ARDA EKŞİGİL
Şaşkınlıkla kanıksanmışlık arasında gidip gelen, öfkenin yılgınlıkla kol kola yürüdüğü bir halet-i ruhiye içinde yazılıyor bu satırlar. Enflasyonun altında kalarak tatile dahi çıkamayan ahalinin çaresizce televizyonuna sarıldığı bu günlerde, Teşkilat-ı Mahsusa ve yurtsever mafya kılığında kaba kuvvet övgüsü pompalayan, Boğaziçi dekorlu yasak aşk masallarıyla uykuya yatıran ekran ve radyo kıskacının biricik Tanrısı RTÜK’ün aldığı son karar nasıl bir deli gömleği içinde debelendiğimizi bir kez daha yüzümüze vurduğundan, hayretle cinnet çarkıfeleğinde deveran etmemek güç.
Cumhur İttifakı üyeleri, oy çokluğuyla Açık Radyo’nun lisansını iptal etmiş. Bu zevat-ı muhterem ve onlara talimat veren ekabirin, şu günlerde şovenizmden bunalan ruhların nefes borusunu tıkamanın hazzını yaşadıklarını tahmin etmek güç değil. Milliyetçi-muhafazakar dar görüşlülüğün önüne çıkan her vahayı kurutma alışkanlığı pek tanıdık, neredeyse sıradan. Toprağı en ucuz – fakat kar marjı ve çevreye zararı en büyük – yöntemle kayınçonun şirketine oydurmanın o kısayolcu ferahlığı, ihale fesatçılığına sıkışmış ömürlerini biraz daha güvenceye almış olmanın o bildik rahatlığıyla koymuşlardır başlarını yastığa. İtirazın, sağduyunun, vicdanın sesini bir kez daha kesmiş olmanın derin huzuru içinde dalmışlardır uykuya.
Memleketle eşdeğer gördükleri yüksek şahsiyetlerinin bekası uğruna yaptıkları bu ‘hizmet’, her zamanki gibi işin sonunda memleketlinin zararına yazılacak, ona şüphe yok. Fakat bu kararla yalnızca akl-ı selimin sesi hamasetle boğulmuş olmuyor. Onun ötesinde bir başka kırım daha yaşanıyor ki, bahsini etmeden geçmek olmaz. Açık Radyo’nun temelini oluşturan ve zaman içinde yıllanarak kıvamına ermiş, ‘özveri adabının’ kırımı.
Açık Radyo’nun geçen otuz yıl içinde sadakatini kazandığı dinleyicisine sunduğu gürültüsüz, şaşaasız, alçakgönüllü bir özveri şenliğidir, her şeyden önce. Türkiye’de binbir çeşit alanda yetişerek sivrilmiş zihnin, işi gücü bir kenara koyup kafa kafaya vererek dünyaya gözümüzü açtığı yerdir Açık Radyo. İçine kıvrılıp kapanan, yalnızlığından övünerek derin mutsuzluğunu hafifletmeye çalışan bu toplumun ayaklarına ‘kainatı’ taşıyan elçidir. İç çekişmelere ve çekememezliğe meyyal Türk entelijansiyasının en daimi, en parlak, iç karartırken dahi iç ferahlatabilen nadide yapılarındadır. Bilgi verirken, fikir tokuşturur veya çarpıştırırken tanımlanması güç bir huzur veren, yalnız olmadığımızı bize hatırlatan, öfkelendirirken sakinleştirebilen bir iç sestir. Alınan bu kararla, başta Ömer Madra olmak üzere yıllardır olağanüstü bir özveri ve dayanışma içinde bal üreten bir irfan kovanına çomak sokulmuştur.
Elbette, memleketin ortalamasına en az üç gömlek büyük gelen bir müessesenin ‘yırtılmak istenmesi’ içinde bulunduğumuz bu yerli-milli kuraklık ikliminde şaşırtıcı değil. Hrant Dink, Tahir Elçi veya Osman Kavala gibi şahsi örneklerden, iradesi gasp edilmeye çalışılan birçok üniversite, meslek örgütü, vakıf ve derneğin toplu serencamından bildiğimiz üzere, Devlet sertlikten başka çözümü olmayan aşırı uçları değil, kutuplaşmayı azaltma gayreti içinde olan, toplumsal fay hatlarını izale etmeye çabalayan sağduyulu, ‘mutedil’ kişi ve kuruluşları gözüne kestirmiş gibi görünüyor. Açık Radyo’nun insanlığın ve müspet anlamıyla vatanseverliğin nişaneleri sayılabilecek bu silsileye dahil edilmesi, bir iftihar vesilesi sayılabilir elbette. Fakat unutulmamalı ki gömlek ‘Pençe-i Devlet’in attığı tırmıklara rağmen, henüz yırtılmış değildir – o meşum ‘hukuki süreçlerden’ biri başlamanın eşiğindedir yalnızca. Tenimize sinmiş Açık Radyo gömleğinin kokusundan ve dokusundan vazgeçmek, içine tıkıştırıldığımız deli gömleğinin dikenli kıvrımları arasında, merdivensiz kuyularda bırakılmakla eşdeğer olacak. Karanlığın nefesimizi kestiği o anlarda yalnızlığımızı ve çaresizliğimizi paylaşmış 95.0’ı yalnız bırakmamak için sesimizi yükseltmek, kamuoyu oluşturmak zorundayız. Memleketin dev bir kareli cekete dönüşmesini engellemek için bizi temsil ettiğini iddia eden siyasilerin paçalarına yapışmak mecburiyetindeyiz.
Kulaklarımıza kainatın tüm seslerini taşıyan elçiye zeval olmaması, biz dinleyicilerinin elinde.