Piyasada kısırlık sorunu olanlara ‘yumurta kalitesini artıran’, ‘sperm gençleştiren’ gibi iddialarla satılan çok sayıda takviye ürün bulunuyor. Ancak uzmanlar bunların bilimsel dayanaktan yoksun olduğu ve gebelik şansını artırmadığı uyarısı yapıyor.

100 çiftten yaklaşık 15’i istedikleri halde çocuk sahibi olamıyor. Ortalama bir sene boyunca korunmasız cinsel ilişkiye girmelerine rağmen gebelik elde edemeyen çiftlerde ‘infertilite (kısırlık)’ sorunu olduğu kabul ediliyor. Bu süre yaş ilerledikçe düşüyor. Sorunun üçte biri kadın, üçte biri erkek, üçte biriyse her ikisi veya açıklanamayan nedenlerden kaynaklanıyor.
Amerikan Hastanesi Yardımcı Üreme Teknikleri Ünitesi (IVF-Tüp Bebek) kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarından Prof. Dr. Bülent Urman’a hem infertiliteye zemin hazırlayan faktörleri hem de tıbbın bu çiftlere ne kadar yardımcı olabildiğini konuştuk.

30 yılı aşkın süredir tüp bebek tedavileriyle ilgilenen Urman, başvuran çiftlerle daha sık karşılaşsalar da bunun ‘insanlar artık daha infertil’ denilerek açıklanamayacağını söyledi. Çünkü bunun arkasında tek bir neden yok. Biyolojik, çevresel ve toplumsal faktörler birlikte rol oynuyor. Daha geç yaşta çocuk sahibi olma, yaşam tarzı değişiklikleri, çevresel maruziyetler, erkek faktörünün daha iyi tanınması ve çiftlerin daha erken uzman desteği aramasıyla birlikte bu tablo oluşuyor. Urman, “Bu nedenle, infertiliteyi kadın ve erkeğin birlikte değerlendirildiği, zamanın çok önemli olduğu ve mümkünse koruyucu üreme sağlığı bakışıyla ele alınması gereken bir durum olarak görmek gerekir” diyor.
Günümüz koşulları hem evlilik hem de çocuk sahibi olma yaşını daha ileri yaşlara kaydırdı. Kariyer, eğitim, ekonomik sebeplerle uzun yıllar ertelenebiliyor. Urman bunun kişisel karar olduğunu ancak biyolojinin sosyal yaşamdaki değişim hızına aynı ölçüde uyum sağlayamadığını söylüyor:
“Özellikle kadınlarda doğurganlık ne yazık ki biyolojik olarak belirli bir zaman dilimiyle sınırlı. Kadın sahip olacağı tüm yumurtalarla doğar. Zaman içinde hem yumurta sayısı hem de yumurta kalitesi doğal olarak azalır. Özellikle 35 yaşından sonra bu azalma hızlanırken, 40 yaşından sonra gebelik elde etme olasılığı daha belirgin şekilde düşer.”
Bunun temel nedeni yalnızca yumurta sayısındaki azalma değil, aynı zamanda kromozomal olarak sağlıklı yumurta oranının da giderek azalması. Sonuç olarak, gebelik şansı düşerken, düşük yapma ve kromozomal anomalili gebelik riski artıyor.
Yumurta en belirleyici faktör
Yardımcı üreme teknikleri çok gelişmiş olsa da, hiçbir tedavi yöntemi yaşın yumurta kalitesi üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldıramıyor. Urman, “Bu nedenle üreme tıbbında hâlâ en önemli belirleyici faktörlerden biri, kadının yaşı” diyor.
Erkeklerde ise durum biraz farklı. Erkekler yaşam boyu sperm üretmeye devam ediyor. Kadınlardaki gibi belirli bir yaşta ani bir düşüş görülmüyor. Ancak bu ‘sperm kalitesi hiç değişmiyor’ anlamına da gelmiyor. Son yıllarda yapılan çalışmaların başka bir tabloyu işaret ettiğini belirten Urman, “Özellikle 40-45 yaş sonrasında sperm DNA bütünlüğünde bozulma, DNA fragmantasyonunda (hasarında) artış ve bazı genetik değişikliklerin daha sık görüldüğü ortaya konuldu. Bunlar doğal gebelik süresinin uzaması, düşük riskinde hafif artış ve bazı olumsuz gebelik sonuçlarıyla ilişkilendiriliyor” diyor.
Sigara tüp bebek tedavilerinin de başarısını etkiliyor
Tek ‘düşman’ yıllar değil. Üreme sağlığını etkilediği gösterilen başka faktörler de var. Bilimsel olarak en güçlü kanıtları bulunanların başında sigara kullanımı geliyor. Sigara, yumurta kalitesinin bozulmasına, yumurtalık rezervinin daha hızlı azalmasına, menopoz yaşının daha erken olmasına ve doğal gebelik şansının düşmesine yol açıyor. Tüp bebek tedavisinde de başarısız sonuçlarla ilişkilendiriliyor.
Bir diğer önemli faktör, obezite ve metabolik sağlık. Özellikle insülin direnciyle birlikte görülen fazla kilo yumurtlamayı bozabiliyor, yumurta gelişimini olumsuz etkileyebiliyor ve gebelik şansını azaltabiliyor. Aynı şekilde, aşırı zayıf olmak da hormonal dengeyi bozarak adet düzensizliği ve yumurtlama problemlerine yol açabiliyor.
Ayrıca kemoterapi, pelvik radyoterapi ve bazı otoimmün veya genetik hastalıklar yumurtalık fonksiyonlarını kalıcı olarak etkileyebiliyor.
‘Kuvvetle muhtemel’ faktörler
Urman çiftlere şu mesajı veriyor: “Sigara içmemek, sağlıklı kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, kronik hastalıkları iyi yönetmek ve gereksiz çevresel kimyasal maruziyetini mümkün olduğunca azaltmak, bilimsel olarak en güçlü dayanağı olan koruyucu yaklaşımlar.”
Yanı sıra etkisi net ortaya konulamayan ancak ‘kuvvetle muhtemel’ faktörler de var.
Hava kirliliği, pestisitler, endokrin bozucu kimyasallar, PFAS (kalıcı kimyasallar), bisfenoller, ftalatlar ve ağır metaller kanıt düzeyi yüksek olmayan ve deneysel çalışmalarda gösterilen faktörler arasında yer alıyor. Bu maddelere çoğu zaman aynı anda, düşük dozlarda ve uzun yıllar maruz kalındığını belirten Urman şöyle devam ediyor: “Üreme hücreleri çevreden tamamen bağımsız değildir, içinde yaşadığımız çevre, beslenme biçimimiz ve metabolik sağlığımız yumurta ve sperm sağlığını birlikte etkiler.
Tek bir kimyasal için ‘Şu kadar maruziyet şu kadar infertilite yapar’ demek kolay değil. İnsan yumurtalık dokusunda veya folikül sıvısında mikroplastik saptanması çok önemli ve düşündürücü bir bulgu. Fakat henüz bunun doğrudan yumurta kalitesini ne ölçüde bozduğunu söylemek için erken.
Yani mikroplastikler için kesin infertilite yapar diyemeyiz. Ancak kuvvetli bir şüphe alanı olarak değerlendirilebilir.”
Spermin hem sayısı hem de kalitesi düşebilir
Meta analizler sperm sayılarındaki düşüşü ortaya koyuyor. Diğer yandan sperm kalitesi tek bir parametre değil. Bu sperm sayısı, hareketliliği, şekli, canlılığı ve DNA bütünlüğüyle birlikte değerlendiriyor. Klasik semen analizinde sayı, hareket ve morfolojiye bakılıyor. Sperm DNA hasarının erkek infertilitesinde giderek daha fazla önemsenen bir alan olarak ele alındığını ifade eden Urman, şunları anlattı: “Bu durum özellikle açıklanamayan infertilite, tekrarlayan düşük, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı veya ileri baba yaşı gibi durumlarda araştırılıyor.
Sperm sayısındaki düşüşe ek olarak sperm kalitesinde bozulmadan da söz edilebilir. Bu bozulmanın arkasında tek bir neden yok. Sigara, obezite, hareketsizlik, kötü beslenme, uyku bozukluğu, enfeksiyonlar, ileri yaş, ısı maruziyeti, bazı ilaçlar, hava kirliliği ve endokrin bozucu kimyasallar sperm üretimini ve sperm DNA bütünlüğünü etkileyebilir.
Özellikle oksidatif stres, spermin hem hareketliliğini hem de DNA yapısını bozabilen temel mekanizmalardan biri. Erkekler için de üreme sağlığı demek, sigara içmemek, sağlıklı kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak gibi tedavi edilebilir sorunları atlamamak ve gerektiğinde semen analizinin ötesinde değerlendirme yapmak anlamına gelir.”
Hem kadın hem de erkek üreme sistemi için Akdeniz diyeti ideal
Peki, üreme sağlığını korumak için bireysel olarak alınabilecek önlemler var mı? Urman “Evet, var” diyerek önerilerini şöyle sıralıyor:
“Burada önemli olan, mucize çözümler aramak yerine gerçekten etkisi kanıtlanmış yaşam tarzı değişikliklerine odaklanmak.
Sigarayı bırakma, sağlıklı kiloda kalma ve düzenli egzersizin yanı sıra Akdeniz tipi beslenme modeli öneriyoruz. Yani sebze, meyve, tam tahıllar, balık, kuruyemiş ve zeytinyağından zengin, işlenmiş gıdalardan fakir bir beslenme düzeni hem kadın hem erkek fertilitesi açısından en fazla desteklenen yaklaşımlardan biri.
‘Mucize diyetler’ veya tek bir besinin üremeyi artırdığına dair güvenilir kanıt bulunmuyor.
Çevresel kimyasalları tamamen hayatımızdan çıkarmamız mümkün olmasa da, maruziyeti azaltabiliriz. Özellikle sıcak yiyecek ve içecekleri plastik kaplarda bekletmemek, cam veya paslanmaz çelik ürünleri tercih etmek, sebze ve meyveleri iyi yıkamak, gereksiz pestisit maruziyetinden kaçınmak ve sigara dumanından uzak durmak alınabilecek basit ama akılcı önlemler.
Erkekler için ayrıca uzun süre yüksek ısıya maruz kalmamak, anabolik steroid veya testosteron preparatlarını hekim önerisi olmadan kullanmamak önemli.”
Öte yandan piyasada yüzlerce takviye ürün arasında üreme sağlığını artırdığı öne sürülen seçenekler yer alıyor. Urman eksikliği olmayan kişilerde rastgele vitamin veya antioksidan kullanmanın gebelik şansını artırdığını gösteren kanıt bulunmadığını söylüyor. Bu nedenle tedaviler kişiye özel planlanıyor.