Ülke her bağlamda çok kötü çizilmiş, komik olmayan bir karikatüre dönüştü. Günden güne de çizgilerin mürekkebi ve kurşun kalemleri birbirine bulaşıyor, beyaz üzerine serbest teknik balçık gibi bir şey oluyor geleceğimiz. Geleceğimiz derken ülkemizde geleceğimizi, yani çocuklarımızı da unutmadık. Çolak, topal ve kafasını bebekken 5 kere kalorifere vurmuş bir evlat gibi yetişen çocuklarımız… Günden güne değiştirilen, artık iyice Frankeştayn’a benzeyen, kıt akıllı eğitim sistemimiz sayesinde, öncelikle tüm ülkeye yetecek kadar imam ve hatip yetiştirdik çok şükür. Sonrasında uzun vadede büyük İstanbul depremi gerçekleştiğinde bütün bu imamlar seferberliğe çağrılır da cenaze namazımız standartlara uygun kılınır umarım… Ne diyorduk? Gençlerimiz… Gençler zaten bitti. İnterneti keşke komple yasaklasaydık da gençler mevzunun farkına varamasalardı. Telefonlarından yurt dışındaki akranlarının yaşamlarına tanık olup, sokakta yürürken üzerine gelen motordan kaçmak zorunda olmak, gitmek istediği konsere, festivale gidememek, gidebilecek parasını denkleştirse bile gideceği ortamın yasaklanması, iptal edilmesi onları da yaralıyor. Zaten dışarı çıkmak, sosyallik gibi kavramlara da uzaklaştıkça uzaklaştılar. Cuma gecesi arkadaşlarıyla bir iki bira içse, sonra evine nasıl dönecek? Kaldı ki, alkole devlet eliyle kırbaç gibi vurulan ve bindirilen onca vergiden sonra gençlerimiz artık iki bira içeceğine bir sentetik uyuşturuculara yöneliyor. Neyse ki ülkemiz dünya narkotik trafiğinde lider konumda. Gençlerimizin geleceklerinden de ülkemizin mafyası, buna göz yuman idarecileri nemalanıyor çok şükür.
Okulunda ise içinden böcek çıkan yemekhane yemekleriyle mi yoksa kapısına kelepçe vurulan okul kapısıyla mı bu ülkenin en değerli kaynağı evlatları ‘‘gelişecek?’’ Sabahları ağır işçi misali kör karanlıkta okula gitmeye çalışan anaokulu çocuklarından ne hayır gelecek? Geleceğimiz sabahtan beri karanlık, sağ olsun şive taklidi yapan çokomel birey, sana da çok güldük ama son gülen sen oldun