MESUDE ERŞAN
@mesudersan
mesudeersan@diken.com.tr
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları Down sendromlu doğumundan sorumlu tutulmak istemiyor.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, yüksek tazminatların talep edildiği çok sayıda malpraktis davasının açıldığını belirterek, “Down sendromu malpraktis kapsamından çıkarılmalı” dedi.

Beş yılda altı bin dava
Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortasının 2010’dan itibaren hekimler için zorunlu hale getirilmesi, malpraktis davalarını patlattı. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına yönelik davaların başında da Down sendromuyla ilgili açılanlar geliyor. Aileler Down sendromlu çocuklarından, anne karnındayken tespit etmeyen (edemeyen) kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarını sorumlu tutuyor ve tazminat istiyor.
Sağlık Bakan Yardımcısı Halil Eldemir, beş yılda 6 bine yakın malpraktis (tıbbi uygulama hatası) davası açıldığını açıklamıştı. Davaların bin 831’i idari yargı tarafından reddedildi. 178 dava kabul, bin 11 dava da kısmen kabul edildi. Yaklaşık 5,3 milyar tazminat talep edilen davalar sonucunda 172 milyon lira tazminat ödenmesine hükmedildi. Söz konusu davalardan 4 bin 67’si hekim, 517’si hemşire, 147’si ebe, 391’i diğer personelin kusurlu olduğu iddiasıyla açıldı.
Taramada risk varsa, tanı testlerine geçiliyor
Ortalama her 800 doğumda bir Down sendromlu bebek dünyaya geliyor. Kromozom anomalisinin yol açtığı sendrom, 35 yaş üstü hamileliklerde daha sık görülüyor. Ancak genç kadınlar daha fazla bebek doğurdukları için Down sendromlu çocukların yüzde 75-80’inin anneleri de onlar. Türkiye’de yaklaşık 70 bin Down sendromlu bireyin bulunduğu tahmin ediliyor.
Bebeğin gelişimin ve sağlığını takip etmek için tarama testleri gebelik haftasına göre adım adım yapılıyor. Sık görülen anomalileri arayan tarama testlerinde risk saptanması halinde, daha kesin sonuçlu, pahalı ve girişimsel genetik tanı testlerine (amniyosentez, koryon villüs örneklemesi) geçiliyor. Bu testler yüzde 100’e yakın doğrulukta. Ancak küçük de olsa düşük ve bebeğin kaybedilmesi riski bulunuyor. Testleri yaptırmak önerilse de bir zorunluluk değil. Diğer yandan çocuğunun Down sendromlu doğacağını bilen pek çok aile ise gebeliği sonlandırmayı seçmiyor.
18 hafta takip etti tazminat davası açıldı
16 yıllık kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. M.S., malpraktis davasına muhataplardan biri. Altı yıl önce bir süre gebeliğini takip ettiği hastası, Down sendromuyla doğan çocuğu için 6 milyon lira tazminat talebiyle dava açtı. Dr. M.S’nin verdiği bilgiye göre, gebeliğin 12’inci haftasında ikili tarama, 16’ıncı haftasında dörtlü tarama testi yaptı. Gebenin yaşı 35’in altındaydı, başka bilinen bir riski de yoktu. Aile bebeği kaybetme riskini göze alamadı ve amniyosentez yaptırmayı tercih etmedi. M.S. bunun üzerine gebeliğin 22 haftasında detaylı ultrasonografi yapılmasını önerdi. Ancak aile 18’inci haftadan sonra başka bir hekime gitti. Aile doğumdan sonra malpraktis davası açtı.
İlk davayı Dr. M.S. kazandı. Aile istinaf mahkemesine başvurdu. İstinaf mahkemesi başka bir bilimsel bilirkişi görüşü daha istedi. Mahkeme, bilimsel bilirkişiden rapor gelmeden hesap bilirkişisine de yolladı. Dava sürüyor.
Aile 6 milyar istiyor, sigorta 600 bin lirasını karşılıyor
M.S. şunları söyledi: “Hastaya her söylediğimiz, önerdiğimiz test ya da bilgilendirme için nasıl onam alalım? Biz sadece önerebiliriz. Bazen hastalar da ‘Yaptırırız’ deyip, bir daha gelmeyebiliyor. Ailenin benden talebi 6 milyon lira, sigortamın karşıladığı tutar 500-600 bin lira.”

Sosyal medyada “Down sendromlu çocukların geleceği için doktorunuzun hekim sigortasından tazminat hakkınız var” ilanı veren hukuk büroları var.
M.S., “Bunlar aileleri ‘gaza getiriyor.’ Ailelere doktora bir şey olmayacağını, ödemeyi bizim sigortalarımızın yapacağını söylüyor. ‘Alabildiğimizi alalım’ diye düşünüyorlar” dedi.
Gebe takibi yapmak istemiyorlar
Açılan davalar hekimleri farklı önlemler almaya itti. Bazı kadın hastalıkları ve doğum uzmanları bilgilendirmeyi kayıda almak için kamera sistemi kurdu. M.S şunları söyledi: “Büyük bir kesim gebe takibi yapmak istemiyor. Doktor yalnız bırakılıyor. Bizi ispat yükümlülüğü altında bırakıyorlar. Bilgilendirdiğimizi ispat etmemiz isteniyor.”
Her zaman Down sendromu olasılığı var
Down sendromunun kesin tanısı ancak amniyosentez denen karından su alınması yöntemiyle konabiliyor. Bunun dışında yapılan bütün tarama testlerinin çok az da olsa yanılma payı bulunuyor. En yüksek doğruluk payı olan anne kanında fetal DNA’ya bakan testleriyse Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödemiyor.

Prof. Dr. İsmail Mete İtil, şunları kaydetti: “Meslektaşlarımız Sağlık Bakanlığı’nın uygulama rehberlerine göre eksiksiz hareket etse bile Down sendromlu bir bebek doğduğunda aile dava açıyor. O zaman da her şeyi tam yapmış olan bir hekim de yüksek tazminatlarla karşılaşabiliyor. Biyotıp sözleşmesi ve hasta hakları yönetmeliğine göre, cerrahi müdahaleler dışında yazılı onam alınmasına gerek yok. Fakat yargı, tarama testleri yüksek risk göstermeyen ve müdahale önerilmeyen hastalardan bile onam alınmamasını cezalandırma sebebi görüyor.”
Doktorlara evlerini sattırıyor
Milyon liraları bulan tazminatların hükmedilmesi nedeniyle evlerini satan hekimler bulunuyor. Çünkü sigortalar bu yüksek tutarları karşılamıyor. İtil, şu ifadeleri kullandı: “Sağlık Bakanlığı kamuda çalışan hekimler için hekime rücuyu önleyen bir takım önlemler almaya çalışıyor. Fakat özel ve vakıf hastanelerinde ya da serbest çalışan binlerce hekim de var. Bunların hiçbir koruması yok. Yönetmelikler ve hukuksal durum arasında çelişkiler var. Bunların düzeltilmesi lazım. Onlarca meslektaşımız mağdur.”
İtil, malpraktis davalarına bakan hakimlerin her şey normal olsa da onam almak zorunluluğu getirdiğini söyledi: “Genel uygulamaya göre yüksek riskli gebelikle ilgili hastaya yaptırması gereken testler önerilir. Yüksek risk yoksa hastaya sözlü bilgilendirilir. Yani hekim bilgi verir, öneride bulunur ama hasta isteğini seçer. Hekim ne yaparsa yapsın tüm testler normal çıksa da Down sendromu olasılığı her zaman vardır. Down sendromu malpraktis kapsamından çıkarılmalı. Down sendromlu doğumdan hekim sorumlu tutulmamalı.”
Kadrolar boş kalıyor
Malpraktis davalarının (ve sağlıkta şiddetin) sonuçlarından biri de daha önceleri Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda (TUS) birincilerin girdiği branş olan kadın hastalıkları ve doğumun cazibesini kaybetmesi. Bir başka etkisi, hekimler risk almamak için çok fazla tetkik istemek zorunda hissetmesi. Bu da hem maliyetleri hem de sağlık hizmetlerinin yükünü artırıyor.
Halen asistan hekimlerle birlikte yaklaşık 9 bin kadın hastalıkları ve doğum uzmanı var.
İtil, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gençler maddi olarak daha tatmin edici, daha az riskli, daha az şikayet edilen, daha fazla sosyal hayat yaşama imkanı veren branşları tercih ediyorlar. Ancak bu durum bir yerde tıkanacaktır, hekimlerin kaçışı ciddi sorunlara sebep olacaktır. Kadın doğum için açılan kadrolar boş kalıyor. Bizim uzmanlığımız çok fedakarlık ister. Gecesi gündüzü yoktur. Hekim elbette bunun karşılığını almak istiyor. Özlük haklarında bir türlü istenen iyileştirmelerin yapılamaması, malpraktiste yüksek cezalar ve yıllarca süren soruşturma süreçleri, hekime giderek artan şiddet gençleri uzaklaştırıyor.”
5 dakika anlatmaya yeter mi?
Kamu hastanelerinde beş dakikaya düşen muayene süreleri, gebelik takiplerini de zorlaştırıyor. Hem fizik muayene hem de olası riskleri kısa zamanda anlatmak, izah etmek kolay değil. Bir jinekoloğun 5 dakikada bir hastayla konuşması, hastanın muayene için hazırlanması, muayenenin yapılması, tanı belirlenmesi, tetkik ve tedavi planı yapılması, durumun hastaya anlatılması mümkün değil.
İtil, şunları anlattı: “Kamuda çalışan hekimin süre kısıtlılığı ve hasta sayısı yoğunluğu özel sektöre göre daha da dezavantajlı. Özelde ise hastanın beklentisinin yüksekliği, özele gittiği için tüm sorunlarının kesinlikle çözüleceği inancı ve hastanın hekimden bunları mümkün olan en az tetkikle, düşük maliyetle çözmesi isteği dezavantaj. Özelde hastaya olası bir komplikasyon bilgisi veya olumsuz bir sonuç söylemek ‘bir de özele geldik’ olarak karşılık buluyor.”
‘Kazanç kapısı haline geldi’
Malpraktis davalarındaki yüksek tazminat tutarlarının bu durumu kazanç kapısı haline getirdiğini söyledi: “Bazı avukatlık büroları ameliyat sonrası komplikasyon oluşan ya da engelli bebek doğuran ailelere, hekimi dava ederlerse yüksek para alacaklarını söyleyerek dava etmeye zorluyorlar. Bu davalar borçlar kanununa göre görüldüğü için, çok yüksek tazminatlar isteniyor hekimden. Baştan duruma razı olan aileler bile, hekimi dava etmeye karar veriyorlar.”