Karanlık tarafımızın aynası; Fyodor
K

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Edebiyat

insanatinart@gmail.com

Bir yazarın izini sürmek… Muhteşem hazineler bulmak kadar, hayal kırıklıklarını da göze almak demektir.

Yüzyetmişbeş yıl önce… Bugün. 1849 22 Aralık.

Rakamla da 175!

Eğer son anda çarlık bando takımı ‘geri çekil’ borusunu çalmasaydı, biz ruhlarımızın karanlık yönleriyle karşılaşma şansımızı kaybedecektik.

Olduğumuzdan daha iyi, daha becerikli, daha öz güvenli, daha işini bilen, daha güzel, daha yakışıklı, daha iyi niyetli, daha ahlaklı, daha özgür, daha yardımsever, daha ulvi düşüncelere sahip olduğumuzu zannettiğimiz narsistik aynalarımıza bakarak; yalan bir dünyanın içinde kendimizden kaçarken, ayıplı yönlerini başkalarının hayatlarında yıkayan insanlar olarak sürdürecektik ömrümüzü.

Neyse ki kader, yalnızca kendi bildiği hikâyede yol ayrımını yarattı.

Size, bana, hepimize aslında kaç kişi olduğumuzu öğrenme şansını verdi.

Her şeyin bedelini karşı tarafa ödeterek ‘senin yüzünden’ demenin kibrinden vazgeçmeyi öğrenemediysek henüz, hayat öğretir!

Sahi dostum Fyodor siz kaç kişiydiniz?

Kaç kişi yaşayıp, kim olarak öldünüz?

Bir ömür boyu bütün o okuduklarımız; özellikle de klasikler ve romanlar, bizi biz yapar.

Duygunun acısını, acının duygusunu en iyi yazarlar çözümler.

Çünkü onlar kendi karanlıklarından geçerek yürüme cesaretini gösterirler.

Teorisyenler mi? O kısım biraz farklıdır. Olay yeri inceme ekibi gibi, her şey olup bittikten, o roman kahramanları yaşayıp öldükten sonra kitaplarda, ortaya çıkarlar ve adını koymaya çalışırlar şeylerin…

Edebiyatın soy yapıtlarını ortaya koyanlar hem yara hem de bıçak olurlar.

Otorite çılgını nefret ettiği bir baba ve doğurmaktan güçsüz düşen bedeni vereme yakalanıp ölen bir annenin oğluydu… Askerdeyken, babasının çalıştırdığı ve çalıştırırken işkence ettiği köylüler tarafından katledildiğini öğrendi.

Bu ölümü buz gibi karşıladı. Çünkü babasından nefret ediyordu. Buz gibi baktı kendi aynasına… Babasından nefret ettiği ve ölmesini istediği için kendinden nefret ediyordu.

Parası olduğu zaman fakir insanlara para vererek ve derinlemesine sorular sorarak onların hayat hikâyelerini dinliyordu. ‘İnsancıklar’ çıktı ortaya.

Dönemin ünlü edebiyat eleştirmeni Belinski yazdıklarını okur okumaz tanışmak istemişti.

Petersburg’da edebiyat dünyasının ve elit kişilerin arasına girmişti birdenbire… Ama özgüvensiz, basit, görgüsüz ve sara hastasıydı!

Bu haliyle hemen herkesin bir yandan hayran olup öte yandan dalga geçerek alay ettiği bir insana dönüştü. Ona ‘Gerçekten büyüksünüz Mihailoviç’ diyorlar ama arkasından gülüyorlardı.

Dengesi bozulmuştu. Sonraki birkaç yapıtında da bu bozukluk yansıyınca edebiyat dünyasının dev eleştirmeni Belinski “Ben yanıldım” dedi.

Evli bir kadına âşık olmuş. Unutmak için yasadışı siyasi gruplara bulaşmış, hükümetin sansür sistemini ve toprak köleliğini eleştirdiği bir konuşması nedeniyle otuz dört kişiyle birlikte bir kaleye kapatılmıştı. 22 Aralık günü içlerinden yirmi tanesini gözleri kapalı bir şekilde bir meydana getirdiler. Gözleri açıldığında kalabalık bir meydanda kurşuna dizilecekleri duvarın önünde duruyorlardı.

Birinci mahkûm duvarın önüne götürüldüğünde, kendisinin altıncı sırada olduğunu fark etti. Diğerleri Çar’ın kendilerini affeden kararının arkasındaki kişinin; Fiyodor Mihailoviç Dostoyevski olarak dünya edebiyat tarihine geçecek koğuş arkadaşlarının olduğunu bilemeyeceklerdi.

Hayatıyla kumar oynamış ve kazanmıştı.

Hayatını kazanıp, bütün parasını benzer kumarlarda kaybetti sürekli… Bu yüzden sevdiği kadınlardan oldu. Hep borçlu ve fakir yaşadı, sara nöbetleri geçirdi balayında bile…

Karısının ölüm yatağının kenarında ‘Yeraltından Notlar’ı yazdı. Yayıncısından aldığı avansı Baden Baden’de kumar masalarında kaybettikten sonra ‘Kumarbaz’ı…

Suç ve Ceza’, ‘Karamazov Kardeşler’, ‘Budala’…

Bize ruhumuzun öteki yüzünü ve kendimizle ilgili yüzleşemediğimiz her şeyi gösterdi.

Bu dünyadan ayrılırken kendimize saklayacaklarımızı, bizden çok önce hayatın ortasına bıraktı.

Gerçekten büyüksünüz Mihailoviç Dostoyevski, sizin bıraktığınız aynalardan kaçanlarsa; büyük zannettikleri hayatlarının yalnızca pahalı olduğunun farkına varmadan, giderek küçülüyorlar.”