir Kıbrıs politikasından çok, Türk’ün Türk’e propagandası gibi durmaktadır...
Her sabah yeni bir felakete uyanacağını bildiğinden hiç uyanmamayı seçenlerle, uyuya kaldığı an karabasanın boğazına sarılacağını bildiğinden gözünü kırpmayan gündem uyurgezerlerinin mini minnacık bir ‘Fransız okulları hadisesi’ni can-ı gönülden sahiplenmeleri beklenemez elbette - ikinci sırada and içtikleri için ‘temizlenmeyi’ bekleyen teğmenler trajikomedisi, onların hemen arkasında ‘uyutularak’ toplu mezarlara gömülmeyi bekleyen sokak köpekleri var, onların arkasında artık derimize işlemiş enflasyon kabusu ve daha niceleri bekletiliyor gündemin bekleme odalarında.
Açık Radyo’nun geçen otuz yıl içinde sadakatini kazandığı dinleyicisine sunduğu gürültüsüz, şaşaasız, alçakgönüllü bir özveri şenliğidir, her şeyden önce. Türkiye’de binbir çeşit alanda yetişerek sivrilmiş zihnin, işi gücü bir kenara koyup kafa kafaya vererek dünyaya gözümüzü açtığı yerdir Açık Radyo. İçine kıvrılıp kapanan, yalnızlığından övünerek derin mutsuzluğunu hafifletmeye çalışan bu toplumun ayaklarına ‘kainatı’ taşıyan elçidir. İç çekişmelere ve çekememezliğe meyyal Türk entelijansiyasının en daimi, en parlak, iç karartırken dahi iç ferahlatabilen nadide yapılarındadır.
Paris şehrinin sembolünün üstünde latince “Fluctuat nec mergitur”, yani “Dalgalarla hırpalandı ama batmadı” yazar. Fransız halkı bugün demokrasisinin batmamasını umuyor.
‘Devlet ve Islah’ türünden iki buz gibi kavram birbirine bu kadar yaklaştığında başınıza neler geleceğini hissediyorsunuz aslında. Bu memleketin evladı olup, Bartın Irmağı’na uzanacak zarif ellerin ıslah derken ‘bir şeyleri (de)’ imha edeceğini tahmin etmemek kolay değil.
Pratik bir sonuç elde edilebilmesi açısından Murat Sevinç’in çağrısının yasama organına yöneltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Anayasanın yasakladığı bir eylemi önlemek herkesten önce yasama organının görevidir. Meclis’te görev yapanlar, “Elimizden bir şey gelmez; Türkiye’de yargı bağımsızlığa var” gibi kimsenin inanmadığı bir bahanenin ardına sığınmasın
Şimdi akıllardaki soru, kraliyetin sadık hayranlarının da sabrı taşıyor mu yoksa her şeye rağmen dünyanın bu ünlü ailesi hala gönüllerin tahtında saltanatını sürdürebilecek mi?